Mektup 1
Mektup 2
Mektup 3
Mektup 4
Mektup 5
Mektup 6
Mektup 7
Mektup 8
Mektup 9
Mektup 10
Mektup 11
Mektup 12-1
Mektup 12-2
Mektup 13
Mektup 14
Mektup 15
Mektup 16
Mektup 17
Mektup 18
Mektup 19
Mektup 20
Mektup 21
Mektup 22
Mektup 23
Mektup 24
Mektup 25
Mektup 26
Mektup 27
Mektup 28
Mektup 29
Mektup 30
Mektup 31
Mektup 32
Mektup 33
Mektup 34
Mektup 35
Mektup 36
Mektup 37
Mektup 38-1
Mektup 38-2
Mektup 39
Mektup 40
Mektup 41
Mektup 42
Mektup 43
Mektup 44
Mektup 45
Mektup 46
Mektup 47
Mektup 48
Mektup 49
Mektup 50
Mektup 51
Mektup 52
Mektup 53
Mektup 54
Mektup 55
Mektup 56
Mektup 57
Mektup 58
Mektup 59
Mektup 60
Mektup 61
Mektup 62
Mektup 63
Mektup 64
Mektup 65
Mektup 66
Mektup 67
Mektup 68
Mektup 69
Mektup 70
Mektup 71
Mektup 72
Mektup 73
Mektup 74
Mektup 75
Mektup 76
Mektup 77
Mektup 78
Kütüphanechevron_right
Rabash/Letters
chevron_right
Mektup 6
 

MEKTUP - 6

15 Nisan, 1955, Londra

Öğrencilerime,

…’nın mektubunu aldım, konuyu olabildiğince detaylı bir şekilde yorumlaması iyi olmuş. Beni bilgilendirdiği geri kalan konularla ilgili olarak da yakında her şeyi açıklığa kavuşturmayı umuyorum.

Mişnah şöyle der, “Herkes görme ile yükümlüdür,” yani herkes Tapınak’ta görülmek zorundadır, şöyle yazıldığı gibi, “Tüm erkekleriniz görülmüş olacak.” Erkek, yani veren, olarak kabul edilen kişi, Yaradan’ın onu gördüğünü ve izlediğini hissetmelidir.

Atalarımız şöyle der, “Gözünün biri kör olan kişi görmekten muaftır, şöyle yazıldığı gibi, ‘Görecek, görecek.’ Kişi görmeye geldiğinde, görülmeye gelmiş olur. Kişi her iki gözüyle görmeye geldiğinde, her iki gözle görülmeye gelir.”

“Gözler” Anohi (Ben) ve “Sahip olmayacaksın,” demektir. Anohi, Hassadim olarak kabul edilen sevgi, yani inanç olarak kabul edilir. “Sahip olmayacaksın” sol çizgi, dişi olarak kabul edilir. Ancak bundan sonra kişi, Şehina’nın (Kutsallık) yüzünü görmekle ödüllendirilir.

“Ben’im yüzümü, elleri boşken değil, tersine becerilerine göre bir armağan taşıdıklarında görecekler,” yani kişinin aşağıdan uyanışı, Yaradan’ın kutsaması ölçüsünde ve çalışmasını sürdürebilmesi için Yaradan’ın onu aydınlattığı sürece olacak. Bu şekilde insan, Şehina’nın yüzünün ifşasıyla ödüllendirilir.

Gemarah’da yazılıdır, “Sağır, aptal, ve küçükler haricinde.” Tanya’da şöyle yazar, “Aptal kimdir? Verileni kaybeden.” Bu kişi görmeden muaf tutulur, yani Keduşa’nın (kutsallık) kıyafetiyle onurlandırılmaz.

Atalarımız şöyle der, “Rabbi Yohanan şöyle dedi, ‘İzlenimle bir kaybı geri döndüren bilge öğrenci kim? Kendi giysisini tersine çevirmekte titizlenen kişi.’” Buradaki yüceliği anlamak zorundayız.

Bizim açımızdan bu çok basittir: “Onun giysileri” ruhun üzerindeki kıyafettir, yani o, alma arzusunu, ihsan etme arzusuna çevirmede çok dikkatlidir. Kural şudur ki, herkes zamanı gelince yukarıdan uyanışla ödüllendirilir. Fakat neden bu uyanış ondan ayrılır? Çünkü kişi, sadece aptallık ruhu içine işlediğinde günah işler.

Bu demektir ki, bir bilge, bir de aptal vardır. Bilge olana “Yaradan” denir. “Bilge bir öğrenci” demek, kişi Yaradan niteliğini—veren olmayı— öğrendi demektir. Bir “aptal” Yaradan’ın tersidir—kendisi için almayı dileyen kişi. Alma kapları uyandığında, uyanış derhal ondan ayrılır.

Fakat giysiyi ters yüz etmede titiz olursa, yani ihsan etme arzusu içinde olursa, kaybı izlenimle beraber kesinlikle ona geri döner, yani Keduşa’nın gözleri, Anohi ve “Sahip olmayacaksın” ile ödüllendirilir.

Ancak, bilmeliyiz ki, bir Mitzva bir de Tora vardır, şöyle yazdığı gibi, “Mum Mitzva, ışık Tora’dır.”

Kutsal Zohar insanın Pesah’da buğday tanesi adamasının sebebini açıklar. Omer tohum değildir, çünkü ay bozuktur, yani orada eksiltme olmadan sünnet vardır (sadece ilk gece yukarıdan uyanış vardır). Sünnet, alma arzusunun çıkarılıp atılmasıdır.

Bununla kişi, “zayıf elin Tefilin’i” denilen Mitzva, inanç ile ödüllendirilir. Bu anlayışa “cennetin krallığı,” denir ve bu Gematria’da hayvan olarak kabul edilir. Ayrıca, yedi hafta sırasındaki Omer saymasının ıslahıyla kişi, Tora alımıyla ödüllendirilir, bu cennet, Zer Anpin, Gematria’da “insan”dır. Bu sebeple, birleşmenin sekizinci günü buğday tanesinden iki somun adanır.

Bununla Mişnah’ta söyleneni anlayabiliriz, “Pesah’da kişi buğday tanesinin üretiminden, birleşmenin sekizinci gününde ise ağacın meyvesinden sorumludur. Rabbi Yehuda, Rabbi Akiva adına der ki, ‘Neden Tora ‘Pesah’da ürününü benim huzuruma getir ki tarladaki ürünün kutsansın, der?’ Ve neden Tora ‘birleşmenin sekizinci günü bana iki somun ekmek getir,’ der? Bu böyledir çünkü birleşme zamanı ağacın meyve zamanıdır. Yaradan der ki, ‘Ben’im huzuruma iki somun ekmek getir ki ağacın meyvesi kutsansın.’”

Hayvan için yiyecek ve tarlanın ürünü ile, insan yiyeceği olan buğday tanesi arasındaki bağı anlamalıyız. Bizim yolumuzda bu çok basittir: Malhut’a “hayvan” denildiğinden, Omer hayvan yiyeceği demektir ki bu inanç, Mitzva, cennet korkusudur. İki somun ekmek, insan yiyeceğidir, Raşi’nin yorumladığı gibi, “Rabbi Yehuda’ya göre insana ‘tarlanın ağacı,’ Tora’ya ‘ağaç’ denildiği için, ilk insanın yediği ağaç, buğdaydı, şöyle yazdığı gibi, ‘O (Malhut) yaşam ağacı’. Ve Tora ile ödüllendirildiğinde buna “birleşmenin sekizinci günü ağaçla sınanmak” denir.

Bu konuyu bu mektupta fazla uzatmıyorum; yazacak yeni bir şeyim yok, her şeyin iyi olmasını umalım.

Dostunuz,