600.000 Ruh
Anokhi (Ben) Kelimesindeki Khaf Harfinin Anlamı
Aravut (Karşılıklı Sorumluluk)
Baal HaSulam’ın Kehaneti
Barış
Beden ve Ruh
Bir Kısım İfşa İki Kısım Gizlilik
Bu Yudah İçin
Çözüm
Dinin Özü ve Amacı
Dört Dünya
Dünya’da Barış
Erdemli ve Günahkar
Etimden Tanrıyı Göreceğim
Gebelik ve Doğumun Anlamı
Geleceğin Nesilleri
Geleceğin Toplumunu İnşa Etmek
Genel Olarak Gizli İlmin Niteliği
Hakikatin Sözü
Halkın Izdırabını Hissedenler
Hareket Zamanı
Hatırlama
Hizmetçi Hanımının Varisidir
İşleyen Akıl
İsrail’in İlminin Dışsal İlimlerle Kıyaslanması
Kabala İlminde Madde ve Form
Kabala İlminin Özü
Kabala İlminin Tarihi
Kabala İlmi ve Felsefe
Kabala Öğretisi ve Özü
Man’s Actions and Tactics
Matan Tora
Mesih’in Borazanı
Ödüllendi - Hızlandıracağım-; Ödüllenmedi - Kendi Zamanında
Özgürlük
Sen Beni Arkadan ve Önden Kuşattın
Sürgün ve Kurtuluş
Sürüyü Toplama Zamanı Değil
Tanrı Sevgisi ve İnsan Sevgisi
Tek Buyruk
The Meaning of His Names
Toprağın Mirası
Ulus
Yaradan'ın Yüzünün Gizliliği ve İfşası - 1
Yaradan'ın Yüzünün Gizliliği ve İfşası - 2
Zohar'ın Tamamlanması için Bir Konuşma
Kütüphanechevron_right
Baal HaSulam/Articles
chevron_right
Kabala İlminin Özü
 

Kabala İlminin Özü

Pek çok kişi, Kabala ilminin tarihi hakkında konuşur. Ancak, bununla ilgili açıklama yapmaya başlamadan önce, pek az kişinin bildiğine inandığım bu ilmin özünün detaylı bir açıklamasıyla başlamayı gerekli görüyorum. Ve doğal olarak, bir şeyin kendisini bilmeden, tarihinden bahsetmek de mümkün değildir.

Bu bilgi, okyanuslardan daha geniş ve derin olmasına rağmen, herhangi birinin gerçekte olduğu gibi, doğru sonuca ulaşması için yeterli olacak şekilde, bu tür meselelerde sıklıkla karşılaştığımız hatalara yer bırakmaksızın, bu alanda edindiğim tüm güç ve bilgiyi, bunu her yönüyle açıklığa kavuşturmak ve aydınlatmak için kullanacağım.

Bu İlim Neyin Etrafında Dönüyor

Bu soru, her mantıklı insanın aklına gelir. Buna doğru dürüst cevap verebilmek için, güvenilir ve kalıcı bir tanım sunacağım. Bu ilim, sebep ve sonuç ilişkisi yoluyla, sabit ve belirlenmiş kanunları kullanarak, yukarıdan aşağı sarkan ve “Yaradan’ın Tanrısallığının, O’nun bu dünyadaki varlıklarına ifşası” olarak tanımlanan tek ve yüce bir amaçta, birbirinin içine girmiş bir kökler silsilesinden ne daha fazlası ne de azıdır.

Ve burada özel (tek) ve genelin işleyişi vardır:

Genel – insanoğlunun tümü, eninde sonunda, bu muazzam evrime gelmekle yükümlüdür, şöyle yazıldığı gibi; “Yeryüzü, suların denizi örttüğü gibi, Yaradan’ın bilgisiyle dolacak” (İsaiah 11, 9). “Ve artık Yaradan’ı bilin diyerek, her insanın komşusu olduğunu ve her insanın kardeşi olduğunu öğretmeyecekler: Zira hepsi Beni bilecekler, en küçüğünden en yücesine kadar” (Jeremiah 31, 33), “Ancak Öğretmenin, artık Kendisini gizlemeyecek ve gözleriniz Öğretmeninizi görecek” (İsaiah 30, 20).

Özel – tüm insanlığın, mükemmelliğe gelmesinden önce bile, bu kanun, her nesilde seçilmiş birkaç bireye uygulanır. Bu kişiler, her nesilde, O’nun belirli derecelerinin ifşası ile bahşedilenlerdir. Ve bunlar, peygamberler ve Yaradan’ın adamlarıdır ve bilgelerimizin dediği gibi, “İbrahim ve Yakup gibi olanların olmadığı bir nesil yoktur” (Midrash Rabbah, Beresheet, 74. Bölüm). Böylece görüyorsunuz ki, güvenilir bulduğumuz bilgelerimizin beyan ettiği gibi, O’nun Tanrısallığının ifşası, her nesilde uygulanmaktadır.

Partsufim, Sefirot ve Dünyaların Çeşitliliği

Yukarıdakilere göre, şu soru gündeme gelir: Bu ilmin, tek, özel ve açık bir rolü olduğuna göre, Kabala kitaplarında bu kadar çok geçen Partsufim, Sefirot ve birbiriyle değiştirilebilen bağlantıların çeşitliliği konusu neden vardır?

Gerçekten de bu dünyada, baba olmaya yeterli bir süre içinde, tek görevi, türünü devam ettirmek için kendisini beslemek olan küçük bir hayvanı ele alırsanız, onda fizyolog ve anatomistlerin keşfettiği gibi, milyonlarca lif ve bağdan oluşan karmaşık bir yapı olduğunu görürsünüz ve henüz, insanların o küçük hayvanda bulamadığı pek çok şey de vardır. Bunlardan yola çıkarak, bahsedilen o yüce amacı gerçekleştirmek ve ifşa etmek için, son derece geniş olan konuların ve kanalların birbirine bağlanması gerektiği sonucuna varabilirsiniz.

İki İşleyiş – Yukarıdan Aşağıya ve Aşağıdan Yukarıya

Bu ilim, genellikle, tıpkı bir havuzdaki iki damla gibi, iki paralel, eşit ve birbiriyle aynı işleyişe ayrılmıştır. Aralarındaki tek fark şudur; ilk işleyiş, bu dünyaya, Yukarıdan aşağıya doğru uzanır. İkinci işleyiş, bu dünyada başlar ve tam olarak, yukarıdan aşağı doğru ortaya çıktıklarında köklerine yerleştirilmiş olan düzenlemeler ve aynı rota ile aşağıdan Yukarıya doğru ilerler.

İlk işleyiş ister kalıcı ister geçici olsun, ortaya çıkışların tümünde, “dünyaların, Partsufim ve Sefirot’un aşağı iniş sırası’” olarak adlandırılır. İkinci işleyişe, “edinimler veya peygamberlik ve Kutsal Ruh’un dereceleri” denir. Bununla ödüllendirilen bir kişi, aynı yollar ve girişleri izlemek ve her detay ve her dereceyi tam olarak Yukarıdan aşağıya doğru ortaya çıkışlarında olduğu gibi, onların içine yerleştirilmiş olan kurallarla, aşamalı olarak edinmek zorundadır.

Bu böyledir, çünkü Tanrısallığın ifşası meselesi, bir kerede ortaya çıkmaz; maddesel şeylerin ifşasında olduğu gibi, ancak aşamalı olarak, belli bir süre zarfında, edinenin arınmasına bağlı olarak, kişi, yukarıdan aşağıya, daha önceden ayarlarmış olan derecelerin tümünü keşfedene değin ortaya çıkar. Çünkü edinim, tıpkı bir merdivenin basamakları gibi sırayla, biri diğerinden sonra ve biri, diğerinin üstüne geldiğinden, “dereceler” (basamaklar) olarak adlandırılır.

Soyut İsimler

Pek çok kişi, Kabala ilmindeki tüm sözcüklerin ve isimlerin bir tür soyut isim olduğuna inanır. Bunun nedeni, ilmin, hayal gücümüzün bile tutunacak yerinin olmadığı, zaman ve mekânın üstündeki Yaradan’ın nitelikleri ve maneviyatla ilgili olmasıdır. Bu nedenle, pek çok kişi, bu konuların sadece soyut isimlerden veya soyut isimlerden daha olağanüstü ve yüce isimlerden bahsettiğine inanır. Aslında, ilmin konuları, tümüyle ve baştan sona, her türlü hayâl unsurundan yoksundur.

Ancak, konu bu değildir. Daha ziyade, Kabala, sadece somut ve gerçek olan isimleri ve adlandırmaları kullanır. Tüm Kabalistler için bükülmez bir kural vardır, “Edinmediğimiz hiçbir şeyi, bir isim veya sözcük ile tanımlamayız”

Burada, “edinmek” kelimesinin, anlayışın en üst derecesini ifade ettiğini bilmelisiniz. Bu ifade, “elinin uzanacağı şey” deyişinden türemiştir. Bu, bir şeyin, tıpkı bir kişinin elleriyle tutuyormuş gibi, tümüyle açık seçik hale gelmeden, Kabalistler tarafından edinilmiş olarak kabul edilmediği, ancak anlaşıldığı, idrak edildiği vs. anlamına gelir.

Kabala İlminin Gerçekliği

Gerçek şeyler, onların özüyle ilgili ne bir algımız ne de bir görüntümüz olmadığı halde, gözümüzün önündeki fiziksel realitede bile bulunur. Bunlar, elektrik ve mıknatıs gibi “akışkan” olarak adlandırılan şeylerdir.

Bununla beraber, eylemleriyle ilgili tamamıyla yeterli bir farkındalığa sahip olduğumuzda, bu isimlerin, gerçek olmadığını kim söyleyebilir ki? Elektrik olarak adlandırılan şeyin özünün algısına sahip olmadığımız gerçeğine de bundan daha fazla kayıtsız olamazdık.

Bu isim bize somut ve sanki duyularımızla tamamen algılanıyormuş kadar yakındır. Küçük çocuklar bile “elektrik” kelimesine aşinadır, tıpkı ekmek, şeker ve benzeri gibi kelimelere aşina oldukları gibi.

Dahası, eğer araştırma araçlarınızı biraz test etmek isterseniz, size bütün olarak, Yaradan’ın hiçbir algısı olmadığından, O’nun varlıklarının herhangi birinin özünü edinmenin de imkânsız olduğunu söyleyeceğim, ellerimizle hissettiğimiz somut nesnelerin bile.

Dolayısıyla, önümüzdeki eylem dünyasındaki arkadaşlarımız ve akrabalarımızla ilgili olarak tüm bildiğimiz, “onların hareketlerine aşina” olmaktan başka bir şey değildir. Bunlar, onların bizim duyularımızla karşılaşmalarıyla harekete geçer ve doğarlar ki, konunun özünün herhangi bir algısına sahip olmasak da bizi tam olarak tatmin ederler.

Dahası, kendi özünüzün bile hiçbir algı ve edinimine sahip değilsiniz. Kendi özünüzle ilgili bildiğiniz her şey, özünüzden uzanan bir seri aksiyondan başka bir şey değildir.

Şimdi, konuyla ilgili en ufak bir edinimimiz olmamasına rağmen, Kabala kitaplarında ortaya çıkan tüm isim ve adlandırmaların, aslında özbeöz ve gerçek olduğu sonucuna kolayca varabilirsiniz. Böyle olmasının nedeni, bu ilmi çalışanların, kendi algıları dâhilinde, ilmin nihai bütünlüğüyle ilgili, tümüyle tatmin olmalarıdır, yani Üst Işık ve onu algılayanlarla ilişkiden harekete geçip, doğan aksiyonların basit algısıyla.

Bununla beraber, bu son derece yeterlidir, zira kural şudur: “O’nun İlah-i Takdirinden, Yaratılışın doğasına idrak ettirmek için ölçülüp çıkarılan her şey tamamen memnun edicidir” Benzer şekilde kişi altıncı bir parmak isteyemez, çünkü beş parmak gayet yeterlidir.

Kabala Kitaplarındaki Fiziksel Terimler ve Fiziksel İsimler

Yaradan’ın nitelikleri şöyle dursun manevi konularla ilgilenildiğinde, her mantıklı kişinin anlayacağı gibi, düşünüp taşınabileceğimiz kelimeler ya da harfler yoktur. Bunun nedeni, tüm kelime hazinemizin, duyularımız ve hayal gücümüzün kombinasyonlarından oluşmasıdır. Ancak, hayal gücü ya da duyuların olmadığı bir yerde bunların nasıl yardımı olabilir?

Böyle konularda kullanılabilen en süptil, incelikli kelimeyi, yani “Üst Işık” kelimesini ya da “Basit Işık” kelimesini bile ele alsak, bunlar yine de hayali kalır ve güneş ışığından ya da mum ışığından ya da bir tür büyük şüpheyi çözmenin üzerine kişinin hissettiği mutluluk ışığından ödünç alınırlar. Bunları, manevi konular ve Yaradan’ın yöntemleriyle ilgili olarak nasıl kullanabiliriz? Bunlar, çalışan kişiye, sahtelik ve aldatma sunar.

Bu, özellikle ilmin araştırılmasındaki alışılagelmiş müzakerelerde, kişinin bu sözlerde biraz mantık bulması gereken yerlerde böyledir. Burada, öğretmen, inceleme yapanlar için dikkatli bir şekilde kesin tanımlar sunmalıdır.

Ve öğretmen, yetersiz bir kelime ile başarısız olması halinde, okuyucuların kafasını karıştırıp onları yanlış yönlendirecektir. İlim kitaplarını inceleyen herhangi biri tarafından da bilindiği gibi, okuyucular orada, öğretmenin bunun öncesinde ve sonrasında söylediği şeyleri ve o kelimeyle bağlantılı olan hiçbir şeyi anlamayacaktır.

Dolayısıyla, kişi, Kabalistlerin, bu ilimdeki bağlantıları açıklamak için yanlış kelimeler kullanmalarının nasıl mümkün olduğunu merak etmelidir. Ayrıca, yanlış bir isimden tanım yapılamadığı bilinmektedir, zira yalanın ne bacakları ne de duruşu vardır.

Gerçekten de burada, ilk olarak, dünyaların birbirleriyle ilişkilendiği, Kök ve Dal Yasası’nı bilmeniz gerekiyor.

Dünyaların Birbiriyle İlişkilendiği Kök ve Dal Yasası

Kabalistler, Atzilut denilen ilk, en üst dünyayla başlayan ve Asiya denilen bu fiziksel, somut dünyayla biten Atzilut, Beria, Yetzira ve Asiya olarak adlandırılan dört dünyanın formunun, her madde ve olayda tamamen aynı olduğunu buldular. Bu, ilk dünyada meydana gelen ve sonuçlanan her şeyin, bir sonraki, altındaki dünyada da değişmemiş olarak bulunduğu anlamına gelir. Bu somut dünyaya kadar onu takip eden tüm dünyalarda benzer şekildedir.

Aralarında fark yoktur, sadece her dünyadaki realitenin elementlerinin maddesinde algılanan farklı bir derece vardır. İlk, En Üst dünyadaki realitenin elementlerinin maddesi, altındakilerin tümünden daha arıdır.  Ve ikinci dünyadaki realitenin elementlerinin maddesi, ilk dünyanınkinden daha bayağı, ancak alt derecedekilerin tümünden daha arıdır.

Bu, realitedeki elementlerinin maddesi, kendisinden önce gelen tüm dünyalardan daha bayağı ve karanlık olan önümüzdeki dünyaya kadar benzer şekilde devam eder. Bununla beraber, realitenin şekil ve elementleri ve bunların tüm oluşları değişmeden gelirler ve her dünyada hem miktar hem de nitelik olarak eşittirler.

Bilgelerimiz bunu bir mühür ve onun damgasına benzettiler: mühürdeki tüm şekiller, tüm detayı ve inceliğiyle, damgalanan nesneye mükemmel şekilde aktarılır. Her bir alt dünyanın, Yukarısındaki dünyanın damgası olduğu dünyalarla da bu şekildedir. Dolayısıyla, Üst Dünyadaki tüm formlar, hem miktar hem de nitelikte, özenle alt dünyaya kopyalanır.

Dolayısıyla, realitede hiçbir unsur ya da alt bir dünyada realitenin ortaya çıkışı yoktur ki tıpkı bir göldeki iki damla gibi, Yukarısındaki dünyada benzerliğini bulmasın. Ve bunlara, “Kök ve Dal” denir. Bu, alt dünyadaki maddenin, alt maddenin kökü olan Üst Dünyadaki modelinin bir dalı olduğu anlamına gelir, zira alt dünyadaki maddenin etkilendiği ve tasarlandığı yer burasıdır (Üst Dünya).

Bilgelerimiz şöyle dediği zaman demek istedikleri buydu, “Aşağıda, geleceği olmayan ve yukarıdan onu etkileyen ve ona “Büyü!” diyen bir rehberi olmayan hiçbir çimen tanesi yoktur” Bu demektir ki “gelecek” denilen kök, mühür ve damgada olduğu gibi, çimeni büyümeye ve miktar ve nitelik olarak özelliklerini edinmeye zorlar. Yukarısındaki dünya ile bağlantılı olarak her bir dünyadaki tüm detay ve realitedeki her meydana gelişin uygulandığı Kök ve Dal yasası budur.

Kabalistlerin Dili Dalların Dilidir

Bu, Üst Dünyada onların kökü olarak mutlaka var olan dalların köklerine işaret ettiği anlamına gelir. Bunun nedeni, alt dünyanın realitesinde, onun Üst dünyasından kaynaklanmayan hiçbir şeyin olmamasıdır. Mühür ve damgada olduğu gibi, Üst Dünyadaki kök, alt dünyadaki dalını, formunun ve özelliklerinin tümünü ortaya çıkarmaya zorlar; bilgelerimizin dediği gibi, altındaki çimen tanesiyle bağlantılı Yukarıdaki gelecek onu etkiler ve büyümesini tamamlamaya zorlar. Bundan dolayı, bu dünyadaki her bir dal, Üst Dünyada konumlanmış yaratılışını iyi tanımlar.

Dolayısıyla, Kabalistler, kusursuz bir konuşma dili yaratmaya yeterli olan bir dizi açıklayıcı kelime bulmuştur. Bu, onların kendi aralarında, Üst Dünyalardaki Manevi Köklerdeki bağlantılarla ilgili, fiziksel duyularımızca gayet iyi tanımlanmış olan somut dalı, sadece dile getirerek konuşmalarına olanak sağlamıştır.

Dinleyiciler, bu fiziksel dalın işaret ettiği Üst Kökü anlarlar, çünkü damgası olduğundan onunla ilişkilidir. Bu nedenle, Üst Manevi Köklere işaret eden somut yaratılışın tüm varlıkları ve onların tüm durumları, Kabalistlere, iyi tanımlanmış kelimeler ve isimler haline gelmiştir. Bunların manevi yerlerini anlatacak sözel bir ifade olmamasına rağmen, zira bu hayal gücünün ötesindedir, bu somut dünyada duyularımızın önünde düzenlenerek dalları vasıtasıyla sözel olarak ifade edilme hakkını kazandılar.

Kabalistlerin, manevi edinimlerini, kişiden kişiye ve nesilden nesle hem sözlü olarak hem de yazılı olarak aktardıkları, aralarındaki konuşma dilinin doğası budur. Onlar, ilmin araştırmasında, fikir birliğine varmak için gerekli olan tüm doğruluk ve kişinin hata yapamayacağı kesin tanımlarla, birbirlerini tamamen anlarlar. Bunun böyle olmasının nedeni, her dalın, kendi doğal, eşsiz tanımının olmasıdır ve mutlak tanımın, onun Üst Dünyadaki köküne işaret etmesidir.

Şunu aklınızda tutun ki, Kabala ilmindeki Dalların Dili, ilmin terimlerini açıklamakta, tüm diğer dillerden daha uygundur. Dillerin, halkın ağzında bozulduğu, nominalizm (adcılık) teorisinden bilinmektedir. Bir başka deyişle, diller, sözcüğün fazla kullanımından dolayı, kesin içeriğinden mahrum kaldıklarından, sözlü ya da yazılı olarak birinden diğerine kesin çıkarımlar aktarmakta büyük zorluklar ile sonuçlanmıştır.

Kabalistlerin dalların dili ile durum böyle değildir: dalların dili, gözlerimizin önünde düzenlenen yaratılışların ve meydana gelişlerin isimlerinden ortaya çıkmıştır ve doğanın değişmez yasalarıyla tanımlanmıştır. Okuyucu ve dinleyiciler, kendilerine sunulan kelimelerle, asla yanlış anlamaya yönlendirilmezler, zira doğal tanımlar, kesinlikle değişmez ve ihlâl edilemez.

Bilge Bir Kabalistten Anlayışlı Bir Alıcıya Aktarım

Bu yüzden, RAMBAN, Musa Peygamber’in yazılarına tefsirinin girişinde ve Kabalist Haim Vital’in benzer şekilde Pesi’ot denemelerinde şöyle yazdı: “Okuyucular, bilge bir Kabalistten, kendi aklıyla anlayan bilge bir alıcının kulağına iletilmedikçe, bu makalelerde yazılı olanların tek bir kelimesini bile anlamayacaklarını bilmelidir’ Ve bilgelerimizin şu sözlerinde olduğu gibi (Hagiga, 11b): ‘Kişi, bilge olmadığı ve kendi aklıyla anlamadığı sürece, kendi başına Merkava (yapı/ Kabala bilgeliğine sıfat) çalışmaz’

Kişinin bilge bir Kabalistten alması gerektiğini söylediklerinde, onların sözleri tümüyle anlaşılıyor. Ancak, öğrencinin öncelikle akıllı ve kendi aklıyla anlayan olması gerekliliği neden? Dahası, eğer öyle değilse, dünyadaki en erdemli kişi bile olsa, ona öğretilmemeli de. İlaveten, kişi zaten akıllı ise ve kendi aklı ile anlıyorsa, başkalarından öğrenmeye ne ihtiyacı var?

Önceki söylenilenlerden, bilgelerin sözleri tüm basitliğiyle anlaşılıyor: gördük ki, dudaklarımızın söylediği tüm kelimeler ve ifadeler, maneviyattan, hayâli zaman ve mekânın üzerindeki kutsi konulardan tek bir kelimeyi bile açıklığa kavuşturmamıza yardımcı olmaz. Bunun yerine, bu konular için özel bir dil vardır, onların Üst Köklerle ilişkilerini gösteren Dalların Dili.

Bununla beraber, ilmin çalışmasına dalma görevi için, diğer dillerden daha uygun olan bu dil, sadece dinleyici, kendisi başlı başına akıllı ise, yani dalların kökleriyle ilişkisini bilip anlıyorsa böyledir. Bunun nedeni, aşağıdan yukarıya bakarken, bu ilişkilerin hiç de açık olmamasıdır. Bir başka deyişle, alt dalları inceleyerek, Üst Köklerde herhangi bir çıkarım veya benzerlik bulmak mümkün değildir.

Tam tersine, alt, Üstten çalışılır. Dolayısıyla, kişi öncelikle, Üst Kökleri, maneviyatta oldukları şekilde, hayâlin üstünde, sadece saf edinim ile edinmelidir. Ve kişi, kendi aklıyla, Üst Kökleri tümüyle edinir edinmez, bu dünyadaki somut dalları inceleyebilir ve her dalın Üst Dünyadaki köküyle tüm sırasıyla, miktar ve nitelikte nasıl ilişkilendiğini öğrenebilir.

Kişi tüm bunları öğrenip, derinlemesine anladığında, kendisi ve öğretmeni, yani Dalların Dili ile arasında ortak bir lisana sahip olur. Bunu kullanarak, Kabalist bilge, Üst, Manevi Dünyalarda yürütülen bu ilimdeki öğretileri, hem öğretmeninden öğrendiklerini hem de ilimde kendi keşfettiği açılımları aktarabilir. Bunun nedeni, artık ortak bir dile sahip olmaları ve birbirlerini anlamalarıdır.

Ancak, öğrenci akıllı olmadığında ve bu dili, yani dalların köklerine nasıl işaret ettiğini, kendi başına anladığında, doğal olarak, ilmin incelenmesinde anlaşmak bir kenara dursun, öğretmen öğrenciye, bu manevi ilmin bir kelimesini bile aktaramaz. Bu böyledir, çünkü kullanabilecekleri ortak bir dilleri yoktur ve dilsiz gibi olurlar. Dolayısıyla, öğrenci akıllı değilse ve kendi aklı ile anlamıyorsa Kabala ilminin öğretilmemesi gerekir.

Daha ötesini sormalıyız: O zaman, öğrenci Üst Kökleri izleyerek, dal ve kökün ilişkisini öğrenecek şekilde nasıl akıllanabilir? Cevap şu ki, burada kişinin çabası boşunadır; ihtiyacımız olan tek şey, Yaradan’ın yardımıdır. O, ilimle, anlayışla ve yüce edinimleri edinmek için bilgi ile O’nun sevgisini kazananları doldurur. Burada herhangi bir et ya da kan ile desteklenmek mümkün değildir!

Aslında, O, bir kişiyi sevdiğinde ve onu yüce edinimle ödüllendirdiğinde, kişi gelip bilge bir Kabalistten Kabala ilminin sonsuzluğunu almaya hazırdır, zira sadece o zaman ortak bir dile sahip olurlar.

İnsan Ruhuna Yabancı Adlandırmalar

Yukarıda söylenenlerin tümüyle, Kabala kitaplarındaki bazı adlandırmaları ve terimleri insan ruhuna neden çok yabancı bulduğumuzu anlayacaksınız. Bunlar, Zohar, Tikunim ve Ari’nin kitapları olan temel Kabala kitaplarında bir hayli var. Bu bilgelerin, böyle yüce, kutsal kavramlar için neden böyle düşük adlandırmalar kullandıkları gerçekten şaşırtıcıdır.

Ancak bunu yukarıdaki konseptleri edindiğinizde tümüyle anlayacaksınız. Bunun nedeni, bu ilmi açıklamak için sadece bu amaca yönelik tasarlanmış, Üst Kökleriyle ilişkili Dalların Dili denilen bir dil hariç dünyada hiçbir dilin olmadığı, artık açıktır.

Dolayısıyla, açıkçası ne bir dal ya da dalın oluşumu, alt derecesinden dolayı ihmal edilmeli ne de ilimin bağlantılarındaki arzulanan konseptleri ifade etmek için kullanılmamalıdır, zira dünyamızda onun yerini alacak başka bir dal yoktur.

Aynı gözenekten iki saç teli çıkmadığı gibi, tek bir köke bağlı olan iki dala da sahip değiliz. Bu nedenle, bir durumu kullanmayarak, ona Üst Kökte tekabül eden manevi konsepti kaybediyoruz, zira onun yerine koyacak ve o köke işaret edecek başka tek bir kelimeye sahip değiliz. İlaveten, böyle bir durum, tüm ilme bütünüyle zarar verir, zira şimdi o konsepte bağlı ilim zincirinde kayıp bir bağlantı vardır.

Bu, tüm ilmi bozar, çünkü dünyada konuların bu kadar kaynaştığı ve neden sonuç yoluyla birbirine geçtiği, başı ve sonucu olan, Kabala ilminde olduğu gibi uzun bir zincir gibi baştan aşağı bağlı olan bir ilim daha yoktur. Dolayısıyla, küçük bir farkındalığın geçici kaybı üzerine, tüm ilim gözlerimizin önünde kararır, çünkü tüm konuları birbirine hayli sıkıca bağlıdır, kelimenin tam anlamıyla birbirine geçmiştir.

Şimdi, ara sıra kullanılan yabancı kelimelere şaşırmayacaksınız. Onların kötüleri iyiyle, iyileri kötüyle değiştirmek için adlandırmaların seçim özgürlükleri yoktur. Her zaman dalı ya da durumu, tam olarak Üst Köküne işaret edecek şekilde, gerekli ölçüsünde kullanmalılar. Dahası, konular, onları (ilmi) çalışan dostlarının gözünde, kesin bir tanım sağlayacak şekilde açıklanmalıdır.