‘Bu, atalarımızın Mısır’da yediği yoksulluk ekmeğidir’. Matza (Pesah mayasız ekmeği) yeme ıslahı, acele gelecek göç ile ilgili olarak, Mısır’dan çıkmadan önce İsrail’in çocuklarına verilmişti. Dolayısıyla Matza yemenin ıslahı, onlara hâlâ esir iken verildi ve ıslahın amacı, kurtarılış zamanıydı, zira daha sonra aceleyle ayrıldılar.
Bu nedenle, Mısır’da, çıtır yufka ekmeği (Matza) yenildiğini, bugün bile hatırlamaktan hoşlanıyoruz, çünkü bizler de gurbette esir edilmiş gibiyiz. Ayrıca bu ıslah ile, yakında bizim günlerimizde olacak olan kurtuluşu genişletmeyi hedefliyoruz, tıpkı atalarımızın Mısır’da yediği gibi.
‘Bu yıl, burada – önümüzdeki yıl özgür’ Yukarıda, bu ıslahı hedefleyerek, Mısır’daki atalarımızın Matza’yı yeme ıslahlarında olduğu gibi, kaderimiz olan garanti edilmiş kurtuluşu uyandırabiliriz yazılmıştır.
‘Bizler köleydik…’ Masehet Pesahim’de (s 116a) yazıldığı gibi “Kötülük ile başlar övgüyle biter” Kötülükle ilgili olarak bir Kabalist ve Şmuel ihtilaftaydılar. Kabalist önce “başlangıçta atalarımız putperestti” dedi ve Şmuel önce “Bizler köleydik” dedi. Uygulama Şmuel’i izliyor.
İhtilaflarını anlamamız lazım. “Kötülük ile başlar ve övgüyle biter” ifadesinin nedeni şöyle yazıldığı gibidir “karanlığın içinden ışığın avantajı olarak” Dolayısıyla, kötülük olgusunu hatırlamalıyız, çünkü onun vasıtasıyla Yaradan’ın bizimle yaptığı merhametin tam bilgisini edinebiliriz.
Tüm başlangıcımızın sadece kötülük içinde olduğu biliniyor, zira “hiçlik varoluştan önce gelir” Bu nedenle “vahşi eşeğin sıpası, bir insan olarak doğar” Ve sonunda, insan şeklini alır. Bu, Yaratılıştaki her unsur için geçerlidir ve İsrail ulusunun kök salmasında da öyledir.
Bunun nedeni, Yaradan’ın Yaratılışın varlığını, yokluktan meydana getirmesidir. Dolayısıyla, daha önce hiçlikte olmayan hiçbir yaratılış yoktur. Bununla beraber, bu hiçliğin, yaratılıştaki her elementte belirgin bir formu vardır, çünkü realiteyi dört türe-cansız, bitkisel, hayvansal ve konuşan- böldüğümüzde, cansızın başlangıcının, tamamen hiçlik olduğunu görüyoruz.
Ancak, bitkiselin başlangıcı, tamamen hiçlik değildir, sadece önceki formudur, ki kendisiyle kıyaslandığında hiçlik kabul edilir. Ve dikme ve çürüme konusunda, ki bunlar her tohum için gereklidir, cansızın şeklinden alınmıştır. Ayrıca, hayvansal ve konuşanın hiçliğiyle de aynıdır. Bitkisel form, hayvansala göre hiçlik sayılır ve konuşana göre hayvansal form hiçlik sayılır.
Bu nedenle, makale bize insanın varoluşundan önceki hiçliğin, hayvansal form olduğunu öğretir. Bu yüzden şöyle yazılmıştır, “vahşi eşeğin sıpası bir insan olarak doğar”, zira her bireyin, hayvansal koşulda başlaması zaruridir. Ve şöyle yazılmıştır, “İnsanı ve hayvanı Sen kurtarırsın ey Tanrım”. Çünkü bir hayvana varlığını sürdürmek ve amacını gerçekleştirmesi için gereken her şey verilmiştir ve O insanın varlığı sürdürmesi ve amacını gerçekleştirmesi için de gereken her şeyi sağlar.
Dolayısıyla, kendi hazırlıkları bakımından, insanın, hayvana üstünlüğünün nerede olduğunu anlamalıyız. Gerçekten de bu onların arzularında ayırt edilmiştir, zira insanın arzuları, elbette hayvanınkinden farklıdır. Ve bu ölçüde, Yaradan’ın insanı kurtarması ile hayvanı kurtarması farklıdır.
Dolayısıyla, tüm inceleme ve araştırmalardan sonra, hiçbir hayvan türünde var olmayan ve insanın arzularındaki tek gerekliliğin, Tanrısal Dvekut’a (bütünleşme) doğru uyanış olduğunu görüyoruz. Sadece insan türü, bunun için hazırdır; başka hiçbir tür hazır değildir.
Bunu, insan türünün varlığındaki tüm meselenin, O’nun manevi çalışmasına özlem duymak için ona nakşedilmiş olan hazırlıkta olduğu ve hayvana olan üstünlüğü izler. Ve pek çokları zanaatkârlık ve politik hareketlerdeki zekânın bile, büyük bir bilgelikle hayvanlar âlemindeki pek çok elementte bulunduğunu söylemiştir.
Benzer şekilde, insanın varlığından önceki hiçlik olgusunu, Yaradan’a yakın olma arzusundaki eksiklik olarak anlayabiliriz, zira bu, hayvansan seviyedir. Şimdi, “kötülükle başlar övgüyle biter” deyişindeki sözleri anlayabiliriz. Bu, varlığımızdan önceki yokluğu pozitif bir şekilde araştırmamız ve hatırlamamız gerektiği anlamına gelir, zira bu, övgüden önceki kötülüğün açığa çıkmasıdır ve bundan “kötülükle başlar övgüyle biter” şeklinde yazılan övgüyü daha derinden anlarız.
Bu ayrıca, her bir sürgün boyunca yani dört kurtuluştan önce gelen her bir kurtuluş boyunca, bizim zamanımızda, yakında gelmesini umduğumuz tam mükemmellik olan sonuncu kurtuluşa kadarki dört sürgünün anlamıdır. Sürgün, “varlıktan önce gelen hiçlik” yani kurtuluşa işaret eder. Ve bu hiçlik, ona atfedilmiş HaVaYah’ı (Yaradan’ın isimlerinden biri) hazırlayan şey olduğundan, tıpkı ekmenin biçmeyi hazırladığı gibi, Gola’nın (sürgün) harflerinde, Geula’nın (kurtuluş) tüm harfleri mevcuttur, Alef (İbrani alfabesinin ilk harfi) hariç, zira bu harf “dünyanın Aluf’unu (şampiyon) ima eder”
Bu bize, hiçlik formunun, varoluşun eksikliğinden başka bir şey olmadığını öğretir. Ve bizler varoluşun – kurtuluş – olduğunu “ve her insan komşusuna başka bir şey öğretmeyecek… zira hepsi Beni bilecekler, en küçüğünden en yücesine kadar” sözlerinden biliyoruz. Dolayısıyla, önceki hiçlik formu, yani sürgün hali, sadece Yaradan’ın bilgisinden yoksun olmaktır. Bu Alef’in Gola’daki (sürgün) yokluğu ve Geula’daki (kurtuluş) – “Dünyanın Şampiyonu” ile Dvekut – varlığıdır. Ruhlarımızın kurtuluşu tam olarak budur ne daha az ne daha çok, belirttiğimiz gibi Alef hariç Geula’nın tüm harfleri, dünyanın Şampiyonu olan Gola’da mevcuttur.
Bu ağır konuyu, yokluğun, kendi içinde, ona atfedilmiş olan varoluşun hazırlığı olduğunu anlamak için bu fiziksel dünyanın işleyişini öğrenmeliyiz. Yüce bir olgu olan özgürlük konseptinde görüyoruz ki sadece seçilmiş birkaç kişi bunu algılayabilir ve onların bile uygun hazırlığa gereksinimi vardır. Ancak insanların çoğunluğu, bunu anlamakta tamamen yetersizdir. Diğer taraftan, kölelik konseptiyle ilgili olarak da küçük ve yüce eşittir ve insanların arasında kimse buna tahammül etmez.
(Polonya’da gördük, krallıklarını kaybettiler çünkü onların çoğunluğu, özgürlüğün değerini tam olarak anlamadı ve koruyamadılar. Bu nedenle de yüz yıl boyunca Rus hükümetinin boyunduruğu altına girdiler. Bu süre zarfında hepsi boyunduruğun yükünü çektiler ve en küçüğünden en yücesine ümitsizce özgürlüğü aradılar. Özgürlüğün gerçek tadını henüz edinmemiş olsalar bile her biri hayal ettiği gibi istedi, ancak özgürlükten yoksunlukta ki bu boyunduruktur, özgürlüğün tadını çıkarmak kalplerine iyice kazınmıştı. Bu nedenle, boyunduruğun yükünden özgür kaldıklarında, bu özgürlükle neyi elde ettiklerini bilmediklerinden pek çoğu şaşkına döndü. Hatta bazıları bundan pişman oldu ve hükümetlerinin yabancı hükümetten daha fazla vergi yükü getirdiğini söyleyerek onların dönmesini istedi. Bunun böyle olmasının nedeni yokluğun gücünün, onları yeterince etkilememiş olmasıydı.)
Şimdi Kabalist ve Şmuel arasındaki ihtilafı anlayabiliriz. Kabalist, sözleri, kötülüğün başlaması olarak yorumluyor ki bunun vasıtasıyla kurtuluşun tam anlamıyla değeri bilinsin. Bu nedenle Terah’ın zamanından başlamayı söylüyor. Ve Şmuel’in yaptığını söylemiyor, zira Mısır’da O’nun sevgi ve manevi çalışması ulusun içindeki birkaç kişiye çoktan ekilmişti. Ayrıca, Mısır’da köleliğe eklenmiş zorluklar “Adam” denilen ulusun yaşamında kendi içinde bir eksiklik değildir.
Ve Şmuel, Kabalist gibi yorumlamaz, zira Yaradan’ı bilmeye dair ulusun özgürlük konsepti, yalnızca birkaç kişinin anlayabileceği ve uygun hazırlıklar yoluyla gerçekleşen yüce bir konsepttir ancak ulusun çoğunluğu, bu edinimi gerçekleştirmemiştir.
Diğer taraftan, köleliğin zorluğunu herkes anlar, Even Ezra’nın Mişpatim bölümünün başında yazdığı gibi, “İnsan için kendisi gibi olan bir insanın otoritesi altında olmaktan daha zor bir şey yoktur.”
Mişna’yı, yokluk, varlığı hazırladığından O’nun kurtarışının bir parçası olarak görülmeli ve minnettarlıkla karşılanmalı diyerek yorumluyor. Bu nedenle, “başlangıçta atalarımız putperestlerdi” sözleriyle başlamamalıyız, zira o dönem “varlıktan önce gelen hiçlik” olarak addedilmiyor. Bunun nedeni onların insan türünde varoluştan tamamen mahrum olmalarıydı, zira O’nun sevgisinden tamamen uzaklaştırılmışlardı.
Bu nedenle, Mısır’daki kölelikle, O’nun sevgisinin kıvılcımlarının, onların kalplerinde yandığı zaman başlıyoruz, bir dereceye kadar, sabırsızlık ve sıkı bir çalışma nedeniyle, her gün söndürülüyordu. Bu, ‘varlıktan önce gelen yokluk’ olarak kabul edilir, bu nedenle ‘bizler kölelerdik’ ile başladığını söylüyor.