Herhangi bir öğretide, iki bölüm vardır: İlki, fiziksel elementler, yani önümüzdeki realitedeki nesnelerin doğası. İkincisi, fiziksellikten yoksun sembolik (figüratife) elementler, yani aklın ve mantığın kendi formları.
Ampirik olan ve ‘fizik’ olarak adlandırılan ilkine, “materyal öğrenme” ve teorik olan ve ‘mantık’ olarak adlandırılan ikincisine “figüratif öğrenme” diyeceğiz.
Materyal Öğrenme Dörde Ayrılır
Bazen doğanın üstünde olan şeyleri konuşmayı küçümseyebiliriz. Buna “doğa ötesi ilim”, yani üst aklın kendine has konularının ilmi denir.
Burada dört kısım vardır:
Ampirik olan ‘Doğanın Yasası’ olarak adlandırılan kısımdan materyal öğrenme
Doğa ötesi ilim olan “Doğanın Yasası” olarak adlandırılan kısımdan materyal öğrenme
Ampirik ve uygulamalı olan Atik (antik) olarak adlandırılan kısımdan materyal öğrenme.
Doğa ötesi ilim olan, “Atik” olarak adlandırılan kısımdan materyal öğrenme.
Figüratif Öğrenme
Figuratif öğreti ise, üst olanı ifade eder. Materyal öğretide, dayanak alınanlar, “dünyalar” denilen dereceler ve Partzufim’dir.
Ama bu da ampirik ve uygulamalıdır. Açıkça gizli ilimdeki prensipler, kolayca açığa çıkmaz, çünkü kendi içinde tam bir çalışma gerektirir. Daha önce söylediğim gibi, bu O’nun Tanrısallığının yarattıklarına ifşasıdır, ‘Kabala Bilgeliğinin Özü’ makalelerinde açıkladığım, orada detaylandırdığım gibi. Bunu bir kez idrak ettiğinizde, genel olarak, ilmin niteliğiyle ilgili açıklamamı anlayacaksınız.
Bu Üst Prensip Tek, Eşsiz ve Birlik Olarak Tanımlanır
Tek: Üst olanın tek olduğu açıktır. Sahip olunmayan şey verilemediğinden, O tüm realiteyi ve tüm zamanları —geçmiş, şimdi ve gelecek— içerir. Tüm realite ve varoluş, O’na dâhil olmasaydı, O’ndan doğmazdı, herhangi bir incelemeye aşikâr olduğu gibi ve realitenin varoluş tarzında bozulmalar bulduğumuzun farkında olmadan.
Bilmeliyiz ki, bilgelerimiz “bir” denilen gizli olanın çalışmasını yapanlardır. İlk çalışılacak İbrahim Peygamberdi (Bu, Yaratılış Kitabı’nda açıklanmıştır ve bu nedenle de İbrahim Peygambere atfedilir). Bu demektir ki, burada iki otorite yoktur —iyi ve kötü— sadece iyi vardır.
Eşsiz: Bu O, birleşik ve değişmez demektir, çünkü biz, Onunla yarattıkları arasındaki ilişkiyi değil, acıyı hissederiz. Örneğin, eline batan dikeni çıkarması için doktora gelen bir hastanın, diken çıkarılırken canı acır. Bu şimdi değişmiş ve ona zarar veriyor anlamına gelmez. Daha ziyade, daha önce birbirini seven doktor ve hasta, acı verici bu operasyondan sonra bile birbirini sevmeye devam ederler. Buna “eşsiz” denir.
Birlik: Bu, Yaratıcı olarak yarattıklarına karşı O’nun tavrının, yalnızca O’nun eşsizliğinin ifşası olduğuna işaret eder, çünkü bütün hoşnutluk, bütün bilgelik ve Dvekut (bütünleşme), bu birlikte ifade bulur.
Materyal ve Ampirik Öğrenim
Materyal öğrenim, insanların tüm bu gerçekliğe yaklaşımını, varoluşlarına olan tutumlarını ve bu dünyaya ilk geliş gayelerinden itibaren hem yukarıdan aşağıya hem aşağıdan yukarıya doğru olan gelişimlerine olan yaklaşımlarını bilmektir. Bununla ilgili bilinmesi gereken temel şey, onlar için geçerli olan sebep sonuç ilişkisidir, çünkü bu, doğanın yasası ve yaşamın yasası gibi her bilimin bir resmidir.
Pratik Öğrenim
Bu derecelerin doğası şudur, bunları edindiği zaman, edinen kişi bunlarda, muazzam bir haz ve mutluluk bulur. Bu kişinin yukarının arzusuna ulaşmasından gelir zira O’nun bu dünya üzerindeki rehberliğinin yolu, kişinin onların çalışmasının, bu çalışma sırasında keyif getirmesini istediği iki eşit güçten fazla bir şey değildir. Bu haz onları zorunlu kılar ve bunların çalışmasını istemeyen kişi, bunları acı çekerek iter, yaratılan çalışma sırasında acı çeker ve terk eder.
Amacına hizmet eden bu yasaya hayvanlar ve insanlar tamamen uyarlar. Bu sebeple, onun rehberliği, karmaşık bir hale gelir ve her an değişmesi gerekir. Bazen, bu yasa, alışkanlık ikinci doğa haline gelir, yasası aracılığıyla reddedilir.
Derecelerin Doğası
Edinilen derecelerin doğası, hayvanların doğası gibidir. Bu demektir ki, ödül ve ceza yasası, harfiyen ve acımasızca uygulanır, alışkanlık bile bunu değiştiremez.
Materyal Çalışmanın İki Kısmı
Fiziksel çalışmada iki kısım vardır: 1) realite 2) realitenin varlığı —varlıklarını sürdürmelerinin niteliği ve niceliği ve edinimin nasıl gerçekleştiği: Kim ve ne aracılığıyla. Bu sebeple, her iki derece arasındaki boşlukta (ortada), acı bir tat vardır ve dereceleri edinen, bundan kesinlikle nefret eder. Basit hayvanlarda olduğu gibi, dereceler, ortada kalmamaları için bu şekilde düzenlenmiştir. Nitekim oradaki büyük hazzı hatırladıklarında, edinimlerine geri dönerler.
Klipa (Kabuk): Maneviyatta Geri Dönüş Yoktur
Geri döndüklerinde, bu artık farklı bir derecedir ve buna, önceki dereceye bağlı olarak Klipa (kabuk) denir.
Uygulamalı Öğrenimin İki Kısmı
Uygulamalı öğretinin iki kısmı vardır: İlki Keduşa (kutsallık); ikincisi Klipa. Bazen herhangi bir sebeple bilgeler de bir şeyler yapmak için, hazzın muazzam tadının olduğu yere geri döner. Ancak acilen bunu terk eder ve kaldıkları yerden devam ederler. Bu sebeple, bu geri dönüşe “kutsallık” denir.
Ve yine de çoğu zaman, yalnızca ürkmüş ve zayıf olan arzu oraya döner, acı buldukları dereceler arasındaki yoldan kaçınmayı dilerler ki böylece arzu ettikleri yüksekliğe çıkamadıkları için orada takılıp kalsınlar.
İsimlerdeki Çalışma Şekli
İsimlerdeki çalışma şekli, pek çok hoşnutluktan uzanır. O zaman kişi bu ruh halini, çok ilham almış bir arkadaşına da çekebilir. Bu sayede, onu iyileştirebilir ve ona hükmedip onu, arzusunu yerine getirmeye zorlayabilir.
2.Uygulamalı Kabala
Her Çoğalmadaki Kayıp
Uygulamalı öğretiyle ilgili olarak yukarıda açıkladığımız gibi Yaradan, içinde kıyafetlenen çalışmadaki haz ışığı vasıtasıyla, yaratılan varlığı zorlar. Yaradan’ın istemediği şey, onda kıyafetlenen ıstıraba engel olmaktır. Bu, her çoğalmadaki kaybın anlamıdır. “Daha fazla sahiplik, daha fazla endişe” gibi, zira Yaradan’ın her arzusuna bir sınır vardır, çünkü gelişim merdiveninde pek çok eylem arzu eder. Her hazda bir limit olmadığında, yaratılanlar, tüm yaşamları boyunca tek bir faaliyete takılır ve dereceleri tırmanamazdı. Bu nedenle, İlah-i Takdir, daha fazla hazla sonuçlanacak acılar aracılığıyla kişiyi sınırlar.
Hayvansal Karşılık, İnsani Karşılık
Umut söz konusu olmadığında, anlık haz vardır, fakat bu, derhal söner. Sonrasında, ileri bir tarihteki geri ödeme için beklenilen ve umulan haz gelir. İlkine “duygusal karşılık”, ikincisine “entelektüel karşılık” denir. İlki, tüm yaşayan varlıkları kapsar ve bu sürdürülebilir bir şeydir. İkincisi, yalnızca dikkatle inceleyen insan için uygundur ve yollar bozulmuştur. Bu böyledir, çünkü geri ödeme geciktiğinde, kişi, çalışmasında, kafa karışıklığı yaratacak olan bozulmalar ve engellemeler için uygun hale gelir.
Geri Ödeme Gücü Nedensel Bir Güçtür
Bilinçli geri ödeme, hissi geri ödeme: Bunlar, O’nun İlah-i Takdiri tarafından tayin edilmiş görevlerin yapılmasıyla, İlahiliğin iki gücü, insani geri ödeme ve hayvansal geri ödemedir.
Bilgeler İçin Ölçü
Aslında insan türünde, pek çok derece vardır ve bu dereceler kişinin gelişimine ve hayvansal dünyadan çıkıp, insan dünyasına girmesine göre değerlendirilir. Kişi, uygun şekilde gelişmediğinde, ödeme için fazla beklemez ve düşük fiyatlı bile olsa anlık ödüllerle çalışmayı seçer. Daha gelişmiş bir insan bekleyebilir ve ödeme, çok uzun zaman sonra gelse bile, daha iyi ödemenin yapıldığı işleri seçer. Bilin ki bu, her birinin maddesel gelişimine bağlı olduğu için bilgelerin ölçüsüdür ve onlar geri ödemeyi uzatarak daha büyük bir ödül alabilirler.
Gelişim Nedir?
Dolayısıyla, öğrenenlerin pek çoğunun, öğrenimlerini tamamlar tamamlamaz ve çalışmalarının meyvelerini alır almaz, insanlarla alışveriş yapmak ve ödüllendirilmek için çalışmayı terk ettiklerini ve gittiklerini göreceksiniz. Oysa azınlık, kendini kısıtlar ve kendi becerisi ölçüsünde öğrenmeye devam eder. Bu böyledir, çünkü onlar, neslin en yücesi ve yenilikçisi olmak gibi daha büyük bir ödülün peşindedirler. Doğal olarak bir süre sonra akranları, onları çok kıskanır.
Amacın Gücü
Bilin ki bu nesillerin gelişimi için gereklidir, yani kısıtlama gücü ve geri ödeme zamanını erteleme ve daha yüksek meblağı seçme. Bu nedenle, o nesillerde büyük yenilikçiler çoğaldı çünkü bizim neslimizde, bu tür yeteneğe sahip olan daha çoktur. Onların çabaları sınırsızdır, ölçülemez çünkü hem kısıtlama hem de çaba için zamanı uzatma hissiyatları çok gelişmiştir.
Geri Dönen Güç veya “Nedensel Güç”
Geri ödeme yoksa hayvansal dünyada tek bir hareket bile olmaz. Buna “amacın gücü” denir ve dereceler, sadece ödül hissiyatına yani gelişime göre ölçülür. Kişi geliştikçe, daha fazla hisseder. Bu nedenle, böyle bir insanda, amacın gücü, daha çok kuvvetlenir ve belirgin şekilde artar ve bu da kişinin çabasını arttırır.
İkincisi, yukarıda belirtilendir, yani ‘geri ödeme zamanı için beklentinin gücü’dür. Bu nedensel güç, iki unsurla değerlendirilir: İlki, ödül hissiyatıdır. Bu hissiyat, daha hassas olanın daha pahalı olduğu ve nedensel gücün arttığı yerde, ödülün toplamıdır.
İkincisi, daha yüksek bir ödül, daha gelişmiş bir beden gerektirdiği için, bir sonraki zamanı bekleme gücüdür. Ayrıca, insan türündeki herhangi bir gelişme, yalnızca yukarıda bahsedilen bu iki hissiyatla açıklanabilir: Ödül hissi ve ödülden uzaklık hissi. Bu hisler vasıtasıyla ilmin ölçüsü, tepe noktasına ulaşır.
Nesnel Kabala
Bilin ki yukarıda bahsi geçen hislerin yönetimi, öncelikle edinenlerce algılanır, her derecenin hazzı çok büyük ve ödülü çok yakın olduğundan, kişinin ızdırap içinde olması ve daha yüksek bir dereceye çıkması için bir sebep yoktur.
Hazzın Özü ve Akılsal Haz
Dahası, burada öz ve ilim vardır ve onlar birdir. Fakat beden ve akla sahip olan alıcıya göre, onlar, iki güç olarak hissedilir: Beden, dingin bir öz ve akıl, büyük bir idrak sahibidir. Bu sebeple, beden, bilgi ve mantık edinmek için yükseldiğinde özünü kaybetmelidir.
3.Bilinmeyenin Özü ve Bölümleri
Aşağıda, okuyucuya, bilimsel araştırmayı genişletmede sağlam bir temel sağlamak için, büyücülük ve yaygın ezoterizmin çeşitli formlarını kullanma yasağının yanı sıra, nesnel Kabala’yı kullanma yasağının gerekliliğine dair net bir anlayış vermeyi umuyorum.
Bizim zamanımızda, pek çok bilim adamı bu konuyla ilgilenmiş, bu meseleye bağlı olarak deneysel ve bilimsel bir temel atmaya çalışmıştır. Aslında, üzerinde çok da fazla düşündüler. Bildiğim kadarıyla, insan aklının ulaşamayacağı ezoterizmin özüyle ilgili bilgi eksikliği nedeniyle, düşüncelerini, dikkate almaya değer, bilimsel bir temel üzerine oturtamadılar.
Bu konuya değinmeye beni getiren şey, kitlelerin, ezoterizmin farklı formlarını birbirine karıştırmalarına sebep olan cahilliklerini görmemdir. Bu sebeple, burada ezoterizmin temelini ve kökenini göstermeye karar verdim.
Birinci bölümde zaten açıkladığım gibi, gizli ilim, üç kısımdan oluşur, maddesel, figüratif (simgesel) ve objektif (nesnel) öğrenim. “Nesnel öğrenim” olarak adlandırılan bölümde, pek çok hazzın ve tatlılığın olduğu ilk derecelere çekildikleri için, nesnel Kabalistlerin neden doğaya göre çalışmadıklarını açıkladım. Dolayısıyla, iradesi güçlü olanın, arzusu zayıf olan sıradan insanlar arasında, hiç düşünmeden, anlayış göstermeden ve hiçbir menfaatleri olmadan, arzularına itaat edip, izlemelerine, kendi arzuları doğrultusunda hareket etmeye zorlamaları gibi, bu tip Kabalistlerin yaşamsal özü belirgin şekilde artar,
Benzer şekilde, kişi, büyük canlılık ve yaşam gücü yayan bu dereceleri edinmek için çabalarken, dostları için de bunu belli bir ölçüde aktive edebilir. Bu böyledir çünkü maneviyatın doğası, büyüğün küçüğü yuttuğu denizdeki balığın doğası gibidir. Ve burada, yalnızca düşünceler hareket eder ve geri kalanı aslında düşünce değil arzu ve ruhtur, zira bir düşünce, düşünenin kendisinden bile ayrılmaz, öyleyse bir diğerine nasıl geçer? Bunun yerine, arzu alır ve daha büyük arzusu olan düşüncenin imgesine göre tasvir edilir ve daha küçük olanda eyleme geçer. Psikologlar bunu “düşünce gücü” olarak tanımlar, fakat bu yanlıştır çünkü bu bir düşünce değil, arzudur.
Ayrıca bilin ki bu aktif güç, o kadar güçlüdür ki her insanın kendi zihnindeki hayâl etme gücü, aynı ölçüde dostunda da imgelemeye sebep olabilir. Ve kontrolle ilgili olarak, bu, kendi zihninde hayâl eden kişiden çok daha güçlüdür. Bu böyledir, çünkü kendi kendine tasvir eden kişi, imgeleme gücünün karşısında, entelektüel eleştirinin gücüne sahiptir. Eğer bu imgelemeyi inkâr ederse, o imge zayıflar ve bir işe yaramaz.
Bu, kişi bir başkası tarafından harekete geçirildiğinde böyle değildir. O zaman kişi, “beyin” denilen makinenin işleyişi olmadan karmaşa aşamasındadır. Bu sebeple, orada hiçbir eleştiri olmayacak ve diğerinden edindiği bu imgeye, sanki uzun zamandır tüm kalbiyle inanmış gibi ve her eleştirinin üzerinde, sanki bir tür önyargıymış gibi tutunacaktır.
Dahası kişi, dostunun hislerini —bir ölçüde— ve hatta hatıralarını kendinde hissedene kadar, onun yaşam gücünü kıyafetlenip emebilir ve bunların üzerinde düşünerek hangisinin arzulanabilir ve bilgilendirebilir olduğuna karar verebilir. Bu sebeple şöyle yazılmıştır, “onlar yukarının hane halkını inkâr ederler”, çünkü yalnızca aptal olanlar, onlara gelir, daimî olarak kalır ve kullanırlar ve yaşamsal güçlerini, gerçek bilgelerden daha fazla kuvvetlendirirler.
İlmin Gizliliğindeki Üç Üçlü
Gerçeğin ilminin gizliliğinde, üç üçlü vardır. İlki gereksizdir, ikincisi imkânsız ve üçüncüsü, “Tanrı’nın ihtişamı konunun gizliliğindedir”. Bunları teker teker açıklayacağım.
İlk Üçlü: Gereksiz
Bu kısmın içinde, elbette aklın berraklığı meselesi hariç, hiçbir kayıp yoktur, zira önemsizliğin, değersizliğin en kötü sabotajcı olduğunu gördük. Dünyadaki tüm yıkıcılar, “önemsizlik” insanlarıdır, yani önemsiz meseleler üzerinde kafa yorar ve önemsiz şeyler yaparlar. Bu sebeple, bu tip sabotajcılardan kendini ayırmaya yemin etmeden önce, öğrenciyi kabul etmeyiz.
İkinci Üçlü: İmkânsız
Bu kısım, elbette yemin etmeyi gerektirmez. Ancak yanlış sözlerle ilmi ifşa etmek ve bununla kitlelerin önünde gururlanmak mümkün olduğundan, ayrıca yemine de dâhildir.
Üçüncü Üçlü: Tanrı’nın İhtişamı Konunun Gizliliğindedir
Bu kısım, gizlilikte en ağır olanıdır, çünkü pek çok kayıplara sebep olur. Bilin ki bugüne kadar gelmiş tüm büyücüler ve kurnazlar, yalnızca olgunlaşmamış öğrencilerin bu meselelerde hata yapmasından ve buna uygun olup olmadıkları düşünülmeksizin, karşılaştıkları herkese bunu öğretmelerinden doğmuştur. Onlar, ortaya çıkarak insani amaç -şehvet ve onur- için bu ilmi kullanıp, Tanrı’nın kutsallığını laikliğe ve sokaklara taşıdılar. İşte, “nesnel Kabala” denilen şey budur.