Bütün Yeryüzü O'nun İhtişamıyla Doludur - Kaynaklardan Seçilmiş Alıntılar

1. Baal HaSulam, Şamati, Makale 4 "Manevi Çalışmada Kişinin Kendisini Yaradan’ın Önünde İlga Ederken Hissettiği Ağırlığın Sebebi Nedir?”

Kişinin çalışmasının özü, Yaradan’ın varlığını hissetmeye gelmek yani Yaradan’ın varlığını, “Tüm dünyanın O’nun ihtişamıyla dolu olduğunu” hissetmektir; kişinin tüm çalışması budur. Yani kişinin çalışmaya verdiği tüm güç, başka bir şey için değil, yalnızca bunu edinmek için olacaktır.

Kişi bir şey elde etmek zorunda kalacak şekilde, yanlış yönlendirilmemelidir. Aksine kişinin sadece bir tek şeye ihtiyacı vardır: “Yaradan’a olan inanç.” Kişi, başka hiçbir şey düşünmemeli yani çalışması için istediği tek ödül, Yaradan’a olan inanç ile ödüllendirilmek olmalıdır.

2. RABAŞ, Not 827, “Gizlenmeyi Yaradan Yapmıştır”

"Bütün yeryüzü O'nun ihtişamıyla doludur." Ayrıca Zohar'da şöyle yazılmıştır: "Senden boş bir yer yoktur." Bu ne anlama gelir? Ne de olsa, ışığın parlamadığı Tzimtzum [kısıtlama] vardır, bu yüzden boş bir yer vardır, yazıldığı gibi Tzimtzum aracılığıyla boş bir yer yaratılmıştır. Ancak, bahsettiğimiz tüm kısıtlamaların, sadece aşağıdakilerle ilgili olduğu şeklinde yorumlanmalıdır. Yaradan açısından O'ndan boş yer yoktur, bilakis "Bütün yeryüzü O'nun ihtişamıyla ile doludur."

Bu bize ne öğretmek için gelir? İnsan bilmelidir ki, düşüşteyken, orada dünyayı ayakta tutan bir Tanrısallık olmadığını düşündüğünde, kişi yanılıyordur. Aksine, orada, gizliliğin içinde bile Tanrısallığın olduğuna inanmalıdır. Yani Yaradan, ifşa etme ihtiyacı duysun diye gizliliği yapmıştır. Kişi inanmazsa mücadeleden kaçar.

3. RABAŞ, Makale 23 (1986), “Korku ve Sevince Dair”

Her gün duada 'yeryüzünün tümü, O'nun ihtişamıyla doludur,' dememize rağmen, halen bunun hissine sahip değiliz. Ancak, bunun böyle olduğuna, mantık ötesi inanmalıyız. Bunun nedeni, ışıkta hiçbir değişiklik olmasa da, 'maneviyatta yokluk olmadığı' halde Kelim'in (kap) bir kısmında yine de değişiklik vardır ve ışığı Kelim sınırlamaktadır. Bu böyledir, çünkü bolluğun büyüklüğünü, bolluğun izlenimini Kelim'de ayırt ederiz. Kişinin, ışığı kıyafetlendirebileceği bir Kelim'i yoksa o zaman gerçekte, 'Kli olmadan, ışık yoktur' kuralına göre, hiç ışık görülmez. Şöyle ki, bir şeyi bilmek zorundayız: Bizler, duyularımızda edindiğimiz şeyden söz edebiliriz.

4. RABAŞ, Not 295, "Yedinciyi Kutsayan Herkes - 1"

Kişi sadece Yaradan'a ihsan etme arzusu derecesine ulaştığında, Tzimtsum ondan kaldırılır ve kişi dünyayı O'nun ihtişamıyla dolu olarak görür.

Sonra tüm bunların kendisine, haz alsın diye ifşa edildiğini görür. Dolayısıyla, ihsan etme derecesini edindikten sonra yani tüm istediğinin Yaradan'a memnuniyet ihsan etmek olduğu derecede, kendini, gözlerinin gördüğü tüm hazlarla doldurur. "Yeryüzünün tamamı O'nun ihtişamıyla doludur." açıklamasında olduğu gibi.

5. RABAŞ, Makale 17 (1989), “Çalışmada, Yaradan’ı Kutsamadan Önce Selam Verme Yasağı Nedir?”

Her gün, “Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur” dememize rağmen, onda halen gizlilik vardır, bu yüzden buna inanmamız gerekir. Gerçi kişi, ihsan etmek üzere eylemlerini ıslah etmediği müddetçe, bunu hissetmeyiz. Bunun yerine, ihsan etme kaplarını edinmek, kişinin çalışmasına bağlıdır. O ölçüde, Tzimtzum ayrılır ve kişi, Yaradan’ın varlığını hissetmeye başlar. Bizim tüm çalışmamız budur, “Yaradan’la Dvekut” olarak adlandırılan, form eşitliğine ulaşmak.

6. RABAŞ, Not 295, "Yedinciyi Kutsayan Herkes - 1"

İnamalıyız ki "Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur", "Ben cenneti ve yeryüzünü doldururum" diye yazıldığı gibi ve Zohar'da ve ARİ'nin yazılarında yazıldığı gibi, maddesel hazlarda hissettiğimiz tüm haz, Yaradan'ın ışığının küçük bir parçasıdır.

Doğal olarak, Yaradan'ın ışığının ifşa olduğu yerde hazzın sonu yoktur. Buradan, tüm dünyanın O'nun ihtişamıyla dolu olduğuna inandığımızda hazzın tüm dünyayı doldurduğu sonucu çıkar.

Tüm dünyayı dolduran bir şeyde bu, dünyada hazla dolu olmayan bir yer olmadığı için hazzı aramaya ihtiyacımız olmadığı anlamına gelir. Açıktır ki, haz için çabalamaktan bahsetmek yersizdir ve hazzı aldığımızda bir ödül aldığımızı söylemek alakasızdır, çünkü emeği olmayan bir şeyi almak ödül olarak kabul edilemez.

7. RABAŞ, Not 295, "Yedinciyi Kutsayan Herkes - 1"

"Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur", örneğinde olduğu gibi, dünyanın hazlarla dolu olduğunu söylediğimiz şeyle ilgili olarak, soru, neden Yaradan'ın dünyayı dolduran ışığını hissetmediğimizdir. Bunun cevabı şudur: Yaradan bir Tzimtsum [kısıtlama] yaptı ve Yaradan'ın ışığını hissetmemek için gizledi ki böylece utanç ekmeği olmayacaktı [...]

Ancak kişi Yaradan'a ihsan etmek istediği bir dereceye geldiğinde, yani Yaradan'a hoşnutluk vermek istediği zaman, Yaradan'ın neye ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlar böylece O'na verebilir çünkü tüm kaygıları Yaradan'ı memnun etmek içindir. O zaman, Yaradan'ın dünyayı yaratmasının tek sebebinin O'ndan haz alınması olduğunu ve Yaradan'ın bundan daha fazlasına ihtiyacı olmadığını anlar. Bu nedenle, Yaradan'ın iradesini takip eder ve hazları alır.

8. Baal HaSulam, Şamati, Makale 213, "Arzuyu Kabul Etmek"

Ve evinde kalan birisi, kralın huzurunda duran birisine benzemez. Yaradan’ın varlığına ve tüm dünyanın O’nun ihtişamı ile dolu olduğuna inanan birisi, korku ve sevgi ile doludur ve hiçbir hazırlığa veya gözleme ihtiyaç duymaz, sadece Kral’ın huzurunda kendi doğasını iptal etmesi yeterlidir.

Maddesellikte de gördüğümüz gibi, dostunu gerçekten seven birisi, sadece dostunun iyiliğini düşünür ve dostuna yarar vermeyen şeylerden kaçınır. Bütün bunlar hesapsız yapılır ve büyük bir zekâya da gerek yoktur çünkü bu, bir annenin yalnız çocuğunun iyiliğini düşünmesi gibi, çocuğuna gösterdiği sevgi gibi doğaldır. Bir anne, çocuğunu sevmek için hazırlanmaya veya akla ihtiyaç duymaz, zira doğal bir şey zekâ gerektirmez, ancak sezgilerle yapılır. Sezgiler zaten sadıktır çünkü doğada böyledir, kişi bir şeye olan sevgisi nedeniyle, hedefine ulaşana kadar ruhunu verir. Ve başaramadığı sürece yaşamı, yaşam değildir.

9. Baal HaSulam, Şamati, Makale 174, "Gizlilik"

Kendi içinde gizlilik, gizlilik olarak kabul edilmez. Gizlilik, talebe göre ölçülür. Bir şey için talep arttıkça, gizlilik de belirginleşir. Ve şimdi, “Bütün dünya O’nun görkemiyle doludur.” ifadesinin ne anlama geldiğini anlayabiliriz. Buna inanmamıza rağmen, gizlilik yine de tüm dünyayı doldurur.

Gelecek hakkında şöyle yazılmıştır: “Çünkü ben, … Onun için çevresinde ateşten bir duvar ve tam onun ortasında ihtişam olacağım.” Ateş, gizlilik demektir. Ama yine de tam ortasında ihtişam olacağım yani o zaman ihtişam ifşa olacak. Bunun nedeni o zaman gizlilik olmasına rağmen, talebin çok büyük olmasıdır. Ve fark, o zaman gizliliğin olması ancak talebin olmamasıdır. Bu nedenle bu, “sürgün” olarak kabul edilir. Ancak o zaman gizlilik olsa da talep de olacaktır ve önemli olan da budur, sadece talep.

10. Baal HaSulam, Şamati, Makale 67, "Kötülükten Uzak Dur"

Dostunu kandırdığını düşünen kişinin, Yaradan’ı kandırdığını söyleyebiliriz zira insanın bedeninin dışında yalnızca Yaradan vardır. Çünkü sadece insana nazaran “yaratılan” denmesi, yaratılışın özüdür. Yaradan insanın Kendisinden ayrı bir gerçeklik olduğunu hissetmesini ister ama bunun dışında tümü ‘Bütün dünya O’nun görkemiyle dolu’dur.

Dolayısıyla kişi, dostuna yalan söylerken Yaradan’a yalan söylüyordur ve dostunu üzdüğünde Yaradan’ı üzüyordur. Bu nedenle kişi her zaman doğruyu söylemeye alışırsa, bu ona Yaradan’la ilgili olarak yardım edecektir. Bu demektir ki, eğer kişi Yaradan’a bir şeyin sözünü vermişse, o zaman sözünü tutmaya çalışacaktır, zira sözünde durmamaya alışık değildir ve böylece “Efendimiz senin gölgendir.” ile ödüllendirilir. Eğer kişi sözünü tutar ve söylediği şeyi yaparsa, Yaradan da karşılığında “Söyleyene ve yapana ne mutlu.” sözünü tutar.

11. RABAŞ, Makale 12 (1987), "Çalışmada Yarım Şekel Nedir? - 1"

Dolayısıyla kişi, “Tüm yeryüzü O’nun ihtişamıyla doludur” diye yazıldığı gibi, Kral’la konuştuğuna inanırsa ve yalnızca bir an için Kral ile konuştuğuna inandığında ne büyük bir mutluluk duyar.

Kral ile bir an bile durup konuşmanın heyecanı, tam bir tatmin vermelidir ki böylece kişi gün boyunca canlılığa ve sevince sahip olsun. Kral’ı görmesek bile bizlere “Tüm yeryüzü O’nun ihtişamı ile doludur” inancı verilmiştir.

12. RABAŞ, Not 236, “Bütün Yeryüzü O'nun İhtişamıyla Doludur”

Yaradan'ın ışığının sadece Tora ve duada kıyafetlendiğini hisseden insanlar vardır. Yaradan'ın ışığını dünyevi şeylerin harf kombinasyonlarında da hisseden insanlar vardır ve Tora'nın harfleri ile duanın birleşiminde bile, “Kim gerçekliğin tamamını doldurur?" şeklinde Yaradan'ın ışığının olduğunu hissetmeyenler vardır.

Ancak, gizlilik olan bir Tzimtzum [kısıtlama] olduğu için onlar her şeyin Yaradan'ın genişleyen ışığı olduğunu hissetmezler.

Yani yaratılanların duyusuna yayılan ışık anlamında yaratılanların edinebileceği ölçü ve Yaradan'ın altta olanların edinmesini istemesinin yanı sıra, bu kesinlikle “O'nun hiçbir düşüncesi ya da algısı yoktur." olarak adlandırılır.

Bununla birlikte bir kişi Tzimtzum'a inanmalıdır yani bu, gerçekte "Tüm dünya O'nun ihtişamıyla dolu." iken ve dünyada Tanrısallık dışında başka bir realite yokken sadece adamın faydasına olan bir gizliliktir ve tüm gizleme yalnızca kişinin hislerindedir.

13. RABAŞ, Mektup 76

Bilinir ki, “Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur.” Bu her insanın inanması gereken şeydir, şöyle yazdığı gibi “Ben yeri ve göğü doldururum.” Ancak Yaradan, seçim şansımız olması ve O’nu görmememiz için gizliliği yarattı, böylece sonrasında inanç için —Yaradan’ın “tüm dünyaları doldurduğuna ve tüm dünyaları kapladığına” inanmak için bir yer olur. Kişi Tora ve Mitzvot ile meşgul olduktan ve seçim emrini yerine getirdikten sonra, Yaradan ona kendini ifşa eder ve kişi Yaradan’ın dünyanın yöneticisi olduğunu görür.

Böylece insan ona hükmedecek kralı yaratır. Bu demektir ki, kişi Yaradan’ı dünyanın yöneticisi olarak hisseder ve bu, insanın Yaradan’ı kendi üzerinde kral yapması olarak kabul edilir.

14. RABAŞ, Not 236, “Bütün Yeryüzü O'nun İhtişamıyla Doludur”

Kişi, mantık ötesi bir inançla yürümeye özen gösterilirse, bununla yüzün ifşasına ulaşacak bir şekilde yeterli hale gelir ve onu kurar, Zohar'da sunulduğu gibi ki Şehina [Kutsallık] Rabbi Simon Bar Yochay'a “Senden saklanacak yer yok.” demiştir, yani hissettiği tüm gizlenmelerde o burada Yaradan'ın ışığı olduğuna inanmıştır. Bu O'nun ışığının yüzünün ifşasına ulaşana kadar onu yeterli hale getirmiştir.

Bu, eğer bir kişi kendini bunda güçlendirirse ve Yaradan'dan Kendisini İfşa etmesini talep ederse kişiyi her alçaklıktan ve gizlilikten çıkaran inancın ölçüsünün anlamıdır.

15. RABAŞ, Not 645, "Biz Seni Eylemlerinden Biliriz"

Yazıldığı gibi, “Bütün dünya O'nun ihtişamıyla doludur” ve Zohar'da yazıldığı gibi, "O'nun olmadığı bir yer yoktur." Fakat, duyu araçları eksikliğimiz nedeniyle bunu hissetmiyoruz.

Dünyadaki tüm sinyalleri alan bir radyo alıcısında, alıcının sesleri yaratmadığını görebiliriz. Daha doğrusu ses dünyada vardır, ancak bizler alıcı cihaza sahip olmadan önce, gerçekte var olmalarına rağmen sesleri algılayamıyorduk.

Aynı şekilde, “O'nun olmadığı bir yer yoktur” sözünü anlayabiliriz ama bir alıcı cihaza ihtiyacımız vardır. Bu alıcı cihaz, Dvekut [yapışma] ve ihsan etme arzusu olan “form eşitliği” olarak adlandırılır. Bu makineye sahip olduğumuzda, O'nun olmadığı bir yerin olmadığını, daha ziyade “Bütün dünyanın O'nun ihtişamıyla dolu” olduğunu hemen hissedeceğiz.

16. RABAŞ, Not 557, “Or Hozer [Yansıyan Işık] Hakkında”

Neden herkesin Tanrısallık hissine sahip olmadığını anlamalıyız, zira, “Ben yeri ve göğü doldururum,” ve “Tüm dünya O’nun ihtişamıyla doludur,” diye yazıldığı halde biz hiçbir şey hissetmiyoruz.

Cevap şudur ki, Ohr Hozer denilen, kıyafetlenmenin olmadığı yerde, yaratılanların bakış açısından üst ışık yok sayılır, çünkü Ohr Hozer’in anlamı tam olarak şudur; kişi yalnız ihsan etme niyetine göre alır. Kendi için almaktan çıkmadıkça, bu Ohr Hozer’e sahip değildir. Bu nedenle, “Tüm dünya O’nun ihtişamıyla dolu,” olmasına rağmen aşağıdakinin bakış açısından yok sayılır. Bu yüzden kişinin amacına ulaşması için yapması gereken tek şey, tüm çalışmasını yalnız tek bir noktaya odaklamasıdır: tüm boş vaktini Yaradan’ın rızasına adayabilmek.

“Cennet korkusu dışında, her şey cennetin elindedir,” sözünün anlamı budur. Bu, Yaradan'ın her şeyi verdiği anlamına gelir. Üst ışıklar zaten bir kişi için hazırlanmıştır, söylendiği üzere, “Buzağının emmek istediğinden daha fazlasını inek emzirmek ister.” Ve tek ihtiyacımız bir Kli’dir. Tzimtzum’dan [kısıtlama] sonra bu, Kli’ye Masah ve Ohr Hozer denir ve yukarıdakini aşağıdakine bağlayan şey budur. Bu demektir ki onun aracılığıyla alt olan üst olana bağlanır.

17. RABAŞ, Makale 7 (1985), “Sara’nın Yaşamı”

Yalnızca kişi alma arzusundan çıktığında. Ancak alma arzusundan çıkmadan, kişi sadece bunun böyle olduğuna inanabilir.

Bunu hissedebilmek için bize karanlık ve ölümün yeri olan alma arzusundan çıkmamız tavsiyesi verilmiştir. Bu demektir ki, yaşam ışığı hep var olmasına rağmen görünemez, insan onu kapatır ve oraya gelen yaşam kaynağından ayrılır.

Bu nedenle, bu yere “karanlık ve ölüm” denir, burada her türlü musibet vardır. Buna Sitra Ahra [diğer taraf] denir, yani Keduşa’nın [kutsallık ] zıttıdır. “İhsan etme yeri” olarak adlandırılan bir Kutsallık yeri, form eşitliği yeridir. Bu nedenle, orası bir kutsama ve kutsallık yeri olduğundan, tüm haz ve memnuniyet orada ortaya çıkar.

18. RABAŞ, Not 21, “Ayın Kutsanması”

Kişi, Yaradan’a, “Eğer bana ‘Tüm dünya O’nun ihtişamıyla dolu’ olduğunu hissetmem için iyi bir hissiyat verirsen, inanmaya gönüllü olacağım,” demez.

Daha doğrusu, kişi maneviyata ilişkin hiçbir bilgisi ve anlayışı yokken cennet krallığının yükünü üstlenemez ve Tora ve Mitzvot’u [emirleri] yerine getiremez. Ancak kişi cennetin krallığını koşulsuz olarak kabul etmelidir.

19. Baal HaSulam, Şamati, Makale 241, “Yakın Olduğu Zaman O’nu Çağır”

“Bütün dünya O’nun ihtişamıyla dolu” olduğuna göre, “O, yakın olduğunda” ifadesinin ne anlama geldiğini anlamalıyız! Demek ki, O, her zaman yakındır, o halde “yakın olduğunda” ne anlama gelir? Görünüşe göre, O’nun yakın olmadığı zamanlar da var.

Mesele şu ki, koşullar daima bireyin edinime ve hislerine göre değerlendirilir. Eğer kişi, O’nun yakınlığını hissetmezse, bundan hiçbir şey ortaya çıkmaz çünkü her şey, kişinin hissiyatına göre ölçülür. Biri dünyayı bereket dolu hissedebilir, bir diğeri ise bu dünyada hiç iyilik hissetmeyebilir, dolayısıyla bu dünyada iyilik var diyemez. Bunun yerine, kişi hissettiği şekilde, dünyanın acı ile dolu olduğunu belirtir.

Ve bununla ilgili olarak peygamber şöyle uyarır: “Yakın olduğu zaman O’nu çağır.” O gelir ve der ki, “Bilin ki Yaradan’ı çağırıyor olmanızın sebebi, O’nun size yakın olmasıdır.” Bu, artık bir fırsatınız olduğu anlamına gelir. Eğer dikkat ederseniz, Yaradan’ın size yakın olduğunu hissedersiniz ve bu Yaradan’ın yakınlığının bir işaretidir.

20. Baal HaSulam, Şamati, Makale 190, “Her Eylem Bir İz Bırakır”

Bize bahşedilen bu özgürlükle bile, “ölüm meleğinden özgürlük” olarak adlandırılan, manevi özgürlüğü genişletmek için büyük bir hazırlık ve niyete ihtiyacımız olduğunu da görmeliyiz. Ancak o zaman Mohin de AVİ denilen, “Bütün dünya O’nun ihtişamıyla dolu.” ile ödüllendiriliriz. Bu demektir ki, Yaradan’ın kıyafetlenemeyeceği bir zaman ve bir mekân görmeyiz, o anda ya da o mekânda “O kıyafetlenemez” diyemeyiz, bunun yerine “Bütün dünya O’nun ihtişamıyla doludur.” deriz.