Mektup 1
Mektup 2
Mektup 3
Mektup 4
Mektup 5
Mektup 6
Mektup 7
Mektup 8
Mektup 9
Mektup 10
Mektup 11
Mektup 12-1
Mektup 12-2
Mektup 13
Mektup 14
Mektup 15
Mektup 16
Mektup 17
Mektup 18
Mektup 19
Mektup 20
Mektup 21
Mektup 22
Mektup 23
Mektup 24
Mektup 25
Mektup 26
Mektup 27
Mektup 28
Mektup 29
Mektup 30
Mektup 31
Mektup 32
Mektup 33
Mektup 34
Mektup 35
Mektup 36
Mektup 37
Mektup 38-1
Mektup 38-2
Mektup 39
Mektup 40
Mektup 41
Mektup 42
Mektup 43
Mektup 44
Mektup 45
Mektup 46
Mektup 47
Mektup 48
Mektup 49
Mektup 50
Mektup 51
Mektup 52
Mektup 53
Mektup 54
Mektup 55
Mektup 56
Mektup 57
Mektup 58
Mektup 59
Mektup 60
Mektup 61
Mektup 62
Mektup 63
Mektup 64
Mektup 65
Mektup 66
Mektup 67
Mektup 68
Mektup 69
Mektup 70
Mektup 71
Mektup 72
Mektup 73
Mektup 74
Mektup 75
Mektup 76
Mektup 77
Mektup 78
Kütüphanechevron_right
Rabash/Letters
chevron_right
Mektup 68
 

MEKTUP - 68

18 Aralık, 1963 (Hanukkah’ın sekizinci günü)

Dostuma, en iyi dileklerimle,

Sana ve ailene tebriklerimi gönderiyorum. Ailen mutlu ve sağlıklı olsun. Ailen büyüdükçe çalışmanızın hem maddesellikte hem maneviyatta büyümesi ve başarılı olmasını dilerim.

Atalarımızın tüm İsrail’e gelen iki mucizeyi açıklamaya karar verdiğini görürüz. Hanuka ve Purim. Bu Hanuka’da mumları yakmak, Purim’de ise Megillah’ı okumaktır. Neden Hanuka’da mumları Purim’in tersine herkesin görmesi için dışarı doğru koymak zorunda olduğumuzu ve neden pazar yerini terk ettiklerinden sonra yakmak zorunda olduğumuzu ve ayrıca Hanuka’da atalarımızın, “Hanuka nedir?” sorusunu anlamak zorundayız.

Maneviyatla ilgili mucize ile maddeselliğe ilişkin mucizeyi ayırmalıyız, aslında mucize nedir? Bilinir ki, doğal bir şey mucize olarak kabul edilmez, fakat doğaüstü bir şey mucize olarak kabul edilir. Doğal, insanın yapabileceği bir şey demektir. Fakat insanın yapamadığı bir şey doğaüstü olarak kabul edilir.

Örneğin, eğer biri ciddi şekilde hastaysa ve tüm doktorlar pes edip ona yardım edemeyeceklerini söylerse, inançlı biri Yaradan’a şöyle der, “Sevgili Tanrı’m bana Sen’den başkası yardım edemez,” böylece Yaradan’a “Bir mucize göster ve bu hastayı iyileştir,” diyerek yakarır. Ve hasta iyileştiğinde buna “cennetten mucize” denir.

Bununla maneviyattaki mucizenin anlamını anlayabiliriz. Kişi doğduğunda kötü eğilim derhal ona yapışır, şöyle yazdığı gibi “Günah kapıda bekler” ve iyi eğilim on üç yıl sonra gelir. Atalarımız der ki, “Bir mahkemenin sanığın savunmasından önce davalının sözlerini dinlememesi sakıncalıdır.” Buna göre kötü eğilim kişiye argümanlarıyla beraber geldiğinde, kişi onu dinlemeye mecbur kalır. İyi eğilim geldiğinde ise onun sözleri işitilmez. Bu demektir ki, iyi eğilim sürgünde, kötü eğilim ise bedene tam hâkim. Bu maneviyatta maddesellik altındaki sürgün olarak kabul edilir.

Kişi bu sürgünden çıkamaz, yalnızca Yaradan onu çıkarabilir, atalarımızın dediği gibi, “İnsanın eğilimi her gün onu yener ve onu ölüme getirmeye çalışır. Yaradan’ın yardımı olmasaydı asla onun üstesinden gelemezdi.” Buradan görürüz ki, kişiye sadece Yaradan yardım edebilir ve bu nedenle buna “mucize” denir.

Hanuka’da deriz ki, “Romalıların kötü krallığı, Sen’in öğretilerini unutturmak ve Sen’i iradenin yasalarından uzaklaştırmak için Sen’in halkına, İsrail’e üstün geldi.” Bu demektir ki, Romalılar İsrail halkına felsefeleriyle hükmetmek istediğinden, İsrail sürgünü yalnızca maneviyattadır.

Bu “Romalılar etrafımda toplandı… Ve kulelerimin duvarlarını yıktı,” sözünün anlamıdır. Kutsal ARI der ki, Homat (duvar) kelimesi Tehum (bölge/alan) kelimesinden gelir, yani İsrail halkının düşüncesi sınırlarla korunur. Bu demektir ki, tam olarak anlamasak da, Yaradan’ın dünyayı bereketle yönettiğine inanmalıyız.

Kişi bu sınırlara sahip olduğunda, düşmanlarının ulaşamayacağı bir duvarı olur. Bu duvar onu yabancı düşüncelerden korur. Bu sebeple inanca “duvar” denilir. Romalılar duvarı yıktığında bir mucize olur ve Yaradan onlara yardım eder, şöyle yazdığı gibi, “Yaradan’ın yardımı olmasaydı kişi üstesinden gelemezdi.”

Öyle anlaşılıyor ki, Hanuka mucizesi manevi bir mucizedir ve maneviyatta sormalıyız “Nedir?” Yoksa mucizeyi hissetmeyiz. Bu sebeple derler ki, “Hanuka nedir?” Böylece her biri maneviyatın mucizesini sorar, yani önce manevi sürgünün anlamını bilir, sonrada manevi kurtuluşla ödüllendirilir.

Bu nedenle herkes görsün diye halka ifşa ederiz. Aksi takdirde, sürgün hissiyatla ilgili olduğundan, sürgünü ya da kurtuluşu hissedemeyiz. Örneğin, Şabat günü dostunun araba kullandığını gören biri ona yaklaşır ve der ki “Dinle dostum, Şabat’ta araba kullanmaktan pişman mısın? Her şeyden önce atalarımız şöyle der, ‘Günahkâr pişmanlıkla doludur.’” Hiç şüphe yok ki dostu ona aldırmaz. Öyleyse atalarımızın günahkâr pişmanlıkla doludur demesi ne anlama gelir?

Daha doğrusu günahkâr olduğunu hisseden kişi pişman olur demeliyiz. Fakat bunu hissetmeyen pişmanlık duymaz. Dolayısıyla Şabat’ta araba süren ve bundan pişmanlık duymayan günahkâr olduğunu kesinlikle hissetmez, çünkü Yaradan’a inanmadığından kendini günahkâr olarak görmez.

Öyle anlaşılıyor ki, kişi eğer hissetmiyorsa manevi sürgünde olamaz. Bu nedenle sormalıyız, “Hanuka nedir?” böylece kişi bunu kendine yansıtmaya başlar. Fakat Purim’de kurtuluş maddeselliktedir, maddesel sürgün herkesin bildiği ve hissettiği bir şey olduğundan, “Nedir?” diye sormamıza gerek olmaz, böylece mucize açıklandığında herkes bilir.

Dolayısıyla Hanuka’da mucize sadece maneviyatta olduğundan, “Bu mumlar… Ve bunları kullanma iznimiz yok,” deriz. Fakat Purim’de mucize bedenlerde olduğundan, şöyle yazılıdır, “Bayram ve coşku.”

Dileyelim Yaradan bizi maneviyatta ve maddesellikte kurtuluşla ödüllendirsin.

Dostun,

Baruh Şalom HaLevi Aşlag