Mektup 1
Mektup 2
Mektup 3
Mektup 4
Mektup 5
Mektup 6
Mektup 7
Mektup 8
Mektup 9
Mektup 10
Mektup 11
Mektup 12-1
Mektup 12-2
Mektup 13
Mektup 14
Mektup 15
Mektup 16
Mektup 17
Mektup 18
Mektup 19
Mektup 20
Mektup 21
Mektup 22
Mektup 23
Mektup 24
Mektup 25
Mektup 26
Mektup 27
Mektup 28
Mektup 29
Mektup 30
Mektup 31
Mektup 32
Mektup 33
Mektup 34
Mektup 35
Mektup 36
Mektup 37
Mektup 38-1
Mektup 38-2
Mektup 39
Mektup 40
Mektup 41
Mektup 42
Mektup 43
Mektup 44
Mektup 45
Mektup 46
Mektup 47
Mektup 48
Mektup 49
Mektup 50
Mektup 51
Mektup 52
Mektup 53
Mektup 54
Mektup 55
Mektup 56
Mektup 57
Mektup 58
Mektup 59
Mektup 60
Mektup 61
Mektup 62
Mektup 63
Mektup 64
Mektup 65
Mektup 66
Mektup 67
Mektup 68
Mektup 69
Mektup 70
Mektup 71
Mektup 72
Mektup 73
Mektup 74
Mektup 75
Mektup 76
Mektup 77
Mektup 78
Kütüphanechevron_right
Rabash/Letters
chevron_right
Mektup 73
 

MEKTUP - 73

14 Aralık 1965

Anlamadığını söylediğin “Arzu noktasındaki süsleme nedir?” sözünü açıklığa kavuşturmama izin ver.

Süslemenin mânâsını anlamak için önce burada neden bahsedildiğini, yani kafa karıştırıcı şeyin ne olduğunu anlamamız lâzım.

Biliyoruz ki dünyada sadece iki şey vardır: Yaradan ve yaratılanlar. Bu demektir ki, Yaradan yarattıklarına haz vermek ister. Şöyle yazdığı gibi: “O’nun arzusu yarattıklarına iyilik yapmaktır.” Bu anlayıştan “Ein Sof (sonu olmayan) dünyası” denilen ilk dünya doğdu. Bu demektir ki; O’nun arzusu iyilik yapmak olduğundan, O “yokluktan varlık,” yani O’nun vermek istediği hazzı alan bir arzu yaratmıştır.

Elbette bu arzu özellikle ışığın alımına uygun ölçüde olmalıdır, yani eğer kap ışıktan küçükse, yaratılan varlık bir bütün olarak ortaya çıkamaz, oysa Yaradan her şeyi bütün olarak, yani dağıttığı özel ışığı alacak şekilde yaratmıştır.

Arzuya göre ışık uzanır ve onu tamamen doldurur. Bu tüm realiteyi dolduran “Üst Işık,” Ein Sof olarak kabul edilir, alma arzusu ışığı durdurmak değil; onu alma kaplarına yaymak ister. Bu demektir ki, bu anlayış geri çekilmiş olsaydı dünyada Tanrısallığın hissedileceği bir yer olmayacaktı. Adem sadece kendisi için haz alma arzusu içine düştüğü zaman bile, Tanrısallığı hissetti. Ancak kendine alma niyeti üzerine bir kez Tzimtzum (kısıtlama) olduğunda, zevke dalan kişinin Tanrısallığı hissetmediği ortaya çıkar ama kişinin çalışmasının başlangıcı dünyada Tanrısallık olduğuna inanmaktır. Bu Tzimtzum tarafından yapılan gizlilik nedeniyle böyledir.

Öğrendik ki, Ein Sof dünyasında “bu O’nun arzusuyla oldu ve O kendini kısıtladı.” Alma arzusu ihsan etme arzusunun zıttı olduğundan, burada arzunun yükselişi söz konusudur bu nedenle kişi Dvekut’u seçer. Dvekut, form eşitliği demektir, kişi verene benzemek ister ve kendini kısıtlar. Bu demektir ki, Ein Sof dünyasında kap ve veren arasında düzeltilmesi gereken bir zıtlık söz konusu ve bu nedenle kişi Tzimtzum’u yerleştirmiştir.

Dünya yaratılmadan önce “O ve O’nun Adı bir,” vardı. Bu demektir ki, “O” denilen ışık ile “O’nun adı” denilen kap, yani alma arzusu arasında fark yoktu. Kaba “O’nun adı” denir çünkü Gematria’da Şmo kelimesi Ratzon (arzu) kelimesiyle aynı anlamdadırfakat eğer kap ve ışık arasında bir zıtlık yoksa neden eşitlik olması için kısıtlama yapma noktasında bir ıslah yerine getirme gerekliliği vardır? Bu ıslah, zıtlığın olduğunu hissettiği yerdeki eksiklik nedeniyle değil, süsleme amacıyladır.

Süsleme ve eksiklik arasındaki farkı bir hikâye ile anlayabiliriz. Bir kasabanın hahamı duyuru yaparak kasabadaki tüm saygıdeğer ve zenginleri sinagogda toplar. Rabbi kürsüye çıkar ve bağış yapmanın önemi ve yüceliği ile ilgili dokunaklı bir konuşma yapar. Sonrasında, iyi ve bilge bir öğrencinin uzaklardan kasabaya geldiğini söyler. Adamın sekiz çocuğu vardır, o ve ailesinin yiyecek lokmaları, kalacak yerleri yoktur. Aile şimdi sinagogun kadınlar bölümünde kalmaktadır. Bu nedenle rabbi herkesin verebileceğinden daha fazla bağış yapmasını ister çünkü bu bir ölüm kalım meselesidir. Durum çok vahimdir. Rabbi acı içinde ağlar.

Doğal olarak İsrail halkı merhametlidir ve her biri verebileceğinden daha fazlasını verir. Hepsi eksiklik hissettiğinden ve bu eksikliklerini düzeltmek istediklerinden, bir anda binlerce lira toplanır.

Ertesi yıl rabbi yine kasabanın güçlü ve saygıdeğer insanlarını bir araya toplar ve onlara yine kalbe dokunan bir konuşma yaparak, acı içinde ağlar. Onlara Miztva’nın erdemini, merhamet sayesinde sürgünden çıkacaklarını ve tam kurtuluşla ödüllendirileceklerini anlatır.

Sonrasında karısının Amerika’dan gelen zengin bir adamın düğününe katıldığını ve bu zengin adamın karısının değeri üç milyon lira olan kürk giydiğini, yine değeri üç milyon lira olan pırlanta bir yüzük taktığını gördüğünü anlatır. Rabbi acı içinde ağlar, merhamet etmelerini ve bu lüksleri karısına alacak kadar parayı ona vermelerini ister. Geçen yıl yoksul aile için verdikleri parayı hatırlatarak, şimdi aynı şeyi karısı için yapmalarını ister. Bu nedenle ağlar ve yakarır, “Ey merhametli Yahudiler!”

Doğal olarak rabbi ağladıkça orada toplananlar kahkahalarla ona güler ve der ki, “Kendini süslemek isteyen karın için üzülmeli miyiz? Merhamet bunun neresinde? Yoksul adam için bu bir gereklilikti ve buna “eksiklik” denir. Hepimiz eksikliği hissettik ve bunu tamamlamak zorunda kaldık.”

Bu hikâyeden eksiklik ve süsleme arasındaki farkı anlayabiliriz: Eksiklik, kişi aç ve sefil olduğundadır; sonrasında merhametten bahsedilir ama hoş bir evin, fakat mücevherin yoksa onlarsız da yaşayabileceğinden, burada eksiklikten bahsedemezsin.

Burada da benzer bir durum var. Işık hiç boşluk kalmayana kadar, tüm alma arzusunu doldurur. Buna “O ve O’nun adı bir” denir. Kap olmadan ışık yayılamayacağından ve yarattıklarına iyilik yapmak arzusu, alma arzusu olmadan işlemeyeceğinden, ışıkla kap arasında ayırt edici bir fark yoktur. Dolayısıyla ışık ve kap arasında fark yoktur, her ikisi de amaca göre eşit derecede önemlidir.

Bu şu soruyu akla getirir: “Neden Tzimtzum var?” Buna cevap şudur ki, Tzimtzum süslemek içindir. Bu demektir ki, armağanı geliştirmek için süsleme gereklidir. Kişi tüm kabı dolduran ışık nedeniyle bereketle dolu olmasına rağmen, bunu daha iyi yapmak mümkündür, yani bereketin alımı alma olarak değil, ihsan olarak görülür, buna “ihsan etmek için almak” denir ve gerçek ihsan olarak kabul edilir.

Bu nedenle Tzimtzum özgür seçim olarak kabul edilir, yani kısıtlama yapmama seçimi vardır, bunun için kim onu zorlayacak ki? Her şeyden önce kişiye verilmiştir, o da almıştır eğer isterse bu aşamada kalır. Ancak Tzimtzum’u yerine getirmeyi seçerse ve ihsan etmek için alırsa bununla “Bereketi Yayan” ile eşit hâle gelir.

Tzimtzum’dan sonra, arzu eksiklik olur çünkü kural şudur ki; üst olandaki bir arzu aşağıda olan için zorunlu bir yasa olur. Bu nedenle aşağıda olanın artık seçim şansı yoktur, yani istese bile ona verilmez. Öyle anlaşılıyor ki, şimdi kısıtlamadan sonra alma arzusu bir eksiklik olarak kabul edilir çünkü artık kişi onun içine bir şey alamaz ve bunu karanlık olarak algılar. Kişi yalnızca ihsan etme niyetiyle bir şeyler yapmaya başladığı zaman, form olarak eşitlenmeye başlar ve kısıtlama kuralından çıkmaya başlar. Sonra ihsan etme arzusundaki çalışma ölçüsüne göre Tanrısallığı hissetmeye başlar.

Bu konuyla ilgili başka sorun varsa lütfen bana yaz, elimden geldiğince açıklamaya çalışırım. Yaradan’ın, üst olanın aklını onu anlamamız, birbirimize öğretmemiz, yerine getirmemiz ve idrak etmemiz için vermesini umalım.

Dostun,

Baruh Şalom HaLevi Aşlag