Hoşana Raba - Kaynaklardan Seçilmiş Alıntılar
1. Pri Tzadik, “Sukot Bayramı," Madde 28
Bu gün [ Sukot'un yedinci günü], her gün “Kurtar” diye yalvardığımız ve dua ettiğimiz bayram günlerinin tamamlanmasıyla gerçekleşir. Bu güne “Büyük Kurtuluş” denir, çünkü henüz kurtarılmamış olmanın eksikliğini hissettiğimizden, büyük bir kurtuluşla kurtarılmak için kalpte büyük bir haykırış vardır. Kral Davut Uşpiz 'dir [onur konuğu], çünkü kalbinde her zaman büyük bir feryat vardı, zira ona her zaman hala dışarıda duruyormuş gibi geliyordu.
2. Baal HaSulam, Şamati, Makale No. 243, “Hoşana Rabba Gecesinde Gölgenin İncelenmesi”
Gölge hakkında. Hoşana Rabba [Çardaklar Bayramı'nın yedinci günü] gecesi, herkesin gölgesinin olup olmadığını görmek, sonra da bolluk içinde olacağından emin olmak için kendini incelemesi bir gelenektir (Şaar HaKavanot (Niyetler Kapısı), Sukot Yorumları, 6-7). Gölge, giysiyi, ışığın kıyafetlendiği giysiyi ifade eder. Kıyafetlenme olmadan ışık olmaz, çünkü Kli [kap] olmadan ışık olmaz. Giysilerin ölçüsüne göre ışıklar artar ve çoğalır. Kişi elbisesini kaybettiğinde, o elbiseye ait olan ışık da orantılı olarak ondan kaybolur.
Hakikat ve inancın anlamı budur. Hakikate “ışık” denir ve inanca “Kli” denir. Bu, “Yaradan ve O'nun Şehinası'nın [Kutsallık]" anlamıdır ve "İnsanı kendi suretimizde yaratalım" ve "Şüphesiz insan suretine göre yürür" sözlerinin anlamıdır. İnsanın yürüyüşü Tzelem'e [suret], yani inanca bağlıdır. İşte bu yüzden Hoşana Rabba'da kişi inancının tam olup olmadığına bakmalıdır. Peki neden yukarıdaki dünyalara Tzelem diyoruz? Sonuçta, yukarıda, inancın bir ağırlığı yoktur. Ancak bize kuruluk olarak görünen şey, yukarıda büyük bir ışıktır.
3. Likutey Halakot, “Hoşana Rabba Kuralları’’, Kural No. 1
Hoşana [Kurtar], “Derinlerden Sana seslendim, ey Tanrım”, kalbin derinliklerinden gelen haykırış olarak kabul edilir. Bununla öğütler açığa çıkar, zira Hoşana kalbin haykırışını gösterir, büyük bir sıkıntı içinde olan ama herhangi bir yakarış ya da yalvarış ya da yatıştırma dile getiremeyen, sadece kalbin derinliklerinden “Kurtar” diye bağıran biri gibi. Bu nedenle derenin söğütlerine “kurtarıcı öğütler” denir, zira öğütler kalbin haykırışı olarak kabul edilir, “Derinlerden sana seslendim”de olduğu gibi. Öğütlerin ifşa olmasıyla inanç artar ve bu şimdi büyük kurtuluş için gereklidir.
4. Baal HaSulam, Mektup No. 57
İnsanın dünyasında kendi gücünden umudunu kestiği andan daha mutlu bir an yoktur. Öyle ki, yapabileceğini düşündüğü her şeyi yapmış ve çabalamış, ama hiçbir çare bulamamıştır. İşte o zaman O'nun yardımı için tüm kalbiyle dua etmeye uygun hale gelir çünkü kendi çalışmasının ona yardım etmeyeceğini kesin olarak bilir. Kişi, kendi gücünün bir kısmını hissettiği sürece, duası tam olmayacaktır çünkü kötü eğilim önce koşar ve ona şöyle der: “Önce elinden geleni yapmalısın, ondan sonra Yaradan'a layık olacaksın.” Bu konuda şöyle denmiştir: “Efendi yücedir ve alçak olanlar görecektir.” Kişi her türlü çalışmada emek harcadıktan ve hayal kırıklığına uğradıktan sonra, gerçek alçaklığa ulaşır ve tüm insanların en alçağı olduğunu bilir, çünkü bedeninin yapısında iyi olan hiçbir şey yoktur. İşte o zaman duası tamamlanır ve O'nun cömert eli tarafından bağışlanır.
5. RABAŞ, Makale No. 38 (1990), "Çalışmada 'Kutsama Kabı Dolu Olmalıdır' Nedir?"
Kişi zaten yukarıdan yardım alacağı yerin yakınında durduğunda -ki “yakınında” demek Kli 'nin, yani ihsan etme arzusunun kendisinden uzakta olduğu anlamına gelir- o zaman kendisini sadece Yaradan'ın kurtarabileceğini görür. Baal HaSulam'ın dediği gibi, bu insanın çalışmasındaki en önemli noktadır, çünkü o zaman Yaradan'la yakın teması olur zira Yaradan'ın Kendisinden başka hiçbir şeyin ona yardım edemeyeceğini yüzde yüz görür.
6. Baal HaSulam, Şamati, Makale No. 18, "Ruhum Gizlice Ağlayacak - 1"
Gizlilik kişiyi ele geçirdiğinde ve çalışmanın tatsızlaştığı, sevgi ve korkuyu hayal edemediği veya hissedemediği ve Keduşa [kutsallık] içinde hiçbir şey yapamadığı bir duruma geldiğinde, tek tavsiyesi Yaradan'a ona merhamet etmesi ve gözlerinden ve kalbinden perdeyi kaldırması için ağlamaktır. Ağlamak çok önemli bir husustur. Bilgelerimizin şöyle yazdığı gibi: “Gözyaşı kapıları dışında tüm kapılar kilitliydi.”
7. RABAŞ, Makale No. 5 (1991), “Çalışmada ‘Erdemlilerin İyi İşleri Nesillerdir’ Ne Demektir?”
Yaradan'dan bize güç vermesini dileriz, ki böylece tüm eylemlerimizi Senin için, yani Yaradan'ın rızası için gerçekleştirebilelim. Aksi takdirde, yani Sen bize yardım etmezsen, tüm eylemlerimiz sadece kendi yararımıza olacaktır. Bu da, “Aksi takdirde,” yani “Sen bize yardım etmezsen, tüm eylemlerimiz sadece kendimiz için, kendi yararımıza olacak demektir, çünkü alma arzumuzun üstesinden gelme gücümüz yok. Bu nedenle, Senin için çalışabilmemiz için bize yardım et. Bu yüzden Sen bize yardım etmelisin." Buna “Senin rızan için yap” denir, yani bunu yap, bize ihsan etme arzusunun gücünü ver. Aksi takdirde mahvoluruz.
8. Kotzk'lu Rabbi Menahem Mendel
İnsanın haykıracak bir şeyi olduğunda ve haykırmak isteyip de haykıramadığında, bu en büyük haykırıştır.
9. Herkes için Zohar, Şemot [Çıkış], “İç Çekme, Ağlama ve Haykırış”, Madde 356-357
Dudaklarını kıpırdatamayacak hale gelene kadar dua eden, ağlayan ve haykıran kişi için bu, kalpten gelen eksiksiz bir duadır. O kişi asla boş dönmez, tersine kabul edilir.
İnsanın bütün günlerinin hükmünü bozan bu haykırış ne güzeldir... Yukarıdaki Din'in niteliğini yöneten bu haykırış ne güzeldir. Bu dünyayı ve öteki dünyayı yöneten haykırış ne güzeldir. Bir haykırış için, insan bu dünyayı ve öteki dünyayı miras alır, şöyle yazıldığı gibi, “O zaman sıkıntılarında Efendimize haykırdılar, O da onları sıkıntılarından kurtardı.”
10. RABAŞ, Makale No. 2 (1991), "Çalışmada 'Ey İsrail, Tanrın Efendine Dön'' Nedir?"
Kalp kırılırsa, yani alma arzusu kalbi kontrol ederse, bolluk oraya giremez çünkü alma arzusunun aldığı her şey Klipot'a [kabuklara] gidecektir. Buna “kalbin kırılması” denir. Dolayısıyla, kişi Yaradan'a dua eder ve şöyle der: “Bana yardım etmelisin çünkü ben herkesten daha kötüyüm, zira alma arzusunun kalbimi kontrol ettiğini hissediyorum ve bu yüzden Keduşa'ya dair hiçbir şey kalbime giremiyor. Hiçbir lüks istemiyorum, sadece Yaradan rızası için bir şeyler yapabilmek istiyorum ve ben bunu yapmaktan tamamen acizim, bu yüzden beni sadece Sen kurtarabilirsin."
Bununla, “Efendi kalbi kırık olanlara yakındır” (Mezmurlar 34) şeklinde yazılmış olanı yorumlamalıyız. Şöyle ki, kalpleri kırılmasın ve bütün olsun diye Yaradan'dan yardım isteyenler söz konusu olduğunda, bu ancak kişi ihsan etme arzusuyla ödüllendirilmişse gerçekleşebilir. Bu nedenle, kişi Yaradan'dan kendisine ihsan etme arzusu vermesini ister, çünkü dünyada Yaradan rızası için çalışma yeteneğinden başka hiçbir eksiği olmadığını görür. Dolayısıyla, sadece Yaradan'ın yakınlığını ister ve “ölçüye göre ölçü” diye bir kural vardır. Dolayısıyla, Yaradan onu yakınlaştırır. “Efendi kalbi kırık olanlara yakındır” sözlerinin anlamı budur.
11. Baal HaSulam, Mektup No. 52
Yaradan'ın dinlemesinin ölçüsü, tam olarak dua sırasında ortaya çıkan özlemin ölçüsüne bağlıdır. Kişi aşırı bir özlem hissettiğinde, o anda Yaradan'ın kendisini dikkatle dinlediğini bilmelidir. Açıkçası, kişi bunun farkında olduğunda, kalbini daha da güçlü bir şekilde döker, çünkü dünyanın Kralı'nın kendisiyle ilgilenmesinden daha büyük bir ayrıcalık yoktur. Bu bilgelerimizin söylediklerine oldukça benzer, “Yaradan erdemlilerin duasını özler,” çünkü Yaradan'ın bir kişinin O'na yaklaşmasını arzulaması, kişide Yaradan'ı arzulamak için büyük bir güç ve özlem uyandırır... Sonuç olarak, duanın edilmesi ve duanın işitilmesi, tam ölçüde birikene ve kişi her şeyi elde edene kadar el ele gider.
12. Baal HaSulam, Mektup No. 34
Bu yüzden yukarıya yakarışlarımızı aceleye getiriyoruz, yorulmadan, durmadan kapıyı çalıyor ve O bize cevap vermediğinde de hiç zayıf düşmüyoruz. O'nun dualarımızı işittiğine inanıyor, ancak sadık lütfu almak için Kelim'e [kaplara] sahip olduğumuz bir zamanı bekliyoruz ve o zaman her duaya bir kerede yanıt alacağız, zira Tanrı korusun “Efendinin eli kısa olmayacak”...
Bu nedenle Kral'ın sarayına girmeden önce bu zanaatı öğrenmeliyiz, yani Yaradan'ın arzusunu ortaya çıkarana kadar demirden bir sütun gibi durmak için güç ve kudret toplamalıyız, şöyle yazıldığı gibi, “Dinlenmek yok.” Yaradan sessiz ve tepkisiz görünse de, sizin de aklınızdan sessiz kalmak geçmesin, “Dinlenmeyin”. Yaradan'ın sessizliğiyle amaçladığı bu değildir, daha ziyade size daha sonra Kral'ın sarayında hiçbir kusurunuz olmadan durabilmeniz için güç vermektir. Bu nedenle, “ve O'na rahat vermeyin.”
13. Baal HaSulam, Mektup No. 18
“Ataların antlaşması sona ermedi” ve “Arınmaya gelene yardım edilir. 'Sabah ilk iş, kişi uykusundan uyandığında, ilk anı, O'nunla Dvekut ile kutsamalı, günün yirmi dört saati boyunca onu koruması için Yaradan'a kalbini dökmelidir ki aklına hiçbir boş düşünce gelmesin ve bunu imkânsız ya da doğa üstü olarak görmesin.” Gerçekten de, demir bir bölme yapan doğanın imgesidir ve kişi hissettiği doğanın bölmelerini iptal etmelidir. Daha doğrusu, önce doğanın bölmelerinin O'ndan kopmadığına inanmalıdır. Sonrasında, doğal arzusunun üzerinde olan bir şey için bile kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.
Bunu her zaman anlayın, Keduşa'dan [kutsallık] olmayan formlar size geçtiğinde bile, hatırladığınızda anında duracaklardır. Kalbinizi öyle bir dökün ki, bundan böyle Yaradan sizi Kendisiyle Dvekut'un duraklamalarından korusun. Yavaş yavaş, kalbiniz Yaradan'a alışacak ve O'na hakikatle bağlı kalmayı arzulayacak ve Efendimizin arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilecektir.