Kongreye Yükselişle Devam Etmek

1. Baal HaSulam. Şamati 26. “Kişinin Geleceği Geçmişe Duyulan Minnettarlığa Dayanır ve Bağlıdır”

Bu dünyada, en basit şekilde bile, kutsal çalışma için kendisine güç verilmemiş pek çok insan vardır; hatta niyet etmeden ve Lo Lişma'da [O'nun rızası için değil], hatta Lo Lişma'nın Lo Lişma'sında ve hatta Keduşa'nın [kutsallık] kıyafetlenmesine hazırlık için hazırlık yaparken bile, kişiye en azından ara sıra, mümkün olan en basit şekilde bile olsa, kutsal çalışmayı yapma arzusu ve düşüncesi verilirken, kişi bunun önemini takdir edebiliyorsa, kutsal çalışmaya atfettiği öneme göre, o ölçüde bunun için övgü ve şükran sunmalıdır.

Bu böyledir çünkü bazen Yaradan'ın Mitzvot'unu [emirlerini] hiçbir niyetimiz olmadan bile yerine getirebilmenin önemini takdir edemediğimiz doğrudur. Bu durumda kişi kalbinde sevinç ve neşe hissetmeye başlar.

Bunun için duyulan övgü ve şükran, duyguları genişletir ve kişi kutsal çalışmadaki her bir noktadan sevinç duyar, Kimin hizmetkârı olduğunu bilir ve böylece daha da yükselir. “Bana yaptığın lütuf için sana şükrediyorum” ifadesinin anlamı budur, yani geçmiş için ve bununla kişi güvenle şunu söyleyebilir ve der ki, “ve Senin benimle yapmak istediğin şey.”

2. Rabaş. Makale 6 (1991) “Çalışmada ‘Avram'ın Sığırlarının Çobanları ve Lut'un Sığırlarının Çobanları’ Nedir?

Her başlangıçta kişi cennetin krallığını kabule yeniden başlamalıdır, dün Yaradan'a inancının olması yeterli değildir. Bu nedenle, cennetin krallığının her kabulü yeni bir anlayış olarak kabul edilir. Bu demektir ki, şimdi cennetin krallığından yoksun olan boş alanın bir kısmını alır ve o boş yeri kabul eder ve cennetin krallığıyla doldurur. Dolayısıyla şimdi, o boş yeri alıp cennetin krallığıyla doldurmadan önce var olmayan yeni bir şey ortaya çıkarmıştır. Bu, Keduşa'ya yeni bir kıvılcım yükseltmek olarak kabul edilir. Son olarak, kişi, tüm yükselişlerden her zaman kıvılcımlar çıkarır

3. Rabaş. Makale 22 (1985) “Tora'nın Tamamı Tek Bir Kutsal İsimdir”

Çalışmada her üstesinden gelmeye “Yaradan'ın çalışmasında yürümek” denir, çünkü her bir kuruş büyük bir miktara katılır.” Bu demektir ki, üstesinden geldiğimiz tüm zamanlar, bolluğun alımı için bir Kli olmak amacıyla gerekli olan belirli bir ölçüye kadar birikir.

Üstesinden gelmek, alma kabının bir parçasını almak ve onu ihsan etme kabına eklemek anlamına gelir. Bu, Aviut'un [bayağılığın] üzerine yerleştirmemiz gereken Masah [perde] gibidir. Buradan şu sonuç çıkar ki, eğer kişinin alma arzusu yoksa, üzerine Masah'ı yerleştirebileceği bir şey de yoktur. Bu nedenle, kötü eğilim bize yabancı düşünceler getirdiğinde, bu düşünceleri alıp mantık ötesine yükseltmenin tam zamanıdır.

Bu, kişinin ruhunun arzuladığı her şey için yapabileceği bir şeydir. Şimdi çalışmadan reddedildiğini söylememelidir. Aksine, Keduşa'ya [kutsallığa] kabul edilmesi amacıyla yer açmak için kendisine yukarıdan düşünceler ve arzular verildiğini söylemelidir.

4. Herkes için Zohar. Zohar Kitabı'na Giriş, "Gelinin Gecesinde", 138

“Yaratılanın O'ndan ifşa olan kötülüğü alamayacağı bir yasadır, çünkü yaratılanın O'nu kötülük yapan olarak algılaması O'nun yüceliğinde bir kusurdur, zira bu tam Operatör'e yakışmaz. Dolayısıyla, kişi kendini kötü hissettiğinde, aynı ölçüde Yaradan'ın rehberliğini inkâr etmiş olur ve üstün Operatör ondan gizlenir.”

Buradan ihsan etmenin ıslahının gerekliliğini görüyoruz: Sadece bizim için hazırlanmış olan hazzı ve zevki almak imkânsız değildir, aynı zamanda burada bizi O'na olan inançtan uzaklaştıran bir şey vardır ve bu en kötüsüdür!

5. Rabaş. Makale 29 (1986) “Lişma ve Lo Lişma”

Kişinin aldığı düşüş kendi iyiliği içindir, yani yukarıdan, bir bütünlüğe sahip olduğunu düşündüğü durumundan indirilerek özel bir muamele görmektedir. Bu, tüm yaşamı boyunca mevcut durumda kalma konusunda hemfikir olmasında açıkça görülmektedir.

Ancak şimdi maneviyattan uzak olduğunu gördüğü için şöyle düşünmeye başlar: “Benden gerçekten ne isteniyor? Ne yapmalıyım? Ulaşmam gereken amaç nedir?” Kişi görür ki, çalışacak gücü yoktur ve kendisini “yerle gök arasında” bir durumda bulur. O zaman insanın tek dayanağı, yalnızca Yaradan'ın yardım edebileceği, kendi kendisine mahvolmuş olduğudur.

Bu konuda şöyle denmiştir (Yeşaya, 4:31): “Yine de Efendi'ye umut bağlayanlar, yeni bir güç kazanacaklar”, bu da Yaradan'a umut bağlayanlar anlamına gelir. Bu, dünyada kendilerine yardım edebilecek başka kimsenin olmadığını görenlerin her seferinde yeniden güç kazandıkları anlamına gelir. Dolayısıyla bu düşüş aslında bir yükseliştir, yani hissettikleri bu düşüş onların derece olarak yükselmelerini sağlar, çünkü “Kli olmadan ışık olmaz.”

6. Baal HaSulam. Şamati 191. “Düşüş Zamanı”

Kişi, yücelikten korkacak şekilde davranmalı, erdemi ve Yaradan ile arasındaki mesafeyi bilmelidir. Bunu yüzeysel bir akılla anlamak veya Yaradan ile yaratılış arasında herhangi bir bağ kurma olasılığına sahip olmak zordur.

Kişi düşüş sırasında Dvekut [bütünleşme] yoluyla Yaradan'la bağ kurmasının ya da Yaradan'a dahil olmasının imkânsız olduğunu hisseder, zira hizmetkârlığın tüm dünyaya yabancı bir şey olduğunu düşünür.

Gerçekte bu böyledir. Ancak “O'nun yüceliğini bulduğunuz yerde, O'nun alçakgönüllülüğünü de bulursunuz.” Bu, bunun doğanın üzerinde bir mesele olduğu, Yaradan'ın yaratılışa bu armağanı verdiği, O'na bağlanmalarına ve bağlı kalmalarına izin verdiği anlamına gelir.

Bu nedenle, kişi yeniden bağlandığında, Dvekut zamanını bilmek, anlamak, takdir etmek ve değer vermek için her zaman düşüş zamanını hatırlamalıdır, ki böylece artık doğal yolun ötesinde bir kurtuluşa sahip olduğunu bilsin.

7. Baal HaSulam. Şamati 19. “Çalışmada “Yaradan Bedenlerden Nefret Eder” Nedir?”

Kişi özellikle ihsan etme arzusunu edinmek ve alma arzusunun üstesinden gelmek için güçlü bir arzuya sahip olmaya çalışmalıdır. Güçlü bir arzu, aradaki dinlenmelerin ve duraklamaların, yani her bir üstesinden gelme arasındaki zaman boşluklarının artışıyla ölçülen güçlü bir arzu anlamına gelir.

Bazen kişi ortada bir durma, yani bir düşüş yaşar. Bu düşüş bir dakikalık, bir saatlik, bir günlük ya da bir aylık bir duraklama olabilir. Daha sonra, alma arzusunun üstesinden gelme çalışmasına ve ihsan etme arzusuna ulaşma çabalarına devam eder. Güçlü bir arzu, durmanın uzun sürmediği ve kişinin hemen çalışmaya yeniden uyandığı anlamına gelir.

8. Baal HaSulam. Mektup 47

Yaradan'a bağlı olan kişi, kendisini bağlı değilmiş gibi hisseder. Bu konuda endişelenir ve güvensizdir ve Dvekut [bütünleşme] ile ödüllendirilmek için kendi gücüyle yapabileceği her şeyi yapar. Bilge bir kişi, Yaradan'a bağlı olmayan, hoşnut ve tatmin olmuş hisseden ve endişe ve özlem Mitzvot'unu [emirlerini] tutmak dışında doğru dürüst endişelenmeyen kişinin tam tersi şekilde hisseder, çünkü “bir aptal hissetmez.”

9. Rabaş. Makale No. 18 (1986) “Duaya Kim Sebep Olur?’’

Kişi, “Yaradan'ın bana yukarıdan bir uyanış vermesini bekliyorum ve o zaman kutsallık çalışmasını yapabileceğim” dememelidir. Baal HaSulam, gelecekle ilgili olarak kişinin ödül ve cezaya inanması gerektiğini söylemiştir, yani kişi şöyle demelidir (Avot, Bölüm 1): “Eğer ben benim için değilsem, kim benim için ve ben benim için olduğumda, ben neyim, ve şimdi değilse, ne zaman?”

Bu nedenle, kişi bir an olsun beklememelidir. Bunun yerine, “Şimdi değilse, ne zaman?” demelidir. Ve daha iyi bir zamanı beklememeli, yani “O zaman kalkıp kutsallık çalışmasını yapacağım” dememelidir. Aksine, bilgelerimizin dediği gibi (Avot, Bölüm 2), “‘Zamanım olduğunda çalışacağım’ deme, çünkü zamanın olmayacak.”

10. Rabaş. Mektup No. 77

“Maneviyatta yokluk yoktur”, daha ziyade ilerlemek için çalışmaya yer açmak amacıyla geçici olarak ayrılmıştır. Bu böyledir çünkü kutsallıkla ilgili olarak dikkatle incelediğimiz her an, kutsallık alanına girer ve kişi yalnızca daha fazla kutsallık kıvılcımı ayıklamak için düşer.

Bununla birlikte, kişinin derecesinin kendisi için alçalmasını beklememesi ve alçaklığını hissettiğinde tekrar yukarı çıkması gerektiği yönünde bir tavsiye vardır ve bu yükseliş kutsallığa bir parça ayırmak olarak kabul edilir. Bunun yerine, kişi kendisi alçalır ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına yükseltir.

Bilgelerimizin dediği gibi, “Kaybetmeden önce ararım” (Şabat, 152), yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Baal HaSulam'ın Kral Davud hakkında şöyle dediği gibi: “Şafağı ben uyandırırım.” Bilgelerimiz de “Ben şafağı uyandırırım ama şafak beni uyandırmaz” demişlerdir.

11. Baal Hasulam. Mektup No. 38

En önemlisi emektir, yani O'nun çalışmasında emek vermeyi arzulamaktır, çünkü sıradan çalışma hesaba katılmaz, sadece normalden daha fazla olan parçalara “emek” denir. Bu, doymak için yarım kilo ekmek yemesi gereken bir kişinin durumuna benzer. Yediği her şey “doyurucu bir öğün” unvanını hak etmez, yalnızca yarım kilodan kalan son parça bu unvanı hak eder. Bu parça, tüm küçüklüğüne rağmen, yemeği tatmin edici olarak tanımlayan şeydir.

Benzer şekilde, Yaradan her hizmetten sadece sıradan olanın ötesindeki parçaları çekip çıkarır ve bunlar O'nun yüzünün ışığını almak için harfler ve Kelim [kaplar] olacaktır.

12. Baal Hasulam. Mektup No. 18

Cennetin krallığının tüm yükünü üstlenen kişi Yaradan'ın çalışmasında hiçbir emek bulamaz ve bu nedenle gece ve gündüz, aydınlıkta ve karanlıkta Yaradan'a bağlı kalabilir. Geşem [“yağmur”, aynı zamanda “maddesellik”] -geliş ve gidişlerde, değişim ve dönüşümlerde yaratılan- onu durdurmayacaktır çünkü Ein Sof olan Keter herkesi tamamen eşit şekilde aydınlatır. Önünden ve arkasından üzerine akan bir engelleme seli altında yürüyen ahmak, herkese Dvekut'un [bütünleşmenin] durduğunu ve eksikliğini kendi adına bir bozukluk veya kötülük olarak hissetmediğini söyler.

Bunu hissetseydi, az ya da çok, en azından Dvekut'un durmasından kurtulmak için bir taktik bulmak üzere kesinlikle çabalardı. Bu taktik, “inancın düşüncesi” ya da “güven” ya da “dua yakarışları” gibi, özellikle dar ve baskı altındaki yerlerde bir kişi için uygun olan, arayan hiç kimseden asla reddedilmemiştir, çünkü gizlenmekte olan bir hırsız bile Yaradan'ı çağırır. Bu nedenle, dalın kökünden kesilmesini önlemek için Mohin de Gadlut'a gerek yoktur.

13. Rabaş. Makale 300. “Kıtlık Olmadan Ekmek Yiyeceğiniz Bir Ülke”

Zohar'da (Beşalah) yazıldığı gibi, kişi gece gündüz Tora ile meşgul olmalı, gece ve gündüz onun için eşit olmalıdır. Başka bir deyişle, “gündüz” olarak adlandırılan tamlık durumu ile “gece” olarak adlandırılan eksiklik durumu eşit olmalıdır. Bu demektir ki, eğer kişinin niyeti Yaradan'ın rızası ise, o zaman kişi Yaratıcısı'na hoşnutluk getirmek istediğini kabul eder ve eğer Yaradan, kendisinin eksiklik durumunda kalmasını istiyorsa, bunu da kabul eder. Rıza, sanki bütünlükle ödüllendirilecekmiş gibi çalışmasıyla ifade edilir. Gece ve gündüz onun için eşit olduğunda bu “rıza” olarak kabul edilir.

Ancak bir farklılık varsa, farklılık ölçüsünde, ayrılık vardır ve bu ayrılıkta dışsal olanlara bir tutunma vardır. Bu nedenle, eğer kişi kendisi için bir farklılık olduğunu hissederse, Yaradan'a kendisine yardım etmesi için dua etmelidir, böylece onun için bir farklılık olmayacak ve o zaman tamlık ile ödüllendirilecektir.

14. Rabaş. Makale 1 (1991) “Çalışmada ‘Senden Başka Kralımız Yoktur’ Ne Demektir?”

Kişi, aşağılık bir durumda olmasının şimdi daha kötü hale geldiği için olmadığını söylemelidir. Aksine, şimdi, tüm eylemlerinin Yaradan'ın rızası için olması için kendini ıslah etmek istediğinden, yukarıdan ona gerçek durumu gösterilir - bedeninde ne olduğu, şimdiye kadar gizliydi ve belirgin değildi. Bir Bilgenin Meyvesi kitabında yazıldığı gibi, şimdi Yaradan onları ifşa etmiştir.

Kişi bu konuda Yaradan'ın ona içindeki kötülüğü göstermesinin bir merhamet olduğunu, böylece gerçeği bileceğini ve Yaradan'dan gerçek bir dua talep edebileceğini söyler. Bir yandan, şimdi Yaradan'dan uzak olduğunu görür. Diğer yandan, kişi Yaradan'ın ona yakın olduğunu ve ona yöneldiğini ve ona hatalarını gösterdiğini söylemelidir. Dolayısıyla, bunların merhamet olduğunu söylemelidir.

15. Baal Hasulam. Şamati 42. “Çalışmada Elul Kısaltması Nedir?”

İhsan etme yolunda yürümek isteyenler, her zaman sevinç içinde olmalıdırlar. Bu demektir ki, kişi kendisine verilen herhangi bir durumda sevinç içinde olmalıdır, zira kendisi için almak gibi bir niyeti yoktur. İşte bu nedenle, her iki durumda da, eğer gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, Yaratıcısına hoşnutluk getirmekle ödüllendirildiği için kesinlikle memnun olması gerektiğini söyler. Ve eğer çalışmasının halen ihsan etmek için olmadığını hissediyorsa, yine de memnun olmalıdır çünkü kendisi için, kendisi için hiçbir şey istemediğini söyler. Alma arzusu bu çalışmadan zevk alamadığı için mutludur ve bu ona sevinç vermelidir.

16. Rabaş. Makale 42. “Yaradan'a Sevinçle Hizmet Edin”

Niyeti ihsan etmek olan Yaratıcı'nın bir hizmetkârı, Kral'a hizmet ederken mutlu olmalıdır. Eğer kişi bu çalışma sırasında hiç neşe duymuyorsa, bu Kral'ın yüceliğini takdir etmekten yoksun olduğunun bir işaretidir.

Bu nedenle, kişi hiçbir sevinç duymadığını görürse, düzeltmeler yapmalı, yani Kral'ın yüceliği hakkında düşünmelidir. Eğer yine de hissetmiyorsa, Yaradan'ın yüceliğini hissetmesi için gözlerini ve kalbini açması adına Yaradan'a dua etmelidir.

17. Rabaş. Makale 12 (1991) “Bu Kandiller Kutsaldır”

En önemlisi duadır. Yani, kişi Yaradan'a kendisine mantık ötesi gidebilmesi için yardım etmesi adına dua etmelidir, bu da çalışmanın sanki zaten Keduşa'nın aklıyla ödüllendirilmiş ve bundan ne kadar büyük bir sevinç duyacakmış gibi sevinçle yapılması gerektiği anlamına gelir. Aynı şekilde, kişi, Yaradan'dan, bedenin aklının ötesine geçebilmesi için kendisine bu gücü vermesini istemelidir.

Başka bir deyişle, beden ihsan etmek için bu çalışmayı kabul etmese de, Yaradan'dan büyük bir Kral'a hizmet eden birine yakışır şekilde sevinçle çalışabilmeyi ister. Yaradan'dan, Yaradan'ın yüceliğini göstermesini istemez ki o zaman memnuniyetle çalışsın. Aksine, Yaradan'ın ona mantık ötesi çalışmasında sevinç vermesini ister, öyle ki bu kişi için zaten akla sahipmiş gibi önemli olsun.

18. Rabaş. Makale 31 “Senin Öğretini Nasıl da Severim”

Hissettiğimiz tüm kötü durumlar, sadece insanın içinde bulunduğu durumda kalmaması içindir. Bu da, kişi Yaradan'ın yüceliğinin derecelerine yükselmedikçe, üstesinden gelemeyeceği ve ancak Yaradan'ın yüceliğini hissettiğinde kalbinin teslim olacağı anlamına gelir. Bu, Yaradan korkusunun derecelerini tırmanmak zorunda olmak olarak kabul edilir.

Dolayısıyla, bu sorular, Yaradan'ın yüceliğiyle ödüllendirilmek için kalbini ve gözlerini açması için kişinin Yaradan'a ihtiyaç duymasına neden olur. Aksi takdirde, yetiştirilme tarzıyla edindiği cennet korkusuyla yetinecektir. Ancak günahkârın sorusu ona gelmeye devam ettiğinde, bu onun için yeterli değildir ve sürekli olarak Yaradan'ın yüceliğinin derecelerinde yükselmesi gerekir.

19. Rabaş. Makale 15 (1989) “Çalışmada ‘’Erdemliler Kötüler Aracılığıyla Belirginleşir‘’ Nedir?”

Eğer onların niyeti Yaradan'a hoşnutluk getirmekse, o zaman çalışmayı artırmak istiyorlarsa, Yaradan'ın yüceliğini artırmalıdırlar, zira O'nun yüceliği ölçüsünde, O'nun önünde kendilerini iptal edebilirler ve yaptıkları her şeyi sadece Yaradan rızası için yaparlar. Zohar'ın ayet hakkında söylediği gibi, “Kocası kapılarda bilinir”, her biri “kalbinde varsaydığına” göre.

Bu nedenle, Yaradan rızası için çalışmak isteyenlerin, çalışmak için yakıtlarının olması için, her gün Yaradan'ın yüceliğine olan inancı edinmek adına çaba göstermeleri gerekir, zira Yaradan'ın yüceliği, onları O'nun için çalışmaya zorlayan şeydir ve çalışmalarından aldıkları tüm haz da budur.

20. Rabaş. Makale 7 (1991) “Çalışmada ‘İnsan’ Nedir ve ‘Hayvan’ Nedir?”

İhsan etmeye ulaşmak isteyenler, içlerindeki boşluğu hissederler ve Yaradan'ın yüceliğine ihtiyaç duyarlar. Bu boşluğu, Yaradan'dan kendilerine “yücelik” olarak adlandırılan mantık ötesi gidebilme gücünü vermesini istedikleri ölçüde, özellikle “Mitzvot'la dolu” olarak adlandırılan yücelikle doldurabilirler. Başka bir deyişle, Yaradan'dan kendilerine yücelikte güç vermesini isterler ki bu da Yaradan'ın yüceliği ve önemi açısından mantık ötesidir. Yaradan'ın bunu edinmelerine izin vermesini istemezler, zira kendilerine koşulsuz teslimiyetle boyun eğdirmek isterler, ancak Yaradan'dan yardım isterler ve bu ölçüde boş yeri Mitzvot ile doldurabilirler.

21. Baal HaSulam. Şamati 33. “Yom Kippurim ve Haman ile Kuralar”

Gerçekten de bilmeliyiz ki, kişiye “İyilik Yapan İyinin” rehberliğiyle çelişen şeyler olarak görünen şeyler, kişiyi bu çelişkilere galip gelmek isterken, çelişkilerin üstündeki ışığı çekmeye zorlamak içindir. Aksi takdirde kişi galip gelemez. Buna “Yaradan'ın yüceliği” denir ki kişi Dinim [yargılar] adı verilen çelişkilere sahip olduğunda bunu genişletir.

Bu demektir ki, eğer kişi çelişkilerin üstesinden gelmek isterse, ancak Yaradan'ın yüceliğini genişletirse çelişkiler iptal edilebilir. Gördüğünüz gibi bu Dinim, Yaradan'ın yüceliğinin çekilmesine neden olmaktadır.

22. Baal HaSulam. Şamati 19. “Çalışmada ‘Yaradan Bedenlerden Nefret Eder’ Ne Demektir?”

Bu nedenle, kişi her zaman kendini, çalışmasının amacını, yani gerçekleştirdiği her eylemde Yaradan'ın hoşnutluğunu alıp almadığını incelemelidir, çünkü Yaradan'la form eşitliği istemektedir. Buna “Tüm eylemleriniz Yaradan'ın rızası için olacak” denir, yani kişi yaptığı her şeyden Yaradan'ın hoşnut olmasını ister, şöyle yazıldığı gibi, “Yaradan'ı hoşnut etmek için".

Ayrıca, kişinin kendini alma arzusuyla yönetmesi ve ona şöyle demesi gerekir: “Sen haz almak istediğin için ben haz almak istemediğime çoktan karar verdim, çünkü senin arzunla Yaradan'dan ayrılmak zorunda kalıyorum, zira form eşitsizliği Yaradan'dan ayrılmaya ve uzaklaşmaya neden olur."

Kişinin umudu, alma arzusunun gücünden kurtulamadığı için, bu nedenle sürekli yükselişler ve düşüşler içinde olduğu olmalıdır. Dolayısıyla, Yaradan'ı bekler, Yaradan'ın gözlerini açmasıyla ödüllendirilmeyi ve üstesinden gelme ve sadece Yaradan rızası için çalışma gücüne sahip olmayı bekler. Şöyle yazılmıştır: “Efendi'den bir tane istedim; onun peşinden koşayım.” “O” Şehina [Kutsallık] anlamına gelir. Ve kişi “hayatımın bütün günlerinde Efendinin evinde oturabileyim” diye talep eder.

23. Baal HaSulam. Şamati 211. “Kral’ın Huzurunda Duruyormuş Gibi”

Evinde oturan biri Kral'ın huzurunda duran biri gibi değildir. Bu demektir ki, kişinin inancı bütün gün kendini Kral'ın huzurundaymış gibi hissetmesi olmalıdır. O zaman sevgisi ve korkusu kesinlikle tam olacaktır. Bu tür bir inanca ulaşmadığı sürece, “çünkü bu bizim yaşamlarımız ve günlerimizin uzunluğudur” ve hiçbir karşılık kabul etmeyeceğiz.

Ve inanç eksikliği, alışkanlık ikinci bir doğa haline gelene kadar, “O'nu hatırladığımda, O beni uyutmaz” derecesine kadar uzuvlarında işlenmelidir. Ancak tüm maddesel meseleler bu eksikliği giderir, çünkü ona zevk veren her şeyin, zevkin eksikliği ve acıyı ortadan kaldırdığını görür.

Bunun yerine, kişi, hiçbir teselli istememeli ve aldığı herhangi bir maddesel şeye dikkat etmelidir ki arzusunu bastırmasın. Bu, bu haz ile Keduşa'nın [kutsallığın] Kelim'inin [kaplarının] kıvılcımlarının ve güçlerinin kendisinde eksik olduğuna, yani Keduşa için arzu duyduğuna üzülmekle yapılır. Bu keder sayesinde Keduşa'nın Kelim'ini kaybetmekten kurtulabilir.

24. Rabaş Makale 27 (1989) “Çalışmada Acı Çekmenin Anlamı Nedir?”

Bilgelerimiz şöyle der (Şabat 152): “Kaybetmediğim şeyi ararım.” Şöyle ki, yaşlı bir adam iki büklüm yürüyor, sanki bir şey arıyormuş gibi sürekli yere bakıyordur. “Hiçbir şey kaybetmedim ama yine de arıyorum” der. “Yaşlı, bilgelik kazanmış kişidir” diye yorumlamalıyız. Yani, o “Geleceği gören bilgedir.” Yaradan onları doldurabilsin diye boş Kelim'i edinmek için bir düşüşe gelebilir ya da eksiklik hissetmeyeceği için alçaklık durumunda kalacaktır. Sonra, yükseliş halini kaybettiğinde, maneviyatta bir kez daha nasıl yükseleceği konusunda tavsiye aramaya başlar.

Bu nedenle, yaşlı olan, yani bilge olan ve geleceği gören kişi, yükseliş halini kaybetmeden önce bile maneviyatta nasıl yükseleceğini araştırmaya başlar. Manevi derecelerde yükselmenin yollarıyla ilgili tüm öğütleri takip etmeye başlar ve bunu da içinde bulunduğu koşuldaki eksiklikleri arayarak yapar. Bu durumda, kendisinde eksiklikler bulması ve görmesi için onu önem bakımından aşağıya atmaya gerek yoktur, zira Yaradan'ın doldurabileceği boş Kelim'e sahip olmak için kendisi eksiklikler arayacaktır.

25. Baal HaSulam. Şamati 25. “Kalpten Gelen Şeyler”

Kalpten gelen, kalbe giren şeylerle ilgili olarak. Peki, neden bazı şeyler kalbe girmiş olsa bile, kişinin yine de derecesinden düştüğünü görüyoruz?

Mesele şu ki, kişi öğretmeninden Tora'nın sözlerini duyduğunda, hemen öğretmeniyle aynı fikirde olur ve öğretmeninin sözlerini kalbi ve ruhuyla yerine getirmeye karar verir. Ancak daha sonra, dünyaya döndüğünde, dünyada dolaşan çok sayıda arzu görür, onlara imrenir ve onlardan etkilenir. O zaman kendisi ve aklı, kalbi ve arzusu çoğunluğun önünde iptal olur.

Kişinin dünyayı erdemin tarafına mahkûm edecek gücü olmadığı sürece, onlar ona boyun eğdirir, o da onların arzularına karışır ve koyun gibi kesime götürülür. Seçme şansı yoktur; çoğunluğun talep ettiği her şeyi düşünmeye, istemeye, arzulamaya ve talep etmeye zorlanır. Sonra da onların yabancı düşüncelerini ve Tora'nın ruhuna yabancı olan iğrenç arzu ve şehvetlerini seçer. Bu durumda çoğunluğa boyun eğdirecek gücü yoktur.

Bu durumda tek bir öğüt vardır: Öğretmenine ve kitaplara sarılmak. Buna “Kitapların ağzından ve yazarların ağzından” denir. Sadece onlara tutunarak fikrini ve arzusunu daha iyiye doğru değiştirebilir. Bununla birlikte, nükteli tartışmalar onun fikrini değiştirmesine yardımcı olmaz, sadece Dvekut [bütünleşme] devası olur, çünkü Dvekut onu ıslah ettiği için bu harikulade bir tedavidir.

26. Baal HaSulam. Mektup 18

Sabah ilk iş, kişi uykusundan uyandığında, ilk anı O'nunla Dvekut'u kutsamalı, günün yirmi dört saati boyunca onu tutması için Yaradan'a kalbini dökmelidir ki aklına hiçbir boş düşünce gelmesin ve bunu imkânsız ya da doğanın üstünde görmesin.

Gerçekten de, demir bir bölme oluşturan doğanın görüntüsüdür ve kişi hissettiği doğanın bölmelerini iptal etmelidir. Bunun yerine, önce doğanın O'ndan kopmadığına inanmalıdır. Daha sonra, doğal arzusunun üzerinde olan bir şey için bile kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.

Bunu her zaman anlayın, Keduşa [kutsallık] olmayan formlar sizden geçse bile, hatırladığınızda anında duracaklardır. Kalbinizi öyle bir dökün ki, bundan böyle Yaradan sizi Kendisiyle Dvekut'un duraklamalarından korusun. Yavaş yavaş, kalbiniz Yaradan'a alışacak ve O'na hakikatle bağlı kalmayı arzulayacak ve Efendimizin arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilecektir.