Eyn Sof ışığının oluşturulan ve yaratılan dünyalara nasıl bir çizgi yaydığını ve kısıtlanan alan yerine nasıl ortaya çıktığını açıklar; beş konuyu içerir:
1. Eyn Sof'dan boşluğa uzanan bir çizgi. 2. Çizginin başı, Sium'a [Sof ile aynı (son/sonuç)] değil Eyn Sof'a dokunur. 3. Eyn Sof ışığı, çizgi üzerinden dünyalara doğru genişler. 4. Tüm dünyalar, kısıtlanmış olan alanın yerindedir. 5. Kısıtlamadan önce O Bir'di ve Adı Bir'di ve akıl O’nu edinemezdi.
Eyn Sof'dan boşluğa uzanan bir çizgi
1. Yukarıdaki kısıtlamadan sonra Eyn Sof(1) ışığının ortasında bir boş bir alan ve boşluk, boş hava kaldı. Sonra yaratılan varlıklar ve yaratılanlar ve yaratımlar ve şekillenmişler için bir yer var oldu.
Daha sonra düz bir çizgi Eyn Sof (2) ışığından, O'nun dairesel ışığından(3) yukarıdan aşağıya(4) doğru genişledi ve o boşluğa asıldı.
İç Işık
1. Orta noktadan gelen ışığın kısıtlanmasının Eyn Sof'ta herhangi bir değişikliğe neden olduğu düşüncesine kapılmayın. Maneviyatta, hele ki böylesine yüce bir yerde, hiçbir değişiklik ve noksanlık yoktur.
Yukarıdaki kısıtlama, Eyn Sof'a ek olarak yeni bir öz haline geldi. Böylece Eyn Sof, kısıtlamadan önce olduğu gibi, tamamen sade birliğinin içinde, “O Birdir ve O’nun Adı Birdir” şeklinde, olduğu gibi kaldı.
Orta noktadaki kısıtlama, ışık ayrıldığı ve yukarıda açıkladığımız gibi boş bir alan bıraktığı için, yeni bir dünya olarak algılanır. Boşluğun yerinde bütün dünyalar ortaya çıktı.
2. Bu eylemi, - birisinin bir şey yaptığı, sonra başka bir şey yaptığı ve artık ilk eylemi yapmadığı,- insani bir eylem olarak, yüzeysel anlamda algılamamalıyız. Bundan daha büyük bir maddileştirme olamaz çünkü O, değişime ve olaylara maruz kalmaz.
Şöyle yazılmıştır: “Ben Efendiyim, değişmem.” Bizler, O’nun Kendisini değil yalnızca, O'ndan genişleyen ışığı tartışıyoruz. Bununla birlikte, O’nun Kendisinde bir değişiklik, olay ve hareket olmadığı ve O kayıtsız şartsız, tamamen sükûnet içinde olduğu için, yaratılan varlığa ulaşmadığı yani kabı giydirmediği sürece, O'ndan genişleyen ışık da böyle olmalıdır.
Ancak o zaman, O’nun Kendisinden çıkıp, yenilenip, O’ndan alan bir varlık haline gelir. Bu yenilemenin, öncelikle yaratılan varlığın kabında yani yaratılan varlığın alma arzusu üzerinde olduğunu açıklamıştık. Bu arzu manevi olmasına rağmen yine de yeni bir form ve bir olaydır çünkü O’nun Kendisinde zaruri değildir.
Bununla birlikte, onu giydiren ışık yeni değildir, çünkü varoluştan varoluş olarak Kendinden uzanır. Üst ışığın harekete geçirilmesi, kabın ölçüsüne göredir yani kab etkilenir ve üst ışıktan bir yenilik olarak alır ki bu gerekli bir olaydır.
Şunu bilmelisiniz ki; tüm bu yenilikler ve derecelerin basamaklandırılması, sadece kabı ve onun üst ışıktan alışını etkiler çünkü sadece bu değişime ve çoğalmaya tabidir. Ancak, ışığın kendisi, O’nun Kendisinden genişlediğinden, her zaman tamamen sükûnet içindedir. Bunu iyi anlayın ve ilmin geri kalanını öğrenirken her kelimesini hatırlayın.
Yukarıdakilere göre, üst ışığın, bir an bile yaratılanlar için parlamayı bırakmadığını iyice anlayabilirsiniz. Değişim ve yeniliklere tabi değildir, ancak tam bir sükûnet içindedir. Tüm kısıtlama meselesi ve yukarıda bahsedilen ışığın ayrılması, sadece kab üzerindeki etki ve onun alımı yani orta nokta ile ilgilidir.
Başka bir deyişle, üst ışık parlamayı bırakmasa da kab, kap kendini küçülttüğü için onun aydınlatmasından hiçbirini almadı. Orta noktası olan dördüncü safhada almamak ama sadece alma arzusu zayıf, ihsan etme arzusu baskın olan, önceki üçüncü safhasında almak için alma arzusunu azalttı. (bkz. Madde 50)
Böylece üst ışık, kısıtlamadan etkilenmedi ve yolunu değiştirmedi. Tıpkı Eyn Sof'da olduğu gibi, kısıtlama sırasında ve kısıtlamadan sonra ve tüm dünyalarda hatta Assiya dünyasında bile aydınlandı. Bir dakika bile parlamayı bırakmadı ama tüm bu değişiklikleri yapan kablardır çünkü sadece kendi ölçülerine göre alırlar, bu alma arzusun ölçüsüdür.
Artık ARI'nin "Eyn Sof ışığından uzanan düz bir çizgi" sözleriyle ne demek istediğini anlayabilirsiniz. Bunun anlamı şudur; boşluğun yerinin kendisi yani Eyn Sof ışığından boşaltılan kab, alma arzusunda yenilenen azalma nedeniyle, Eyn Sof'ta çizginin uzamasına neden olur.
Dördüncü safhanın kısıtlanmasından sonraki mevcut alımının ölçüsüne, çizgi denir yani dördüncü safhada tüm yeri dolduran, önceki alımıyla ilgilidir. Ancak, şimdi bu büyük alma arzusuna değil ama sadece alma arzusu zayıf olan arzunun, sadece önceki üç safhasına sahiptir. Bu, kabın, Eyn Sof ışığının çoğunu değil sadece bir ışık çizgisini alması olarak kabul edilir.
Kabın tüm yeri boş ve ışıktan yoksun kalır çünkü şimdi aldığı o küçük ışık, kabın her yerini doldurmak için yeterli değildir. Bu, dördüncü safhanın kendini azaltmak istemesi nedeniyle olmuştur.
Üst ışığın, kısıtlama tarafından tamamen durdurulmadığını ve ışığı tek bir çizgi olarak genişletecek şekilde değiştirmediğini görüyoruz. Bunun yerine, tüm bu büyük değişiklik, arzusunun ölçüsüne göre, Eyn Sof ışığından, çizgi denen, çok küçük bir ölçüden daha fazlasını alamayan, alma kapları nedeniyle olur. Çünkü o, bu ölçüden daha fazlasını istemez.
3. Dairesel (yuvarlak) görüntünün anlamını daha önce açıklamıştık (Bölüm 1, madde 100). Bize, kısıtlamadan sonra bile, üst ışığın dereceleri ayırt etmeden, daire şeklinde kaldığını söylüyor. Orada, onun dört safhası eşit erdemdedir ve üst ışığın değişime ve olaylara maruz kalmamasının nedeni budur. Yukarıdaki bu yeniliklerin ortaya çıkışları sadece kaplarla ile ilgilidir.
4. Maddesel terimleri hiçbir şekilde tartışmadığımızı unutmayın. Bunun yerine, daha fazla saf daha yüksek ve daha fazla kalın daha düşük olarak adlandırılır. Yaratıcı’dan gelen ışığın genişlemesi olarak algılanabilen ve yaratılan varlığa nüfuz eden her şey öncelikle yaratılan varlıkta bulunan, form eşitsizliğinin yenilenmesi olarak kabul edilir. Başka bir deyişle, Yaratıcı’da bulunmayan ve onun içinde yenilenen alma arzusuna gönderme yapar.
Bu nedenle yaratılan varlık, Yaratıcı’dan çok uzak, kalın, düşük ve aşağı olarak kabul edilir. Tüm bunları yapan, onun yaratıcı olmak yerine yaratılan varlık olmasına ayıran şey, form eşitsizliğidir.
Ayrıca, bu form eşitsizliğinin yani alma arzusunun, tek bir anda ortaya çıkmadığını, fakat dört safha üzerinde yavaşça tasarlandığını da bilmelisiniz. Formu sadece dördüncü safhada tamamlandı.
Bu nedenle alma arzusunun tüm formunun, en zayıf olanının, dört safhanın ilk safhası olduğu ortadadır. Bu safha, Yaratıcıya en yakın, daha önemli, daha saf ve daha yüksek olarak kabul edilir çünkü onun form eşitsizliği, takip eden üç safhanınki kadar büyük değildir.
Arzusu birinci safhadan daha büyük olan ikinci safha, Yaratıcı'dan daha uzak, daha kalın, daha düşük ve gerçekten de ilk safhadan daha aşağı olarak kabul edilir. Son olarak, dördüncü safha Yaratıcı'dan en uzak olanıdır, daha düşük, daha fazla kalın ve hepsinden daha aşağıdır.
Bu yüzden ARİ, çizginin yukarıdan aşağıya doğru uzandığını, yani ilk aşamadan dördüncü aşamaya (tamamen değil) yani en düşük olana kadar uzandığını yazar. Yukarı ve aşağının yukarı meselesi, çizgini ortaya çıkmasıyla yenilenmiştir. Çizgi aydınlanmadan önce yani kısıtlama sırasında, orada yukarı veya aşağı yoktu (bakınız Bölüm 1, madde 100).
Ancak, ışığı sadece bir çizgi olarak yani dört safhanın tamamında değil, sadece ilk üç safhasında aldıktan sonra, dördüncü safha, ışık olmaksızın karanlık kaldı. Ancak şimdi, dördüncü safhanın düşük, kalın ve aşağı olduğu ve saflıklarına ve Yaratıcı’ya yakınlıklarına göre önceki üç safhanın, onun üzerine dikilmiş olduğu bilinir hale gelir. Bununla birlikte, kısıtlama sırasında, ışık, dört safhanın hepsini aynı anda bıraktığında, dereceler arasındaki bu ayrım henüz gerçekleşmemişti.
Çizginin başı, sona değil Eyn Sof'a dokunur.
2. Çizginin(5) üst başlangıcı Eyn Sof'un kendisinden uzandı ve ona dokundu(6), ancak bu çizginin sonu, onun sonunda (7), Eyn Sof'un ışığına dokunmaz.
İç Işık
5. Dört safhanın, ilk Behina’sı anlamına gelir (yukarıdaki maddeye bakınız).
6. Üst Roş olan birinci safha, Yaratıcı’ya yani Eyn Sof'a en yakın olanıdır. Bu nedenle O’na dokunuyor olarak kabul edilir çünkü birinci safhadaki form eşitsizliği, onu Yaratıcı'dan ayıracak kadar belirgin değildir.
7. “Sonuna kadar aşağı”, en uzak ve en alçak olan dördüncü safhayı ifade eder (Bölüm 2, madde 4). Üst ışığı almaz ve bu nedenle Eyn Sof ışığına dokunmaz ve ondan ayrı olarak kabul edilir.
Eyn Sof ışığı çizgi üzerinden dünyalara doğru genişler
3. Eyn Sof ışığı bu çizgi boyunca uzanıp genişledi.
Tüm dünyalar, kısıtlanmış olan alanın yerindedir.
4. O, oradaki alanın yerinde tüm dünyaları oluşturdu, yarattı ve şekillendirdi. (8).
İç Işık
8. Bu, Atzilut, Beria, Yetzira, Assiya diye adlandırılan, sayısız içsel dünyaları içeren dört dünyayı ima eder. Bu dört dünya, yukarıdaki dört safhadan uzanır: Birinci safhadan Atzilut; İkinci safhadan Beria; Üçüncü safhadan Yetzira ve Dördüncü safhadan Assiya.
Kısıtlamadan önce O Bir'di ve O’nun Adı Bir'di ve akıl O’nu edinemez.
5. Bu dört dünya (9) öncesinde, Eyn Sof harika ve gizli birlik içindeydi, O Bir ve O’nun Adı Bir (10) idi. O'na yakın olan melekler (20) bile Eyn Sof'un gücüne ve edinimine sahip değildir, çünkü O'na ulaşabilecek yaratılmış bir akıl yoktur, çünkü O'nun yeri yoktur, sınırı yoktur, adı yoktur (30).
İç Işık
9. Tüm dünyaları içeren Atzilut, Beria, Yetzira, Assiya (yukarıdaki maddeye bakınız) olarak adlandırılır. Bütün bunardan önce yani kısıtlamadan önce, bu dört safha birbirinin üzerinde (bkz. Bölüm 2, madde 4) ama Basit Birlik (Bölüm 1, madde 30) olarak kabul edilirdi. Basit birliğin anlamı, ışık ve kab arasında bir ayrım ya da bir derece ayrımı olmamasıdır, O Birdir ve O’nun Adı Birdir (bkz. Bölüm 1, madde 30).
10. “O”, üst ışığı ima eder. “O’nun Adı”, mutlaka orada olması gereken alma arzusunu ifade eder (bakınız Bölüm 1, madde 30). O'nun Adı arzudur (Gematria'da), alma arzusunu ifade eder.
20. Bunun anlamı şudur, şimdi, dünyalar oluşturulduktan sonra, manevi olarak en yakın yaratışlar olan melekler bile Eyn Sof'a erişemezler.
30. Eyn Sof'da, O Bir ve O’nun Adı Bir olduğu, hiçbir yer olmadığı ve kap belirgin olmadığı için, yaratılanın aklı O’na erişemez, zira kap olmadan edinim olmaz.