Bir Islah Fırsatı Olarak Yıkım - Kaynaklardan Seçilmiş Alıntılar

  • Kapların kırılması

  • Kırılmanın Islahı

  • Şehina'nın Hüznü

  • Şehina 'yı Tozdan Yükseltmek 

  • Darboğazlar Arasında

Kapların kırılması

1. Baal HaSulam, Ohr HaBahir, “Kapların Kırılması”

Kapların kırılması. Bu ön kırılma yoluyla gelen ıslah, kırılmanın kendisinin büyük bir ıslah olması şeklindedir. Bazıları bunu ıslah etmek için bir bozukluk olarak yorumlamıştır. Ancak bu ifade yanlıştır, çünkü bu sözler hakkında şunu sormalıyız: “O neden önce bozup sonra düzeltsin? Bozmasın ve düzeltmeye de ihtiyaç duymasın." Bununla birlikte, mesele şudur ki, ıslahın tüm amacı ve Yaradan'ın yaratılışın başlangıcında tasarladığı büyük iyilik, kapların bu şekilde bozulması yoluyla olmasaydı dünyaya gelmeyecekti ve tüm ıslah, meseleyi başlangıçtan itibaren asla bozulmadıklarını açıklığa kavuşturma konusundadır.

2. RABAŞ, Makale No. 19 (1985),“ Firavun'a Doğru Gel - 1”

Maneviyatta kırmak, maddesellikte bir kabı kırmaya benzer. Fiziksel bir kap kırılır ve içine bir miktar sıvı dökülürse, sıvı dışarı akar. Aynı şekilde, maneviyatta da, kişinin kendisi için alma arzusu düşüncesi Kli'ye girerse, bolluk dışarıya, yani Keduşa 'nın [kutsallığın] dışına dökülür.

Keduşa “Yaradan için” anlamına gelir. "Yaradan için ‘in dışında kalan her şeye Sitra Ahra [diğer taraf], yani Keduşa’nın diğer tarafı denir. Bu yüzden Keduşa ' nın ihsan etmek, Tuma'a' nın [kirlilik] ise almak anlamına geldiğini söyleriz.

Bu nedenle, kırılmadan sonra doğan bizler sadece almayı arzularız. Bu nedenle bize bolluk verilemez, çünkü hepsi kesinlikle Sitra Ahra tarafına gidecektir.

3. RABAŞ, Makale No. 13 (1990), “Yaradan ve Şehina'nın Birleşmesiyle Tüm Günahlar Bağışlanır Ne Demektir?”

Kendisi için alma arzusu ile Keduşa birbirine karıştığında, kapların kırılması. Ayrıca, kutsal kıvılcımların Klipot 'a [kabuklara] düşmesine neden olan bilgi ağacının günahı meselesi de vardı. Dolayısıyla, kapların kırılması ve bilgi ağacının günahı, sonrasında gelen yaratılanların, alma arzusunun beslenmesini Klipa 'nın [ Klipot'un tekili] ABYA 'sından almasına neden olmuştur.

4. RABAŞ, Makale No. 13 (1990),“Çoğunluğun Duasının Önemi”

Bilgelerimizin bize söylediklerine inanmalıyız; maddesel hazlardaki tüm hazlar, maneviyatta var olan hazlarla kıyaslandığında sadece küçük bir mumdur. Sulam Tefsiri'nde (“Zohar Kitabı'na Giriş,” s. 173) yazıldığı gibi, “Dünyanın yaratılışından önce, kapların kırılmasının anlamı budur. Keduşa [kutsallık] kaplarının kırılması ve ayrılmış BYA'ya düşmeleriyle, kutsal kıvılcımlar onlarla birlikte Klipot 'a [kabuklara] düştü, bunlardan her türden haz ve sevgi Klipot'un alanına geldi ve bunları insanın alması ve zevki için aktardı."

Dolayısıyla, hazların çoğunun Keduşa'da olduğu sonucu çıkar.

5. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 179, “Ibur [ Gebe Kalma] - 1”

Adam HaRişon'un günahından sonra, yaratılanlar kırık ve ölü Kelim olarak kabul edilir. Yani, onların Kelim 'i sadece benlik algısındadır, Yaşamların Yaşam'ından ayrılmıştır. İçlerinde sadece Ohr Hozer 'in [Yansıyan Işık] Reşimot 'undan kalan ve Kelim 'i yaşatmak için inen bir kıvılcım vardır ki onun sayesinde ölülerin dirilmesi için ayağa kalkabilsinler.

Bu kıvılcım bir Keduşa [kutsallık] kıvılcımıdır ve Ohr Hozer'in kalıntısıdır. Onu yükseltmeliyiz, yani ihsan etmek için almalıyız, buna “yükseltmek” yani MAN'ı yükseltmek denir. Bununla, bir Masah [perde] ve Aviut [kalınlık] yapılır, Ohr Hozer, Kelim 'i ışıkları (Ohr Yaşar [Direkt Işık]) giydirecek ölçüde doldurduğunda, bunun üzerine dolum gelir.

6. Baal HaSulam, Şamati, Makale No. 81, “MAN Yükseltmekle İlgili"

Kırılma nedeniyle Keduşa [kutsallık] kıvılcımlarının BYA'ya düştüğü bilinmektedir. Ancak orada, BYA'da, düzeltilemezler. Bu nedenle, Atzilut'a yükseltilmeleri gerekir. Mitzvot 'u [emirleri] yerine getirerek ve kendisini değil Yaradan'ı hoşnut etmek amacıyla iyi işler yaparak, bu kıvılcımlar Atzilut'a yükselir.

7. Baal HaSulam, Mektup No. 19

Kapların kırılması nedeniyle, tüm Otiot, maddesel davranışlara ve insanlara aktarılmıştır. Kişi kendini ıslah edip köküne ulaştığında, onları teker teker kendi başına toplamalı ve köküne, kutsallığa geri getirmelidir. “Kendini ve tüm dünyayı erdemin tarafına mahkûm etmenin” anlamı budur.

8. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 867, “Barışın Hüküm sürmesi”

İnsan, herhangi bir ıslaha yol açmadığı sürece zahmet çekebilir ve çalışabilir. Ama fazla çaba gerektirmeyen küçük bir şey için, eğer ıslah yolundaysa, güç yoktur, çünkü bozukluklar bilgi ağacının günahının kaplarının kırılmasından kaynaklanır.

Bu henüz ıslah edilmediğinden, bozukluklar hâlâ hüküm sürmektedir. Bu saltanat güç verir, ki bu ıslah yolunda böyle değildir. Bu da “barış” adı verilen farklı bir yönetim gerektirir.

9. RABAŞ, Makale No. 26 (1989), Çalışmada “Kendini Kirleten Yukarıdan Kirletilir” Nedir?

“İhsan etmek için almak” olarak adlandırılan bu Kli, “kendisi için alma arzusu” olarak adlandırılan ve onu yokluktan var eden Yaradan'a atfettiğimiz Kli 'nin tam tersidir. Dolayısıyla, eğer kendi iyiliğimiz için değil de sadece Yaradan'ın iyiliği için çalışmak istiyorsak, bu zor bir çalışmadır çünkü Yaradan'ın yarattığı Kli 'ye karşı savaşmamız gerekir.

Bu çalışmadan, ışıkların ayrılması, kapların kırılması, Keduşa, Tuma'a, Sitra Ahra [diğer taraf] ve Klipot gibi öğrendiğimiz tüm eksiklikler ortaya çıkar. Ayrıca, Zohar 'da ve Kabala kitaplarında açıklandığını gördüğümüz tüm isimler, sadece yaratılışın ıslahından uzanır.

Bu böyledir çünkü Hayat Ağacı'nın başında yazıldığı gibi yaratılışın ıslahının Kelim 'ini yaratılanlara atfederiz ve On Sefirot'un Çalışması'nda açıkladığı gibi, Malhut de Ein Sof olarak adlandırılan ilk alma arzusunun, almak için değil, ihsan etmek için almak istediğini söyler.

10. RABAŞ, Makale No. 2 (1991), Çalışmada “Ey İsrail, Tanrın Efendine Dön” Nedir?

İnsanın özü kalptir. [...] Kalp, yukarıdan Keduşa 'yı alan Kli 'dir [kaptır]. Kapların kırılması hakkında öğrendiğimiz gibi, eğer Kli kırılırsa, içine koyduğunuz her şey dışarı dökülür.

Aynı şekilde, eğer kalp kırılırsa, yani alma arzusu kalbi kontrol ederse, bolluk oraya giremez çünkü alma arzusunun aldığı her şey Klipot 'a [kabuklara] gidecektir. Buna “kalbin kırılması” denir. Dolayısıyla, kişi Yaradan'a dua eder ve şöyle der: “Bana yardım etmelisin çünkü ben herkesten daha kötüyüm, çünkü alma arzusunun kalbimi kontrol ettiğini hissediyorum ve bu yüzden kalbime hiçbir Keduşa giremiyor. Hiçbir lüks istemiyorum, sadece Yaradan rızası için bir şeyler yapabilmek istiyorum ve ben bunu yapmaktan tamamen acizim, bu yüzden beni sadece Sen kurtarabilirsin."

Bununla, “Efendi, kalbi kırık olanlara yakındır” (Mezmurlar 34) diye yazılmış olanı yorumlamalıyız. Bu, Yaradan'dan kendilerine yardım etmesini isteyenlerin kalplerinin kırılmayacağı ve bütün olacağı anlamına gelir.

11. Avodat İsrailsrail'in Çalışması], Shlach Bölümü

Bilgelerimiz, “Dağılmak kötüler için, toplanmak ise erdemliler için iyidir” demişlerdir. Bu, ARI'nın söylediğine göre, Igulim [daireler] dünyalarında, bir Igul [daire] diğerine dokunmaz ve Yosher [doğruluk] dünyasında düzeltilinceye kadar orada kırılma meydana gelir. Meselenin ve alegorinin anlamı şudur: Igulim'in aklı, kendini çevreleyen ve kuşatan ve Yaradan'ından ayrı düşen biri gibidir. Kendisini kendi arzusuyla yönetecekmiş gibi görünür ve kibirlenir ve “Ben yöneteceğim” der ve bu kırılmadır.

Aynı şekilde kötüler arasında da her birinin kalbi kibirlidir, “Ben hükmedeceğim” der, bu yüzden ayrılık dünyasındadırlar ve açıkça görebildiğimiz gibi halkalar gibi birleşemezler, çünkü bir arada oturamazlar. Onlar için dağınıklık iyidir.

Buna karşılık, erdemlilerin her biri Yaradan'ına farklı bir tarzda hizmet etse de, hepsi aynı şeyi, yani Cennetteki babalarını hedefler. Tek bir kalpte tek bir adam olarak teker teker toplanırlar ve bir araya gelirler ve her biri kendini küçültür ve kendisine hizmet etmesi için güç ve zeka veren Yaradan rızası için çalışmayı yüceltir. Bu nedenle, kimse dostuna karşı kibirli olmaz ve onlar doğruluk dünyasındadırlar ve birbirleriyle birleşirler.

Kırılmanın Islahı

12. Şem MiShmuel, Haazinu Bölümü

Yaratılışın amacı, Zohar'da söylendiği gibi, herkesin O'nun arzusunu yerine getirmek için tek bir demet olmasıydı; Adam HaRişon yaratılan tüm varlıklara “Eğilip diz çökelim ve Yaratıcımız Efendimizi kutsayalım” diyecekti. Ancak günah yüzünden mesele sarpa sardı ve o nesillerdeki en iyiler bile Yaradan'a hizmet etmek için bir araya gelemedi. Daha ziyade, tek başlarına bireylerdi, çünkü bir demetteki yabancı bir parça tüm demeti bozar. Bunun ıslahı, Babil neslinde, insan ırkında ayrılık meydana geldiğinde yani insanları Yaradan'a hizmet etmek için bir araya getirme ve toplama ıslahının başlangıcında, Atamız İbrahim ve onun soyundan gelenlerle, Yaradan'a hizmet etmek için toplanan bir topluluğa sahip olmakla başladı. İbrahim, “İbrahim'in evinin halkı” olarak adlandırılan büyük bir topluluk onun etrafında toplanana kadar yürür ve Yaradan'ın adını anardı. Böylece mesele, İsrail topluluğunun meclisi haline gelene kadar büyüdü. Ve ıslahın sonu gelecekte, herkes Senin arzunu tüm kalbiyle yerine getirmek için tek bir demet haline geldiğinde gerçekleşecektir.

13. Baal HaSulam, “600.000 Ruh”

Yazıldığı üzere (Yaratılış 2:7), dünyada gerçekten de tek bir ruh vardır: “Ve onun burun deliklerine yaşamın ruhunu [İbranice'de ‘nefes’ de denir] üfledi.” Aynı ruh, Adam HaRişon'da olduğu gibi, tüm İsrailoğulları'nda, her birinde eksiksiz olarak mevcuttur, çünkü manevi olan bölünmezdir ve kesilemez - bu daha ziyade maddesel şeylerin bir özelliğidir.

Bunun yerine, 600.000 ruh ve ruh kıvılcımı olduğunu söylediğimizde, bu sanki her bir kişinin bedeninin gücüyle bölünmüş gibi görünür. Başka bir deyişle, önce beden onu böler ve ruhun ışıltısından tamamen mahrum bırakır ve Tora ve Mitzva 'nın [emir] gücüyle beden arınır ve arındığı ölçüde ortak ruh onun üzerinde parlar.

14. Baal HaSlam, “600,000 Ruh”

Maddesel bedende iki ayrım yapılmıştır: İlk anlayışta, kişi ruhunu eşsiz bir organ olarak hisseder ve bunun İsrail'in tamamı olduğunu anlamaz. [...]

İkinci anlayışta, İsrail ruhunun gerçek ışığı, tüm aydınlatma gücüyle kişinin üzerinde parlamaz, ancak kolektife dönerek kendini arındırdığı ölçüde kısmen parlar.

Bedenin tamamen ıslah olduğunun işareti, kişinin ruhunun tüm İsrail'de, her biri ve her birinin içinde var olduğunu hissetmesidir; bunun için kişi kendisini bir birey olarak hissetmez, çünkü biri diğerine bağlıdır. Böyle bir durumda kişi tamdır, kusursuzdur ve ruhu Adam HaRişon'da göründüğü gibi gerçekten en güçlü haliyle üzerinde parlar.

15. Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Görme Kutsamaları ve Kişisel Kutsamalar,” Kural No. 4

Tüm yaratılışın canlılığı, beslenmesi ve ıslahı, esas olarak farklı görüşlere sahip insanların sevgi, birlik ve barış içinde bir araya gelmesiyle sağlanır.

16. Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Bölüm 8, Ohr Pnimi, Madde 88

Dualar ve uygulamalı Mitzvot [emirler] ile ilgili tüm çalışmalarımız, Adam HaRişon 'dan Klipot 'a [kabuklara] düşen tüm ruhları bir kez daha tasnif etmek ve bilgi ağacıyla günah işlemeden önce olduğu gibi ilk köklerine getirene kadar yükseltmektir.

17. Baal HaSulam, Mektup No. 4

Efendinin kutsadığı topraklara gitmekten ve ruhunuzdan düşmüş olan tüm o güçsüz organları toplamaktan ve onları tek bir bedende birleştirmekten başka bir eksiğiniz yok.

Bu eksiksiz bedende Yaradan, Şehina 'sını durmaksızın aşılayacak ve zekâ pınarı ve yüksek ışık akıntıları hiç bitmeyen bir pınar gibi olacak. Gözünüzü diktiğiniz her yer kutsanacak ve herkes sizin sayenizde kutsanacak, çünkü sizi sürekli kutsayacaklar.

18. Baal HaSulam, “Dünyada Barış”

Gerçekte iyi ya da kötü her şeyin ve hatta dünyadaki en zararlı şeylerin bile var olma hakkı vardır ve bunlar yok edilmemeli ve dünyadan silinmemelidir. Biz sadece onu onarmalı ve ıslah etmeliyiz çünkü yaratılış eserine dair her türlü gözlem, bize onun Operratörü ve Yaradan'ın yüceliği ve mükemmelliğini öğretmek için yeterlidir. Bu nedenle, yaratılışın herhangi bir öğesine kusur atfederken, onun gereksiz ve lüzumsuz olduğunu söylerken çok dikkatli olmalıyız, zira bu onun Operatör'ü için yapılmış bir iftira olacaktır.

19. Baal HaSulam, “Dünyada Barış”

Burada etkin olan iki otorite vardır [...] Biri, zararlı ve kötü olan her şeyi iyi ve yararlı hale getireceğinden ancak zamanı geldiğinde, kendi yolunda, ağır bir şekilde ve uzun bir süre sonra geleceğinden emin olan cennetin otoritesidir. [...] “Gelişen nesne” yaşayan, hisseden bir varlık olduğunda, yolunu acımasızca oyan “gelişim baskısı” altında korkunç işkenceler ve acılar çeker.

Ancak “yeryüzünün otoritesi”, yukarıda bahsedilen bu gelişim yasasını kendi hükmü altına alan ve kendilerini zamanın zincirlerinden tamamen kurtarabilen ve zamanı, yani gelişiminin sonu olan nesnenin olgunluğunun ve ıslahının tamamlanmasını büyük ölçüde hızlandıran insanlardan oluşur.

20. Baal HaSulam, “Zohar Kitabına Giriş”, No. 19

İçimizdeki kendimiz için alma arzusu yalnızca yok edilmek, dünyadan kaldırılmak ve ihsan etme arzusuna dönüştürülmek üzere yaratılmıştır. Çektiğimiz acılar onun hiçliğinin ve içindeki zararın ifşasından başka bir şey değildir. Gerçekten de, tüm insanlar kendileri için alma arzularını ortadan kaldırmayı ve yok etmeyi kabul ettiklerinde ve dostlarına ihsan etmekten başka bir arzuya sahip olmadıklarında, dünyadaki tüm endişeler ve tehlikeler ortadan kalkacaktır. Böylece hepimiz bütün ve sağlıklı bir yaşamın güvencesi altında oluruz, çünkü her birimiz ihtiyaçlarımızı karşılamaya hazır, bizimle ilgilenen koca bir dünyaya sahip oluruz.

Oysa her birimiz yalnızca kendimiz için alma arzusuna sahipken, kaçamadığımız tüm endişelerin, acıların, savaşların ve katliamların kaynağı budur. Onlar bedenlerimizi her türlü yara ve hastalıkla zayıflatır ve görürsünüz ki dünyamızdaki tüm acılar, bizi bedenin kötü Klipa 'sını iptal etmeye ve ihsan etme arzusunun tam şeklini almaya sevk etmek için gözlerimize sunulan tezahürlerden başka bir şey değildir. Söylediğimiz gibi, acı çekme yolunun kendisi bizi arzu edilen forma getirebilir.

21. Baal HaSulam, “Panim Meirot uMasbirot Kitabına Giriş”, Madde 22.

Kişi kendisi için değil, tüm zincir için yaşar. Böylece zincirin her bir parçası yaşam ışığını kendi içine almaz, sadece yaşam ışığını tüm zincire dağıtır.

22. Degel Machaneh Ephraim, BeShalach [Yakup Gönderildiğinde]

Yaradan'a gerçekten hizmet etmek isteyen kişi kendini tüm yaratılanlara dahil etmeli, kendini tüm ruhlara bağlamalı, kendini onlara ve onlar da ona dahil olmalıdır. Yani, tabiri caizse, kendinize sadece Şehina 'ya [Kutsallığı] bağlanmak için gerekli olanı bırakmalısınız. Bu yakınlık ve çok sayıda insan gerektirir, çünkü ne kadar çok insan Yaradan'a hizmet ederse, Şehina 'nın ışığı onlara o kadar çok görünür. Bu nedenle, kişi kendini tüm insanlara ve tüm yaratılanlara dahil etmeli ve her şeyi köklerine, Şehina'nın ıslahına yükseltmelidir.

23. RABAŞ, Makale No. 15 (1986), “Çoğunluğun Duası”

“Ben kendi halkımın arasında yaşarım” diye yazılmıştır. Zohar şöyle der: “Kişi asla halktan uzaklaşmamalıdır çünkü Yaradan'ın merhameti her zaman tüm halkın üzerindedir.” Bu demektir ki, eğer kişi Yaradan'dan kendisine ihsan etme kapları vermesini istiyorsa, bilgelerimizin dediği gibi, “O merhametli olduğu için, siz de merhametli olun”, kişi tüm topluluk için dua etmelidir. Çünkü o zaman amacının Yaradan'ın ona saf ihsan etme kapları vermesi olduğu açıkça görülür, “Yaradan'ın merhameti her zaman tüm halkın üzerindedir” diye yazıldığı gibi. Bilindiği üzere, yukarıdan yarım bir şey verilmez. Bu, yukarıdan aşağıya bolluk verildiğinde, bunun tüm kolektif için olduğu anlamına gelir.

24. Herkes için Zohar, VaYechi [Yakup Yaşadı], “Toplanın ki Size Anlatabileyim”, No. 515-516

Kişi duasını topluluk içinde etmelidir, çünkü “O, yoksulların duasını görmüştür” diye yazıldığı üzere, hepsi niyet ve kalpten gelen bir arzuyla olmasa da O onların duasını küçümsemez. Böylece, O yalnızca bireysel bir duayı dikkate alır, ancak çok sayıda kişinin duası söz konusu olduğunda, değersiz olsalar bile onların duasını küçümsemez.

“Yoksulun duasını kabul etti”, onun duasını kabul ettiği anlamına gelir, ancak bu, çoğunluğun arasına karışmış bir bireydir. Dolayısıyla onun duası çoğunluğun duası gibidir.

25. Herkes için Zohar, Zohar Kitabı'na Giriş, “Tora ve Dua”, No. 183

Ettiğimiz dua Kutsal Tanrısallığın ıslahı, ona bolluk vermesi, tüm eksikliklerini gidermesidir, bu nedenle tüm talepler çoğul formdadır, örneğin “Ve bize Senden bilgi bahşet” ya da “Babamız, bizi yasana geri getir”.

Bu böyledir çünkü dua tüm İsrail içindir, çünkü kutsal Tanrısallıkta var olan her şey tüm İsrail'de mevcuttur. Ve onda eksik olan şey tüm İsrail'de eksiktir. Buradan, İsrail'in tamamı için dua ettiğimizde, Kutsal Tanrısallık için de dua ettiğimiz sonucu çıkar, çünkü ikisi aynıdır.

26. RABAŞ, Makale No. 217, “Koş Sevgilim”

Denklik olmadan herhangi bir şeyi almak mümkün değildir. Aksine, her zaman bir denklik olmalıdır.

Dolayısıyla, kişi kendisi için merhamet dilediğinde, kendisi için almakla meşgul olduğu sonucu çıkar. Ve ne kadar çok dua ederse, sadece denkliğin Kli'sini [kabını] hazırlamakla kalmaz, tam tersine, içinde almanın kıvılcımları oluşur.

Görünen o ki tam tersi bir yol izliyor: İhsan etme kapları hazırlaması gerekirken, alma kapları hazırlıyor. “O'nun niteliklerine bağlanın” özellikle “O nasıl merhametliyse, siz de öyle merhametlisiniz.”

Dolayısıyla, kişi toplum için dua ettiğinde, bu dua aracılığıyla ihsan etmeye başlar. Ve ne kadar çok dua ederse, o ölçüde “merhametli” olarak adlandırılan ihsan etme ışığının ortaya çıkabileceği ihsan etme kapları oluşturur.

27. Rav Chaim Vital, Shaar HaGilgulim, Giriş, 38

Öğretmenim beni ve o toplulukta onunla birlikte olan tüm dostları, “Komşunu kendin gibi sev” emrini üzerimize almamız ve İsrail'den her birini kendi ruhu gibi sevmeyi hedeflememiz konusunda uyardı, çünkü bu sayede kişinin duası tüm İsrail'i kapsayacak şekilde yükselecek ve yukarıda bir ıslah yapabilecektir. Özellikle dostlarımıza olan sevgimiz, her birimizi sanki o dostlarımızın bir organıymış gibi kapsamalıdır. Öğretmenim beni bu konuda sert bir şekilde uyardı.

28. Herkes için Zohar, Toldot [Nesiller], “Bunlar İshak'ın Nesilleridir”, Madde 3

İnsanın bedeninde hiçbir organ yoktur ki dünyada ona karşılık gelen bir yaratılış olmasın.

Bu böyledir çünkü nasıl ki insanın bedeni organlara ayrılır ve hepsi derece derece, birbiri üzerine kurulmuş olarak durur ve hepsi tek bir beden olursa, benzer şekilde dünya da, yani dünyadaki tüm yaratımlar da birbiri üzerinde duran pek çok organdan oluşur ve hepsi tek bir bedendir. Ve hepsi ıslah edildiklerinde aslında tek bir beden olacaklardır.

29. Breslevli Rabbi Nachman, Likutei Halachot [Çeşitli Kurallar], “Yemek ve Son Su İçin Şükran”, Kural No. 3

“Sevgi tüm günahları örter”, yani kutsallık noktasında mevcut olan sevgi, tüm günahları örter ve kalbin tüm kırılmalarını iptal eder.

Şehina'nın Hüznü

30. Baal HaSulam, Şamati, Makale No. 2, “Şehina [Kutsallık] Sürgünde”

Dünyaların yaratılışının kökü olan Malhut'tan başlayarak yaratılanlara kadar uzanan tüm bu anlayışlar Şehina olarak adlandırılır. Genel ıslah, üst ışığın onların içinde tam bir bütünlük içinde parlamasıdır.

Kelim 'de parlayan ışığa Şohen adı verilir ve Kelim genel olarak Şehina olarak adlandırılır. Başka bir deyişle, ışık Şehina'nın içinde barınır. Bu, ışığın Kelim'in içinde yaşadığı için Şohen olarak adlandırıldığı anlamına gelir, yani genel olarak Kelim 'e Şehina denir.

Işık onların içinde tam bir bütünlük içinde parlamadan önce, o zamana “ıslah zamanı” adını veririz. Bu, ışığın onlarda tam bir bütünlük içinde parlaması için ıslahlar yaptığımız anlamına gelir. O zamana kadar, bu duruma “Şehina sürgünde" denir.

Bu, üst dünyalarda hâlâ bütünlük olmadığı anlamına gelir

31. Baal HaSulam, Şamati Makale No. 2, “Şehina [Kutsallık] Sürgünde”

Aşağıda, bu dünyada, üst ışığın alma arzusu içinde olduğu bir durum olmalıdır. Bu ıslah, ihsan etmek için almak olarak kabul edilir.

Bu arada, alma arzusu cennetin ihtişamının ifşa olabileceği bir yer açmayan bayağı ve aptalca şeylerle doludur. Bu, kalbin Yaradan'ın ışığı için bir tapınak olması gereken yerde, kalbin bir atık ve pislik yeri haline geldiği anlamına gelir. Başka bir deyişle, cehalet kalbin tamamını ele geçirmiştir.

Buna “tozun içindeki Şehina ” denir. Bu, onun yere indirildiği ve her birinin Keduşa [kutsallık] konularından nefret ettiği ve onu tozdan yükseltmek için hiçbir arzunun olmadığı anlamına gelir. Bunun yerine, aşağılık şeyleri seçerler ve bu da ona kalpte Yaradan'ın ışığı için bir tapınak olacak bir yer vermeyerek Şehina 'nın üzüntüsüne neden olur.

32. RABAŞ, Makale No. 14 (1991), “Çalışmada İnsanın Kutsamasının Oğulların Kutsaması Anlamına Gelmesi Ne Demektir?

Aralarındaki form eşitsizliği nedeniyle Yaradan alttakilere ihsan edemediğinde, buna “Şehina'nın üzüntüsü” denir. Yani, alıcı perspektifinden bakıldığında, o bolluğu alamaz çünkü alttakiler için bolluk alırsa, hepsi Klipot 'a [kabuklara] gider, buna “almak için almak” denir. Buna Veren açısından “üzüntü” de denir çünkü yaratılış düşüncesi yarattıklarına iyilik yapmaktır ancak şimdi onlara zevk ve haz verememektedir çünkü yaratılanların sahip olacağı her şey Klipot'a gidecektir.

Dolayısıyla, Veren veremediği için üzgündür, tıpkı bebeğini beslemek isteyen ama bebek hasta olduğu için yemek yiyemeyen bir annenin durumunda olduğu gibi. O zaman, Veren tarafında bir üzüntü vardır.

33. RABAŞ, Makale No. 19 (1988), “Çalışmada Gümüş, Altın, İsrail, Ulusların Geri Kalanı Nedir?”

Şehina 'nın üzüntüsü, ruhlara vermek istediği ama onların zararına olacağı için veremediği hazzı ve zevki saklamak zorunda olmasıdır, çünkü onlar alma kaplarındayken onlara verdiği bolluk nedeniyle, bolluk Klipot'a gideceği için Keduşa'dan uzaklaşacaklardır. Dolayısıyla üsttekinde keder, alttakilere ihsan edemediği anlamına gelir. Buna “Şehina'nın üzüntüsü” denir.

Bu nedenle, Yaradan'a bize kendimiz için alma kaplarının üstesinden gelme gücü vermesi ve o zaman sadece ihsan etmek için çalışabilmemiz için dua ederiz. Bu durumda Şehina, vermek istediği şeyi alma yeteneğine sahip olmakla, içindeki yüceliği ve ihtişamı gösterebilecektir. Bir kural vardır: “İnek, buzağının yemek istediğinden daha fazla beslenmek ister.” Dolayısıyla, her şey alıcılara bağlıdır.

34. RABAŞ, Makale No. 5 (1988), “Çalışmada, ‘İsrail Sürgündeyken, Şehina Onlarla Birliktedir’ Ne Demektir?”

Kişi Şehina'nın üzüntüsü için üzülmelidir, yani Midraş'taki alegoride olduğu gibi, Yaradan yaratılanlara zevk ve haz veremediği için üzgün görünmektedir.

Midraş'taki alegoriyi anlamak için, oğlu için bir düğün düzenleyen ve beş yüz kişilik yemek daveti veren, ancak bazı nedenlerden dolayı kimsenin gelmediği ve Huppa [düğün töreni] için ancak bir Minyan [on kişi] bulabilen bir kişi hakkındaki alegoriyi kullanabiliriz. O kişi beş yüz kişilik yemeği olduğu halde gelmedikleri için ne büyük üzüntü duymuştur.

İşte bu nedenle, bir kişinin Yaradan'a hoşnutluk getirmekle -O'ndan haz ve zevk almakla- ödüllendirilmesi için çalışması gerekir. Bu dereceye ulaşan bir kişi dünyanın en mutlu insanıdır.

35. RABAŞ, Makale No. 29 (1986), “Lişma ve Lo Lişma”

Kişi erdemli olmak, yani kendisi için hiçbir ödül almamak ve yalnızca Yaratıcısını hoşnut etmek için çalışmak üzere çalışmaya başladığında, beden buna karşı çıkar ve ona engeller getirir. Çalışmasını engellemek için elinden gelen her şeyi yapar. O zaman kişi sürekli acı çeker ve içinde bulunduğu durumdan huzur duymaz çünkü henüz Yaradan'a veren olmaya gelmediğini görür. Aksine, yaptığı her şeyde hâlâ ihsan etmek için yönlendirme becerisi yoktur.

“Sürgündeki Şehina” olarak adlandırılanŞehina 'nın üzüntüsü yüzünden her zaman acı çeker. Kendine duyduğu sevgi nedeniyle çalışma gücüne sahip olduğu için acı çeker, ancak alma arzusunun hiçbir şeye sahip olmayacağını gördüğü yerde, çalışmada ihmalkâr davranır.

36. RABAŞ, Makale No. 27 (1989), “Çalışmada Acı Çekmenin Anlamı Nedir?”

Kişi Yaradan'dan uzak olduğu ve hayvanlar gibi sadece kendi çıkarı için alma arzusu içinde olduğu için pişmanlık duyduğunda, ki bu “insan” niteliğine yakışmaz, acıyı insan olmak istediği ve bu yüzden acı çektiği için değil, daha ziyade Şehina'nın üzüntüsü yüzünden çekmesi gerektiği şeklinde yönlendirmelidir.

Bununla ilgili bir alegori söyler; belli bir organında ağrı olan bir kişi, acıyı öncelikle kalbinde ve insanın bütünü olan zihninde hisseder. Aynı şekilde insan da “İsrail topluluğu” olarak adlandırılan Şehina'nın belirli bir parçasıdır. Acının çoğunu Şehina hisseder ve insanın pişmanlık duyması gereken de budur. Çalışmada buna “acı çekmek” denir.

37. Baal HaSulam, Şamati Makale No. 1, “O'ndan Başkası Yok”

Kişi, Yaradan'ın kendisini yaklaştırmadığına üzüldüğünde, bunun kendisiyle ilgili olmadığına, Yaradan'dan uzak olmanın kendisini endişelendirmemesine de dikkat etmelidir, çünkü bu şekilde kendi çıkarı için bir alıcı haline gelir ve alan kişi ayrılır. Bunun yerine, Şehina 'nın [Kutsallığın] sürgününden yani Şehina'nın üzüntüsüne sebep olmasından dolayı pişmanlık duymalıdır.

Kişi bunun sanki kişinin küçük bir organının ağrıması gibi olduğunu hayal etmelidir. Bununla birlikte, acı öncelikle akılda ve kalpte hissedilir. Kalp ve akıl insanın bütünüdür ve kesinlikle tek bir organın hissi, acının öncelikle hissedildiği yer olan kişinin tüm bedeninin hissettikleriyle benzerlik gösteremez.

Aynı şekilde, kişi Yaradan'dan uzak kaldığında hissettiği acı da böyledir.

38. RABAŞ, Makale No. 5 (1988), “Çalışmada ‘İsrail Sürgündeyken, Şehina Onlarla Birliktedir’ Ne Demektir?”

İnsan kendisi için alma Kli 'si ile doğduğuna göre, doğasını nasıl değiştirebilir ve kendisi ile hiçbir şekilde ilgilenmediğini ve kendisine acı veren ve üzüldüğü tek şeyin Şehina'nın üzüntüsü, yani O'nun arzusunu yerine getiremediği için yukarıda varmış gibi görünen bir üzüntü olduğunu söyleyebilir.

Yani, O iyilik yapmayı arzuladığı ama yaratılanlar bunu almak için uygun Kelim 'e sahip olmadıkları için bu iyiliği gerçekleştiremediği ve Tora ve Mitzvot 'u gözlemleyerek uygun Kelim'i yapabileceği için, bilgelerimizin dediği gibi, “Kötü eğilimi Ben yarattım; Tora'yı bir şifa olarak yarattım” dediği üzere, bu nedenle Tora ve Mitzvot‘u gözlemlemek için tüm gücüyle çalışır, böylece Tora ve Mitzvot ’u gözlemleyerek kendini sevmekten kurtulacak ve ihsan etme kaplarıyla ödüllendirilecektir. O zaman, haz ve zevk aldığı Yaradan'a hoşnutluk getirebilecektir.

39. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 890 “Şehina'nın Hüznü - 2”

“Kötü eğilimimizle Sana karşı günah işledik” ( Yom Kippur [ Kefaret Günü] duasından).

Sormalıyız çünkü tüm günahlar kötü eğilimden kaynaklanır. Günahın, “O'ndan başkası yok” yerine “kötü bir eğilim var” demek olduğu şeklinde yorumlamalıyız. Eğer bir kişi layık değilse, yukarıdan kovulur. Bu, “kötü eğilim” olarak adlandırılan alma arzusunun kıyafetlendirilmesiyle gerçekleşir.

“İnsanın kalbinin eğilimi gençliğinden itibaren kötüdür” ifadesinin anlamı budur, yani Yaradan onu bu şekilde yaratmıştır, çünkü alma arzusu ıslah olması gereken asıl Kli [kap]'dir. Bununla, “Kalbinde üzüntü vardı” diye yazılanı yorumlayabiliriz. İnsan, eğilimi takip etmenin kendisine üzüntü verdiğini hisseder ve buna “Ş ehina 'nın [Kutsallığın] üzüntüsü” denir.

40. RABAŞ, Makale No. 71, “Sürgünün Anlamı”

“İsrail sürgündeyken, Şehina [Kutsallık] onlarla birliktedir.” Bu demektir ki, eğer kişi bir düşüşe girerse, maneviyat da o kişinin içinde düşer. Ancak “bir Mitzva [emir] bir Mitzva'yı tetikler” kuralına göre, bu kişi neden düşüş yaşar? Cevap: Sürgünde olduğunu hissetmesi ve sürgünden kurtulmak için merhamet dilemesi için ona yukarıdan bir düşüş verilir. Buna “kurtuluş” denir ve önce sürgün yoksa kurtuluş da olamaz.

Sürgün nedir? Kişinin kendini sevmenin egemenliği altında olması ve Yaradan rızası için çalışamamasıdır. Kendini sevmek ne zaman sürgün sayılır? Sadece Yaradan rızası için hiçbir şey yapamamaktan acı çektiği için kişinin bu kontrolden çıkmak istediği zaman.

41. RABAŞ, Makale No. 5 (1988), “Çalışmada ‘İsrail Sürgündeyken, Şehina Onlarla Birliktedir’ Ne Demektir?”

Bir kişi sürgünde olduğunu hissettiğinde, yani çalışmada sürgünün tadını hissettiğinde ve sürgünden kaçmak istediğinde, bunun anlamı, bir kişinin sürgün edildiği her yerde Şehina'nın onlarla birlikte olduğuna inanması gerektiği olacaktır. Yani, Şehina onun sürgünün tadını hissetmesine izin verir. “Onlarla birlikte” demek, Şehina'nın onlara bağlı olduğu ve Şehina'dan ayrılmadıkları, bunun bir düşüş olduğunu söylemeleri gerektiği anlamına gelir. Tam tersine, şimdi Şehina, Keduşa [kutsallık] derecelerini tırmanması için ona bir itiş verir ve kendisini bir düşüş giysisiyle kıyafetlendirir.

Kişi bunun böyle olduğunu bilir ve buna inanırsa, bu onu cesaretlendirir, böylece mücadeleden kaçmaz veya her zaman yükseliş ve düşüş hallerinde olduğunu gördüğü için ihsan etme çalışmasının kendisine göre olmadığını ve bu hallerin sonunun gelmeyeceğini düşünüp umutsuzluğa düşmez.

Ancak inanç yolunda yürür ve bilgemizin sözlerine inanırsa, o zaman bunun tersini söylemelidir.

42. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 777, “Şehina'nın Sürgünü İçin Bir Dua”

Şehina 'nın [Kutsallığın] sürgüne gönderilmesi için dua etmemiz gerektiğine dair duanın anlamı nedir?

Bilme ve alma niteliği olan Sitra Ahra [diğer taraf], ihsan ve inanç olarak kabul edilen Şehina'yı kontrol eder. Yaradan dünyayı yarattıklarına iyilik yapmak için yaratmıştır ve alttakiler bu iyiliği sadece ebedi Kelim [kaplar] olarak kabul edilen ihsan etme kaplarında alabilirler. Ebedi olan üst ışık, geçici Kelim'de kıyafetlenemez.

Sitra Ahra'nın yönetimi altında bulunan alttakiler özellikle almayı ve bilgiyi isterler ve üstteki birlikten ayrılığa neden olurlar. Bu Malhut üzerinde bir sünnet derisine sahip olmak olarak kabul edilir ve bu sünnet derisi ZA 'yı Malhut'tan ayırır, Yaradan ve O'nun Şehina'sı arasındaki birleşme olarak kabul edilir.

Bu sünnet derisi yüzünden Yaradan'la birleşemediği için Şehina 'nın üzüntüsü vardır, çünkü alttakiler ona tutunmakta ve Malhut'tan ayrılabilmesi için onu terk etmemektedirler. Dolayısıyla, Yaradan'a yukarıdan aydınlatma göndermesi için dua etmeliyiz ki aşağıdakiler sünnet derisini iptal etmek ve onu Malhut niteliğinden çıkarmak istesinler. Bu hem birey hem de kolektif için geçerlidir.

43. RABAŞ, Makale No. 5 (1988), “Çalışmada ‘İsrail Sürgündeyken, Şehina Onlarla Birliktedir’ Ne Demektir?”

Şehina 'nın üzüntüsü, Yaradan'ın hazzı ve zevki ifşa edemediği için pişman olduğu anlamına gelir çünkü yaratılanlar almaya uygun olan yeri veremezler, zira O, onlara hazzı ve zevki verirse, hepsi Sitra Ahra'ya [diğer tarafa] gidecektir. Bu nedenle, O'nun dilediği gibi haz veremeyeceği sonucu çıkar.

Bununla, bir kişinin Şehina'nın kederi için üzülmesi gerektiğini anlayacağız. Şunu sorduk: Yaradan neden onu tozdan yükseltmiyor da, bunun yerine alttakilerden eylemlerinin -yani yaptıklarının- sadece “Şehina 'yı tozdan yükseltme” niyetiyle olmasını amaçlamalarını istiyor?

Cevap şudur: Yaradan'ın verdiği her şey, O'nun yarattıklarına iyilik yapma amacı için zevk ve hazdır. Ancak Şehina 'yı tozdan yükseltmek, yani Yaradan'ın Sitra Ahra'ya gitmeden bolluk verebilmesi için, bu sadece alttakiler kendi yararları için almak istemediklerinde, sadece ihsan etmek için olabilir.

Şehina 'yı Tozdan Yükseltmek 

44. RABAŞ, Makale No. 24 (1991), “ Çalışmada Kişinin Bir Oğul ve Bir Kız Çocuğu Doğurması Ne Anlama Gelir?”

Eğer kişi “toz” olarak çalışmak istediğine karar vermişse, yani bu çalışmada tozun tadını alsa bile, Yaradan rızası için bir şeyler yapabilmenin kendisi için çok önemli olduğunu söyler ve kendisi için hangi tadı hissettiğini önemsemez ve kişinin tozun tadını aldığı yani bedenin bu çalışmayla alay ettiği bu çalışmanın kendi görüşüne göre bedene bu çalışmanın “ Şehina 'yı [Kutsallığı] tozdan kaldırmak” olarak kabul edildiğini söyler.

Başka bir deyişle, beden bu çalışmada toz tadı alsa da, kişi bunun Keduşa olduğunu söyler ve çalışmada ne kadar tat aldığını ölçmez. Aksine, Yaradan'ın bu çalışmadan keyif aldığına inanır, zira burada alma arzusunun karışması söz konusu değildir, çünkü burada sadece tozun tadı olduğu için bu çalışmada hiçbir lezzet veya koku olmadığı için alacak hiçbir şeyi yoktur. Bu nedenle, bunun kutsal bir çalışma olduğuna inanır ve bundan mutluluk duyar.

45. RABAŞ, Makale No. 40 (1990), Çalışmada “Çünkü Siz Tüm İnsanların En Azısınız” Nedir?

Kişi Şehina 'nın toz içinde olduğunu hissederken bedeninin üstesinden gelmek için nasıl güç toplayabilir? Bu çalışmadan nasıl bir keyif alabilir? Daha da kafa karıştırıcı olanı, kişi bu çalışmadan hiçbir tat almazken nasıl ihtiyaç duyabilir ve çalışmak isteyebilir? Başka seçeneği olmasaydı bu anlaşılabilirdi; bir kişi çalışmaya zorlandığında bunu anlayabiliriz. Ancak tatsız hissettiren böyle bir çalışmayı istemek nasıl mümkün olabilir? Ve kişinin böyle bir çalışmanın üstesinden gelecek ve bundan sevinç duyacak gücü olmadığına göre, Kral'a hizmet ettiği sırada tozun tadını alırken, böylesine alçak bir durumda Kral'a nasıl hizmet edebilir?

Dolayısıyla, bu bağlamda, Yaradan'dan kendisine Kendi yüceliğinin ifşasını vermesini istemez, ki böylece bundan iyi bir tat alabilsin. Aksine, Yaradan'dan bedenin üstesinden gelebilmesi ve seve seve çalışabilmesi için kendisine güç vermesini ister zira artık sadece Yaradan için çalışabilir çünkü alma arzusu toz tadı veren çalışmadan hoşlanmaz.

46. RABAŞ, Makale No. 34, TANTA [Taamim, Nekudot, Tagin, Otiot]

Taamim [tatlar], hayatta iyi bir tat almak isteyen kişinin kalbindeki noktaya dikkat etmesi gerektiği anlamına gelir.

Her insanın kalbinde bir nokta vardır, ancak bu nokta parlamaz. Aksine siyah bir nokta gibidir. Kalpteki nokta, doğası ihsan etme kabı olan Keduşa 'nın [kutsallığın] Nefeş 'inin [ruhunun] bir anlayışıdır.

Ancak, o tozun içindeki Şehina [Tanrısallık] durumundadır, yani kişi onu bir hiç olarak kabul etmektedir. Aslında onun için toz kadar önemlidir. Buna Nekudot [noktalar] denir.

Çözüm, onun önemini artırmak ve önemini Tagin [taçlar] olarak, “başındaki bir taç” gibi yapmaktır. Yani, daha önce olduğu gibi toz olmak yerine, onun önemini başındaki bir Keter [taç] olacak şekilde yükseltmelidir.

O zaman, Keduşa 'nın Nefeş 'i Otiot'ta [harflerde], yani Guf 'ta [bedende] genişler, çünkü Guf 'a Otiot denir. Başka bir deyişle, Keduşa, Otiot ve Guf olarak adlandırılan potansiyelden gerçeğe doğru yayılır.

47. RABAŞ, Makale No. 13 (1988), Çalışmada “Halkın Çobanı Tüm Halktır” Nedir?

Kişinin kendi çıkarı için değil de Yaradan için bir şey yapması gereken yerde, beden hemen “Bu çalışma senin için ne?” diye sorar ve ona çalışması için güç vermek istemez. Buna “Şehina tozun içinde” denir, yani kişinin Şehina uğruna yapmak istediği şey ona toz gibi gelir ve düşüncelerinin ve arzularının üstesinden gelmekte güçsüz kalır.

O zaman kişi, çalışma gücüne sahip olmak için tek eksiğinin, yukarıda (Rabbi Elimelech'in duasında) söylendiği gibi, Yaradan'ın ona inancın gücünü vermesi olduğunu fark eder, “Ve inancını sonsuza dek kalplerimizde sabitle” diye dua etmeliyiz. Bu durumda kişi, “Yaradan ona yardım etmezse, bunun üstesinden gelemeyeceğinin” farkına varır.

48. Baal HaSulam, Şamati, Makale No. 113, “On Sekiz Dua”

Duaya “ Tora'nın yolu” denir. Bu nedenle dua, bedeni tatlandırmada, acı çekmekten daha etkilidir. Bu nedenle, acı üzerine dua etmek bir Mitzva 'dır [emirdir], zira bundan bireye ve bütüne ek fayda sağlanır.

Bu nedenle, zıtlık Yaradan'ın çalışmasında bir ağırlığa ve duraksamaya neden olur ve kişi çalışmaya devam edemez ve kendini kötü hisseder. Ona öyle gelir ki, cennetin krallığının yükünü üstlenmeye layık değildir “ yükü çeken bir öküz ve yükü yüklenen bir eşek gibi”. Bu nedenle, o zaman kendisine “istenmeyen” denir.

Ancak, kişinin tek niyeti Malhut denilen inancı yaymak olduğu için, yani Şehina 'yı [Kutsallığı] tozdan yükseltmek olduğu için, yani amacı O'nun Adını, O'nun yüceliğini dünyada yüceltmek olduğu ve böylece Şehina yetersizlik ve yoksulluk formunu almayacağı için, Yaradan “her ağzın duasını” duyar, çok layık olmayan, Yaradan'ın çalışmasından hala uzak olduğunu hisseden kişinin bile.

49. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 557, “Ohr Hozer [yansıyan ışık] hakkında”

Alttaki öncelikle gerçekte bir üsttekinin var olduğuna ve alttakinin üsttekinin yüceliğini görmediği için üsttekini hissetmediğine inanmalıdır. Buna “Şehina [Kutsallık] sürgünde” denir, yani Şehina o kişi için toz gibidir; üsttekinde toz tadından daha fazlası olduğunu hissetmez.

Dolayısıyla, kişi üsttekinin yüceliğini gözlemlemeye başladığında, ki bu üsttekinin AHP 'sinin yükselmesi olarak kabul edilir, alttaki de yükselir ve kişi Tanrısallık hissini edinmeye başlar.

Bu, üsttekinin kusurlarını görmenin ona verdiği acının ölçüsüne bağlıdır. Böylece, o ölçüde, üstteki onda yükselmiş olur. Dolayısıyla bu, alttakinin amacına yönelik bir ıslahtır.

50. RABAŞ, Mektup No. 77

Tüm temel, kişinin tüm düşünce ve arzularının sadece Yaradan'ın yararına olmasını istemesi gerektiğidir, tozdaki Şehina adı verilen bir alçaklık tasviri hemen ortaya çıkar. Bu nedenle, düşüşten etkilenmemeliyiz, zira birçok kuruş büyük bir miktarda toplanmaktadır.

Bu, öğrendiğimiz üzere, “maneviyatta yokluk yoktur”, daha ziyade çalışmanın ilerlemesi için yer açmak amacıyla geçici olarak ayrılmıştır. Bu böyledir çünkü kutsallığı incelediğimiz her an kutsallığın alanına girer ve kişi yalnızca daha fazla kutsallık kıvılcımını tasnif etmek için iner.

51. RABAŞ, Makale No. 106, “Keduşa'nın [Kutsallık] Yıkımı"

Kişi, Tapınağın yıkılması, Keduşa 'nın harap ve alçakta olması ve kimsenin bu alçaklığa aldırış etmemesi, Keduşa 'nın yeryüzüne yerleştirilmesi ve alçaklığından kaldırılması için dua etmelidir.

Başka bir deyişle, herkes kendi çıkarının farkındadır ve bunun çok önemli ve uğruna çalışmaya değer bir şey olduğunu bilir. Ancak ihsan etmek, bu değerli değildir. Bu, Keduşa 'nın yeryüzüne yerleştirilmiş, kullanılmamış ve istenmeyen bir şey olarak kabul edilir.

Bununla birlikte, kişi Yaradan'dan kendisini O'na yaklaştırmasını istememelidir, çünkü bu insanın küstahlığıdır, zira kendisi hangi konuda diğerlerinden daha önemlidir? Ancak, kolektif için dua ettiğinde - ki bu Malhut'tur, “İsrail topluluğu” olarak adlandırılır, ruhların toplamıdır - Şehina [Kutsallık] tozun içindedir ve onun yükselmesi için yani Yaradan'ın onun karanlığını aydınlatması için dua ettiğinde, kolektife dahil olup yalvaran kişi de dahil olmak üzere tüm İsrail derece derece yükselecektir.

52. RABAŞ, Makale No. 39 (1990), Çalışmada “Kudüs İçin Yas Tutan Herkes Onun Sevincini Görmekle Ödüllendirilir” Ne Demektir?

Kişi Şehina'nın sürgünde oluşu için dua ettiğinde, onun sadece kendisi için tozun içinde olmasına dua etmemelidir. Aksine, tüm dünyada alçalması, tüm dünyanın maneviyata önem vermemesi üzerine dua etmelidir. Ve tüm dünya için dua eder, bizim şöyle dua ettiğimiz gibi, “Ve Kudüs'ü yakın zamanda inşa et,” ki tüm dünyada yüceltilsin, [...] Ama genel halk bu eksikliği hissetmediğine göre, nasıl dua edebilir?

Bununla birlikte, ihtiyacı edinmekle ödüllendirilen, sürgüne ulaşan böyle bir kişi, kurtuluş isteyebilir. Ama bir sürgün olduğunu hissetmeyenler, O'ndan kendilerini sürgünden kurtarmasını nasıl isteyebilirler? Dolayısıyla, bir kişinin sürgünde olduğunu hissetmesi zaten derece olarak bir yükseliş olarak kabul edilir ve bu kişinin, genel halk için bunun yerine getirilmesini istemesi gerekir.

53. Baal HaSulam, Mektup No. 25

Tövbe ile ödüllendirilen kişiye Şehina [Kutsallık], oğlunu günlerdir görmeyen ve birbirlerini görebilmek için büyük çabalar sarf eden ve zorlu sınavlardan geçen, bu nedenle de her ikisi de büyük tehlikeler içinde olan yufka yürekli bir anne gibi görünür. Ama sonunda o çok özledikleri özgürlüğe kavuşmuşlar ve birbirlerini görmekle ödüllendirilmişlerdir. Ardından annesi onun üzerine kapanır, onu öper, teselli eder ve bütün gün ve bütün gece onunla usulca konuşur. Ona bugüne kadar yaşadığı özlemi ve yollardaki tehlikeleri, her zaman onunla birlikte olduğunu ve Şehina'nın asla yer değiştirmediğini, her yerde onunla birlikte acı çektiğini ama onun bunu göremediğini anlatır.

Zohar'ın sözleri şöyledir: “Ona, ‘Burada uyuduk; burada soyguncular tarafından saldırıya uğradık ve onlardan kurtulduk; burada derin bir çukurda saklandık’ ve bunun gibi şeyler söyler. Hangi aptal bu rahatlatan öykülerden taşan büyük sevgiyi, hoşluğu ve zevki anlamaz?"

54. RABAŞ, Makale No. 36, “ Bir Duayı Kim Duyar”

“Bir duayı duyar.” Burada bir soru var: “Halkın İsrail'in her ağzından çıkan duayı merhametinle işitirsin” diye yazıldığı gibi, Yaradan duaları işitiyorsa, dua neden tekil olarak yazılmıştır?

Bunu, edecek tek bir duamız olduğu şeklinde yorumlamalıyız-Şehina 'yı [ Kutsallığı] tozdan kaldırmak ve bu sayede tüm kurtuluşlar gelecektir.

Darboğazlar Arasında

55. Pri Tzadik, Pinhas, Madde 9

Bu üç haftada, Tammuz'un 17'sinde tabletler kırıldı, Av'ın 9'unda Tapınak ilk kez yıkıldı ve ikincisinde İsrail sürgüne gönderildi. Ama aslında tüm bunlar bir hazırlıktı, çünkü bu sayede daha sonra büyük bir ışıkla ödüllendirildiler. Tabletlerin kırılmasıyla ilgili olarak şöyle denmiştir (Şabat 87): “ Kırmakla iyi yaptın”, çünkü tabletleri kırarakTora'nın ışığıyla ödüllendirildiler ve Av 'ın 9 'unda Mesih hemen doğdu, Tapınağın yıkılmasının gerçekleşecek olan üçüncü Tapınağın inşası için bir hazırlık olduğuna dair yazıldığı gibi (Midraş Eicha), o zaman tam bir kurtuluş olacak ve bundan sonra sürgün olmayacaktır.

56. RABAŞ, Makale 5 (1988), “Çalışmada İsrail Sürgündeyken Şehina Onlarla Birliktedir” Ne Demektir?

İsrail halkı İsrail topraklarının dışına çıktı ve Tapınak yıkıldı. Çalışmada, İsrail halkının dışarı çıktığı ve Tora ve Mitzvot'un tadını hissetmediği ve “Tapınak” olarak adlandırılan Keduşa'yı hissetme yeri olan kalplerinin yıkıldığı şeklinde yorumlamalıyız.

57. Rav Chaim Vital'in Shaar HaHakdamot 'a Girişi [ Girişler Kapısı]

Şehrin en genci, içlerinde en küçüğü olan Chaim Vital şöyle dedi: "Otuz yaşıma geldiğimde gücüm tükenmişti. Hayretler içinde oturdum, kafam karıştı, çünkü hasat bitti, yaz bitti ve biz kurtarılmadık. Durumumuza şifa, bedenimize deva, ızdırabımıza çare olmadı - bugün 1.504 yıldır harabe halinde olan Tapınağımızın yıkılışı. Yazıklar olsun bize, çünkü Yaradan'ın bin yıl olan bir günü sona erdi. Ayrıca, günün ikinci yarısından 504 yıl daha fazla olan akşam gölgeleri uzadı. Zaman tümüyle geçti ve Davud'un oğlu hâlâ gelmedi. Bilgelerimizin, 'Tapınağın inşa edilmediği her nesil, sanki zamanında yıkılmış gibidir' dedikleri bilinmektedir. Bunun ne olduğunu ve sürgünümüzün sonunun ne kadar uzadığını ve Yişay'ın oğlunun neden gelmediğini öğrenmek için araştırmaya başladım."

58. Baal HaSulam, Mektup No. 60

Tora'nın alınmasının başlangıcından itibaren bir ön koşul vardı, ancak daha sonra, buzağının yapıldığı zamandan beri, savaşlar meydana geldiğinden ve Levi'nin çocukları Yaradan'ın sözüyle üç bin kişiyi öldürdüğünden ve sonra Musa ve Harun'a ve casuslara karşı şikâyetlerden beri paket parçalandı. Doğal olarak, tüm bunlar sevgi ya da birlik eklemedi.
Daha sonra, [İsrail'in] topraklarına geldikten sonra, hâlâ sükûnet yoktu. Bu nedenle, herhangi birinden bu ana emri yerine getirmesini istemek yersizdi. Bununla birlikte, Tora'nın İsrail'den unutulmaması için, ana noktasını terk etmiş olmalarına rağmen, başka seçenekleri olmadığı için emirlerin geri kalanıyla ilgilenmeye başladılar. Belki de bilgelerimiz İkinci Tapınak'ın yıkılışını sorduklarında bunu kastetmişlerdir; orada putperestlik yoktu ve Tora'da yetkinlerdi, öyleyse neden yıkıldı? Bunun asılsız nefret yüzünden olduğunu söylediler. Belki de bu, "komşunu kendin gibi sev" şeklindeki Tora'nın inşasının kalbine giremedikleri için olduğu anlamına gelir.

59.
RABAŞ, Makale No. 24 (1987), "Çalışmada Asılsız Nefret Nedir?"

İkinci Tapınak'ta temelsiz nefret olduğu için, yani "karşılıksız ", yani karşılıksız, ödül almadan, daha doğrusu ödül almadan çalışmaktan nefret ettikleri için, Tora, Mitzvot ve sadaka ile meşgul olsalar bile, ihsan etme niyetleri olmadığı için, aralarındaki form zıtlığı nedeniyle Keduşa 'nın oraya yerleşmesine yer yoktu. Bu yüzden Tapınak yıkılmak zorunda kalmıştır.
Çalışmanın düzeni şudur: Tora'ya, Mitzvot 'a ve sadakaya ihtiyacımız vardır ki bunlar bizi karşılıksız çalışmaya sevk etsin. Bu da onların sadece hedefe ulaşmak için birer araç olduğunu gösterir ki bu da Yaradan'la Dvekut 'a [bütünleşmeye] ulaşmaktır ki bu da form eşitliğidir, "Ve O'na tutunmak" diye yazıldığı gibi, bilgelerimiz de "O nasıl merhametliyse, siz de öyle merhametlisiniz" demişlerdir.

60. Rav Chaim Vital, Shaarey Kedusha, Bölüm 2, Kapı 4

Bilgelerimiz şöyle der (Avot Bölüm 4): "İnsanlardan nefret etmek kişiyi dünyadan çıkarır" ve bakın, bu sanki kendisini yarattığı için Yaradan'dan nefret etmek gibidir. Şöyle yazar (Yoma 9b), "İkinci Tapınak'ta erdemli ve büyük bilgeler vardı ve sadece temelsiz nefret yüzünden yıkıldı ve sadece temelsiz nefret yüzünden son uzatıldı ve gizlendi. Dahası, kişi diğer tüm günahları sadece o anda işler, ancak temelsiz nefret her zaman kalptedir ve her an 'Nefret etme' ve 'Komşunu kendin gibi sev' emrini iptal etme konusunda günah işler. Dahası, bu emir hakkında Tora'da büyük bir kural olduğu, her şeyin ona bağlı olduğu söylenmiştir."

61. Likutei Halachot, "Kan Kuralları," Kural No. 1

Rabbi Akiva'nın öğrencilerindeki temel kusur, aralarında merhamet sevgisinin olmamasıydı, çünkü bu, Tora'nın ifşası olarak kabul edilen öğretmenleri Rabbi Akiva'dan almaları gereken Tora'nın ana çekimidir. Bu nedenle Rabbi Şimon Bar Yohay, "Bizde mesele sevgiye bağlıdır" diyerek, aramızda büyük bir sevgi olması gerektiğini, bunun en önemli şey olduğunu söylemiştir. ARİ'nin öğrencileri, ARİ'nin onları aralarında büyük bir sevgi olması gerektiği konusunda birkaç kez uyardığını da aktarırlar.
Ayrıca, bir keresinde, kurtuluşun onlar aracılığıyla gelmesi için Kudüs'e gelmeye istekli olduğunu söylemiş, ancak eşleri aracılığıyla dostları arasında meydana gelen anlaşmazlık nedeniyle işler bozulmuştur (ARİ'nin Övgüleri'nde ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi), çünkü Tora'nın ana çekilişi, Tora'yı kabul etmek ve bollukla ödüllendirildiğimiz sevgi ve merhamettir.

62. Babil Talmudu, Masechet Makot, s 24a

Bir keresinde Rav Gamliel, Rabbi Elazar Ben Azaria, Rabbi Yehoşua ve Rabbi Akiva Kudüs'e gittiler. Scopus Dağı'na vardıklarında giysilerini yırttılar. Tapınak Dağı'na vardıklarında, En Kutsal Yer'den bir tilkinin çıktığını gördüler. Rabbi Akiva gülerken, onlar ağlamaya başladılar. Ona, "Neden gülüyorsun?" diye sordular. O da onlara, "Neden ağlıyorsunuz?" diye sordu. "Hakkında, 'Ve yaklaşan yabancı öldürülecektir' diye yazılı olan yerde, şimdi tilkiler dolaşıyor. Nasıl ağlamayalım?" Onlara şöyle dedi: "İşte bu yüzden gülüyorum, çünkü şöyle yazılmıştır: 'Kendime tanıklık etmeleri için güvenilir tanıklar, Rahip Uriya'yı ve Yeberahya oğlu Zekeriya'yı alacağım' ... Uriya'nın peygamberliği gerçekleşene dek, Zekeriya'nın peygamberliğinin gerçekleşmeyeceğinden korkuyordum. Şimdi Uriya'nın kehaneti gerçekleştiğine göre, Zekeriya'nın kehanetinin de gerçekleşeceği biliniyor." Bu sözlerle ona, "Sen bizi teselli ettin Akiva, sen bizi teselli ettin" dediler.

63.Kutsal Şlah, İki Tablet, Bamidbar Devarim, Balak

Yoksulluk, yani sıkıntılar yükselişin sebebidir ve olanın ışığa dönüşmesine neden olur. Bu avantaj karanlıktan çıkacaktır, çünkü O karanlıktan büyük bir ışık çıksın diye bizi karanlığa yerleştirmiştir. Aynı şekilde Efendimiz laneti kutsamaya dönüştürecektir, zira lanetin kendisi bir kutsamaya dönüşmüştür ve Tapınağın yıkılması onun inşasıdır.

64. Bayramlar hakkında Tifferet Shlomo , Purim'in Önsezileri

Oruç ve yas sayesinde sevinç geldi ve sıkıntının kendisinden rahatlama geldi. Çünkü korkudan sevgi doğar, şöyle yazıldığı gibi (Yeremya 30:7), "Bu Yakup için bir sıkıntı zamanıdır ve ondan kurtulacaktır." Bu, çok zor zamanlarda, birleşmeye neden olmak için kurtuluşun hızla geleceği anlamına gelir. " Av 'ın dokuzuncu günü Mesih doğdu" sözünün anlamı budur, çünkü sadece Tapınak'ın yıkıldığı gün, İsrailoğulları en düşük derecedeyken, günümüzde yakında gelecek olan Mesih'in ortaya çıkma zamanıydı.

65. RABAŞ, Makale No. 19 (1986), "Sevince Dair"

Tapınağın yıkılışının yasını tutmamız gereken Av ayında, sol çizgi üzerinde çalışmalı, yani eylemlerimizi eleştirmeli, ihsan etmek için olan Keduşa yolunda olmamız gerektiğini ve kişinin ihsan etmekten nasıl uzak olduğunu düşünmeliyiz.
Kişi bunu düşündüğünde, Keduşa 'dan uzak bir durumdadır ve Tora ve Mitzvot 'la uğraşmasının tüm temelinin mümkün olan her türlü tatminle alma arzusunu tatmin etmek olduğu kendini sevmeye dalmıştır.
Bu nedenle, kişinin alçaklığını düşünürken, her birinin içinde var olan Keduşa 'nın yıkımının acısını uyandırabilir. İşte o zaman "Kudüs'ün yasını tutan herkes Kudüs'ün rahatlığını görmekle ödüllendirilir" ayeti gerçekleşir.

66. RABAŞ, Makale No. 39 (1990), "Çalışmada Kudüs İçin Yas Tutan Herkes Onun Sevincini Görmekle Ödüllendirilir" Nedir?

Malhut
'un "Kudüs" olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Bu nedenle, "Kudüs'ün yıkımı" dediğimizde, Tapınağın yıkımını kastederiz. Buna "Şehina [Kutsallık] toz içinde" veya "Şehina sürgünde" denir. Başka bir deyişle, kişi cennetin krallığının yükünü üzerine almalı ve bizden saklı olduğu için Yaradan'ın dünyayı İyilik Yapan İyi'nin rehberliğiyle yönettiğine inanmalıdır. [...]
Böylece, eğer bir kişi hiçbir önem görmemesine rağmen cennetin krallığının yükünü üstlenir ve üzerine alırsa ve Kudüs'ün öneminin bizden bu kadar gizli olması için yas tutarsa ve Malhut 'un neden hiçbir önemi olmadığı hakkında dua ederse ve Yaradan'dan Kudüs'ü içinde bulunduğu tozdan kaldırmasını isterse, yıkımından üzüntü duyduğu ölçüde, Yaradan'ın onun duasını duymasıyla ödüllendirilir.
Ve bu kişi onun sevincini görmekle ödüllendirilir, yani ona zevk ve haz bahşeder.

67. Baal HaSulam, bir el yazmasından

Şairin ima ettiği budur (Mezmurlar 122:3), "Birleştirilmiş bir şehir gibi inşa edilen Kudüs", ıslahın sonuna "inşa edilen Kudüs" denir, bu da kurtarılanların onu inşa etmediği, ancak onların edinimlerinde hayranlık içinde oldukları anlamına gelir, zaten inşa edilmiştir ve sürgündeki zamanın anları olan yer değişikliği, eylem değişikliği ve isim değişikliği, tüm bu zıtlıklar bir araya geldiğinden beri onda hiçbir zaman kusur olmamıştır. Bu tam bir sadeliktir, tıpkı tüm parçaları ve detayları kendisinde toplandığında ortaya çıkan bütünde olduğu gibi.

68. Baal HaSulam, "Bu Yahuda İçin"

Ge'ula'nın [kurtuluş] tüm harfleri Gola'da [sürgün] mevcuttur, Alef hariç, çünkü bu harf "dünyanın Aluph'unu [Şampiyonu]" gösterir.
Bu bize yokluğun formunun varlığın olumsuzlanmasından başka bir şey olmadığını öğretir. Ve varlığın formunu -kurtuluşu- şu ayetten biliyoruz: "Ve artık herkese komşusunu öğretmeyecekler...çünkü en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi Beni tanıyacak." Dolayısıyla, önceki yokluğun formu, yani sürgün formu, sadece Yaradan'ın bilgisinin yokluğudur. Bu, Gola'da eksik olan ve Ge'ula'da mevcut olan Alef'in yokluğudur - "Dünyanın Şampiyonu" ile Dvekut. Bu tam olarak ruhlarımızın kurtuluşudur, ne daha fazla ne de daha az, Ge'ula'nın tüm harflerinin Gola'da mevcut olduğunu söylediğimiz gibi, "Dünyanın Şampiyonu" olan Alef hariç.

69. Baal HaSulam , " Zohar Kitabı'na Giriş", No. 71

Böyle bir nesilde, dünya ulusları arasındaki tüm yıkıcılar başlarını kaldırır ve öncelikle İsrailoğullarını yok etmek ve öldürmek isterler, şöyle yazıldığı gibi (Yevamot 63), "İsrail'in başına gelmedikçe dünyaya felaket gelmez." Bu, yukarıdaki Tikkunim'de yazıldığı gibi, tüm dünyada yoksulluğa, yıkıma, soyguna, öldürmeye ve yıkıma neden oldukları anlamına gelir.
Birçok hatamızdan dolayı, yukarıda bahsedilen Tikkunim'de söylenenlerin hepsine tanık olduktan ve dahası, bilgelerimizin dediği gibi (Baba Kama 60), "Ve önce erdemlilerden başlar" yargısı en iyilerimizi vurduktan ve İsrail'in Polonya ve Litvanya vb. ülkelerde sahip olduğu tüm ihtişamdan geriye kutsal topraklarımızdaki kalıntılardan başka bir şey kalmadıktan sonra, şimdi bu korkunç yanlışı düzeltmek bize, kalıntılara düşüyor. Bizden geriye kalanların her biri, bundan böyle Tora'nın içselliğini yoğunlaştırmayı ve Tora'nın dışsallığı üzerindeki erdemine göre ona hak ettiği yeri vermeyi kalben ve ruhen üstlenmelidir.
O zaman her birimiz kendi içselliğini, yani içindeki İsrail'i, yani ruhun ihtiyaçlarını, kendi dışsallığına, yani içindeki dünya uluslarına, yani bedenin ihtiyaçlarına göre yoğunlaştırmakla ödüllendirileceğiz. Ve bu güç, içimizdeki dünya ulusları İsrail'in büyük bilgelerinin kendileri üzerindeki liyakatini tanıyıp kabul edinceye ve onları dinleyip itaat edinceye kadar tüm İsrail'e gelecektir.
Ve dünya uluslarının içselliği, dünya uluslarının erdemlileri, yıkıcı olan dışsallıklarını yenecek ve onlara boyun eğdirecektir. İsrail olan dünyanın içselliği de, tüm erdem ve faziletleriyle, uluslar olan dünyanın dışsallığı üzerinde yükselecektir.
O zaman, dünyanın tüm ulusları İsrail'in kendileri üzerindeki erdemini tanıyacak ve kabul edecekler ve (Yeşaya 14), "Ve halklar onları alıp yerlerine getirecekler ve İsrail evi onları Efendimizin topraklarında mülk edinecek." sözlerini izleyecekler. Ve ayrıca (Yeşaya 49), "Ve oğullarınızı kollarında getirecekler ve kızlarınızı omuzlarında taşıyacaklar." Bu, Zohar 'da (Nasso, s 124b) yazılı olanın anlamıdır, "Senin eserin olan Zohar Kitabı aracılığıyla, sürgünden merhametle kurtarılacaklar."
70. Baal HaSulam, "Zohar'ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma"
Bizim neslimiz Mesih'in günlerinin neslidir. Bu nedenle kutsal topraklarımızın yabancıların elinden kurtarılması bize bahşedilmiştir. Ayrıca, "Çünkü yeryüzü Efendimizin bilgisiyle dolacak" ayetinin gerçekleşmesinin başlangıcı olan Zohar Kitabı'nın ifşasıyla da ödüllendirildik. "Ve artık öğretmeyecekler... çünkü en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi Beni bilecek."
Yine de, bu ikisiyle, sadece Yaradan'dan vermekle ödüllendirildik, ama kendi ellerimize hiçbir şey almadık. Bunun yerine, Yaradan'ın çalışmasına başlamamız, Tora ve Mitzvot Lişma ile meşgul olmamız için bize bir şans verildi. O zaman Mesih'in nesline vaat edilen ve bizden önceki tüm nesillerin bilmediği büyük başarı bize bahşedilecektir. Ve o zaman hem tam başarının hem de tam kurtuluşun alındığı zaman ile ödüllendirileceğiz.

71. Raaiah Kook, Orot HaKodesh 3

Kötülüğün derinliği ve kökünün yüceliği iyiliğin derinliğidir. Nefretin derinliğinin sevginin derinliği olduğunu görürsünüz. Eğer biz mahvolduysak ve dünya da bizimle birlikte temelsiz bir nefretle mahvolduysa, biz yeniden inşa edileceğiz ve dünya da bizimle birlikte temelsiz bir sevgiyle yeniden inşa edilecek.