Hanuka - Kaynaklardan Seçilmiş Alıntılar

Hanuka'ya Dair

1. RABAŞ, Makale No. 9 (1986), "Hanuka Mumuna Dair"

Hanuka, [...] yaratılışın ıslahı çalışmasıdır, bu da daha sonra yaratılış amacına ulaşabileceğimiz ihsan etme kaplarını edinmektir. Buna “maneviyat” diyebiliriz çünkü kendimiz için hiçbir şey yapmak istemiyoruz, sadece Yaradan için.

2. RABAŞ, Makale No. 9 (1986), "Hanuka Mumuna Dair"

Hanu [park etmiş] Koh [buraya/buraya kadar], yani buraya park etmişler. Bu, Kislev'in [Hanuka'nın başladığı tarih] Şaf-Hey [Koh/25.] ayının savaşın sonu değil, sadece bir duraklama olduğu anlamına gelir. Bu, yeni ve büyük bir taarruza geçmek isteyen bir ordunun, savaşa devam edebilmek için askerlerin dinlenmesine ve güçlerini yeniden kazanmasına izin vermesine benzer.

3. RABAŞ, Mektup No. 26

Hanuka ile ilgili husus. Bu, Hanu'nun (park etmiş) anlamıdır; burada park etme bütünlükten, yani aydınlatan bir aynadan dolayı değildir. Aksine, park Ko (burada/buraya kadar) idi, yani eksikti, bu da aydınlatmayan bir aynadır. Başka bir deyişle, eğilim savaşı henüz bitmemiştir ve gerçek bütünlüğe ulaşmamız gerekmektedir. Bu, Hanu-Ko'nun anlamıdır, Ko'daki gibi park etmek, yani üst ihsanı almak anlamına gelir, böylece eğilim savaşında ilerlemek için daha fazla güce sahip olurlar.

4. RABAŞ, Makale No. 9 (1986), "Hanuka Mumuna Dair"

Hanuka halen amacın tamamlanması değil, sadece yaratılışın ıslahıdır. Bu, ihsan etme kaplarını, yani ihsan etme eylemlerini tamamlar ve bu nedenle Hanuka ışığını kullanmak yasaktır, çünkü kullanmak bir alma eylemidir ve mucize sadece verme eylemleri -bunları yapabilmeleri ve ihsan etmeyi amaçlamaları- üzerineydi ki buna Lişma denir.

5. RABAŞ, Makale No. 12 (1991), "Bu Kandiller Kutsaldır"

Hanuka'da kurtuluş sadece maneviyat üzerineydi, çünkü hüküm sadece maneviyat ile ilgiliydi, şöyle yazıldığı gibi (“Mucizeler Hakkında”), “Yunanistan'ın kötü krallığı, Senin yasanı unutturmak ve onları Senin arzunun kurallarından uzaklaştırmak için halkın İsrail'in üzerinde yükseldiğinde, Sen sonsuz merhametinle onların sıkıntılı zamanlarında yanlarında oldun.”

Buradan kurtuluşun sadece maneviyatla ilgili olduğu sonucu çıkar ve çalışmada “maneviyat” “ihsan etme kapları” “ihsan etme kaplarını giydiren Hassadim ışığı” olarak adlandırılır. Ancak burada, ihsan etme kapları ile ödüllendirildiğimizde, bu sadece çalışmanın yarısı, savaşın yarısıdır. Demek ki, bir kişi aynı zamanda Keduşa'ya [kutsallığa] giren alma kapları ile ödüllendirilmelidir, yani onları ihsan etme amacıyla kullanmalıdır.

Alma kapları da Keduşa'ya girdikten sonra, bu, onun da almak için Kelim'e sahip olması olarak kabul edilir. O zaman bu dereceye “Gevurot'un tatlandırılması" denir. Başka bir deyişle, kişi, ihsan etmek üzere çalışan alma kaplarını edinmeden önce, ihsan etme kapları üzerinde açığa çıkan ışığı kullanamıyordu.

“Haşmonlular zamanında Yunanlılar etrafımda toplanmıştı.”

6. RABAŞ, Makale No. 7 (1987), "Hanuka Mucizesi"

Yunanlıların meselesi, bizlerin hem akılda hem de kalpte sadece mantık dahilinde hareket etmek durumunda olmamızdır. Doğal olarak, İsrail mantık ötesi gitmek istediğinde ve dış aklın gerektirdiklerini dikkate almadığında, bunu yapamadılar.

Buna Yunanlılara karşı savaş denir. Asıl çalışma o zaman yani İsrail halkı Yaradan'la Dvekut'a [bütünleşmeye] giden yola girmek istediğinde başlar. Bu yola “mantık ötesi inanç” denir. Yunanlılar bedeni kontrol etmek istediler, öyle ki akıl bunu kabul etmedikçe hiçbir şeyden vazgeçmesin.

7. RABAŞ, Makale No. 12 (1991), "Bu Kandiller Kutsaldır"

(Kurtuluşumun Kudretli Kayası şarkısında) “Makkabilerin günlerinde Yunanlılar başıma üşüşüp kulelerimin duvarlarını yıktılar” deriz. “Yunanlılar” mantık dahilinde hareket eden, mantığa aykırı olduğunda hiçbir şey yapamayan insanlardır. O dönemde Yunanlıların egemenliği vardı, yani bu egemenlik İsrail halkı üzerinde hüküm sürüyordu.

Bu otoriteye “Yunanistan'ın kötü krallığı” denir ve onların rolü “Senin Tora'nı unutturmak ve onları Senin arzunun yasalarından uzaklaştırmaktır”. Bu da yönetimin özellikle mantık dahilinde hareket etmesidir. Kuleyi koruyan duvarın aşılmasına neden olan şey de budur.

8. RABAŞ, Makale No. 9 (1986), "Hanuka Mumuna Dair"

"Maneviyat" ihsan etme kaplarını kullanmak anlamına gelir. Yunanlıların egemenliği, ihsan etme kaplarıyla ilgili her şeyin yasaklanmasıyla ifade edilir çünkü orada da Tora ve Mitzvot çalışmaları üzerinde kontrol vardı.

Bu dışarıdaydı. Daha çok düşüncede -düşünceyi yöneteceklerdi, böylece Yaradan için hiçbir şey hedefleyemeyeceklerdi. Aksine, İsrail halkının Yaradan'dan ayrı düşmelerine neden olacak kendini sevmeye dalmalarını istediler. Sitra Ahra'nın [Diğer Taraf] tüm düşüncesi, onları Yaradan'dan uzaklaştırmakla ilgilidir ve uzaklık ve ayrılık sadece “kendini sevmek” olarak bilinen form eşitsizliği yoluyla gelir.

9. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 897, “Hanuka Nedir”

“Yunanlılar”, her şeyi dışsal akılla anlamak isteyen bir felsefeyi ifade eder. “Sonra Makabilerin günlerinde” özellikle Makabiler, yani Yaradan'ın hizmetkârları varken, Yunanlıların kontrol sahibi olduğunu görürüz.

10. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 77, "Yunanlılar EtrafımdaToplandılar "

“Makabilerin günlerinden sonra Yunanlılar etrafımda toplandılar.”

Yunanlılar Keduşa'nın [kutsallık] karşısındaki Klipa'dır [kabuk]. Keduşa, mantık ötesi inanç niteliğidir ve Yunanlılar açıkça mantık dâhilinde hareket ederler. Yunanlılar özellikle Makabiler zamanında, yani Keduşa yolunda yürümek istendiği zaman gelirler. Bundan önce Yunanlılara yer yoktur çünkü “Tanrı onları birbirinin karşısında yaratmıştır”. “Kim dostundan daha büyükse, onun eğilimi ondan daha büyüktür” (Suka 52) sözünün anlamı budur.

11. RABAŞ, Makale No. 11 (1989), "Çalışmada Gerekli Olan Güçler Nelerdir?

Tam da kişi Keduşa'ya yaklaşmak istediğinde, ki bu mantık ötesi bir inançla yapılır, kişide “Yunanlıların görüşleri” belirir. Bu, inanca karşı olan bir Klipa'dır [Klipot'un tekili]. Bu durumda, ihsan etme çalışmasına başlamadan önce, kişide Yunanlıların ortaya çıkmadığını ve Yaradan'a yeterli inanca sahip olduğunu, Tora ve Mitzvot'u yerine getirecek güce sahip olduğunu ve ihtiyacı olan tek şeyin daha fazla Tora ve Mitzvot yerine getirmek olduğunu düşündüğünü görürüz.

Ancak kişi bir Makabi olmak istediğinde, yani dünyayı sadece Keduşa'nın yöneteceğini düşündüğünde, inancın karşısındaki Klipa olan “Yunanlılar” her seferinde daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar ve özellikle “kulelerimin duvarlarını” yıkmak ister. İnanç “duvardır” ve tüm yücelikler kişinin Yaradan'a olan inancının ölçüsüne bağlıdır.

Ve Kulelerimin Duvarlarını Yıktı

12. RABAŞ, Makale No. 12 (1991), "Bu Kandiller Kutsaldır"

“Yunanlılar başıma üşüşerek ... kulelerimin duvarlarını yıktılar” diye yazılmıştır. Bu, bir kişinin “Yaradan'a mantık ötesi inanç” olarak adlandırılan bu duvarı koruması gerektiği anlamına gelir. Başka bir deyişle, kişi öğrenmenin ve dua etmenin vs. değerli olduğunu anlayana kadar beklememelidir. Aksine, aklın kendisine verdiği tavsiyeleri dikkate almamalıdır. Bunun yerine, Tora'nın kişiyi yükümlü kıldığı yolu izlemelidir. Kişi bu şekilde davranmalıdır. Ancak bu şekilde, yani “ kayıtsız şartsız teslimiyet” ile kişi Keduşa'nın aklı ile ödüllendirilebilir.

Ve en önemlisi de duadır. Yani, kişi Yaradan'a mantık ötesi gitmesine yardım etmesi için dua etmelidir, bu da sanki zaten Keduşa'nın aklıyla ödüllendirilmiş ve o zaman bundan büyük bir sevinç duyacakmış gibi mutlulukla çalışması gerektiği anlamına gelir. Aynı şekilde, Yaradan'dan kendisine bu gücü vermesini istemelidir, ki böylece bedenin aklının üzerine çıkabilsin.

Başka bir deyişle, beden ihsan etmek için bu çalışmayı kabul etmese de, Yaradan'dan büyük bir Kral'a hizmet eden birine yakışır şekilde sevinçle çalışabilmeyi ister. Yaradan'dan, Yaradan'ın yüceliğini göstermesini ve ardından memnuniyetle çalışmayı istemez. Aksine, Yaradan'ın ona mantık ötesi çalışmasında sevinç vermesini ister, öyle ki bu, kişi için zaten akla sahipmiş gibi önemli olsun.

13. RABAŞ, Mektup No. 43

“Kurtuluşumun Kudretli Kayası” şarkısında şöyle deriz: “Yunanlılar etrafımda toplandılar... ve kulelerimin duvarlarını yıktılar ve tüm yağları kirlettiler.” Homat (duvarları), Hotam (mühür) ve Tehum (alan/bölge) harflerinden oluşur. “Kulelerim” iyiliğin bolluğuyla dolu kuledir (Midraş Rabah, Bölüm 8). “Duvar” yabancıların kente girmesini ve mallarını çalmasını engellemekle ilgilidir.

Burada da aynı şey söz konusudur - yabancı düşüncelerin ve davetsiz arzuların girişini engellemek için, dışarıdan gelenlerden uzak duracağımız bir duvar yapmalıyız. Bu duvara “inanç” denir, çünkü kişi ancak inançla yukarıdakilerin tümünden kurtulabilir. Buna “bölge” denir, çünkü dışsal olanlar buraya kadar yaklaşabilirler, ancak kişinin duvarın ötesine geçmediğini gördüklerinde yerlerine geri dönerler.

Bu böyledir çünkü inanç özellikle mantık ötesidir ve Sitra Ahra 'nın hükmü özellikle dışsal aklın mantığı içindedir. Dolayısıyla, kişiyle hiçbir bağlantısı veya teması yoktur.

14. RABAŞ, Makale No. 12 (1991), "Bu Kandiller Kutsaldır"

Bir “kule” insanın içinde Yaradan'ın yüceliğinin belli bir ölçüsü olduğu anlamına gelir. Bu “duvara” “mantık ötesi inanç” denir ve özellikle mantık ötesi inançla kişi Yaradan'ın yüceliğini hissetmeye gelebilir ve Yaradan'ın yüceliğini kendine tasvir edebilir.

Kişi Yaradan'ın yüceliğini hissettiğinde, “meşalenin önündeki bir mum gibi” O'nun önünde iptal olur. Ama Yunanlılar, yani onların mantık ötesine geçmelerine izin vermeyen mantık dâhilindeki hâkimiyet, “kulelerimin duvarlarını yıkmak” olarak kabul edilir. Başka bir deyişle, bir duvar olan mantık ötesi inanç. Bu duvarın içinde kuleler inşa edebiliriz, yani “bir kule” olarak adlandırılan Yaradan'ın yüceliğini edinilebiliriz. Yani, özellikle mantık ötesi inanç sayesinde “ Keduşa'nın aklı ” ile ödüllendiriliriz.

15. RABAŞ, Mektup No. 68

Kutsal ARI, Homat'ın [duvar] Tehum [alan/bölge] kelimesinden geldiğini, bunun da İsrail halkının düşünmesine izin verilen şeylerin bir sınırı olduğu anlamına geldiğini söyler. Yani, biz anlamasak da Yaradan'ın dünyayı iyiliksever bir rehberlikle yönettiğine inanmak gerekir.

Bir kişi bu sınıra sahip olduğunda, düşmanlarının geçemeyeceği bir duvara sahip olur. Bu, yabancı düşüncelerden korunmaktır. Bu yüzden inanca “duvar” denir. Yunanlılar bu duvarı yıktılar ve bir mucize gerçekleşti ve Yaradan onlara yardım etti, “Yaradan'ın yardımı olmasaydı, kişi, bunun üstesinden gelemezdi.

16. RABAŞ, Mektup No. 43

“Kulelerimin duvarlarını yıktılar”, yani iyiliğin bolluğuyla dolu kulenin etrafındaki duvarı, ki bu duvar sayesinde, Yaradan'ın dünyayı iyilikle yönettiğine dair açık bir İlahi Takdir ile ödüllendiriliriz.

Yukarıda bahsedilen ihlal yüzünden “tüm yağları kirlettiler”, yani inanç yoluyla kendilerine bahşedilen tüm canlılık ve berraklıktan mahrum bırakıldılar, çünkü Tuma'a (kirlilik) Timtum (dilsizlik) ve Situm'dan (engelleme) gelir. Nihayet bir mucize olur ve Yaradan onlara yardım eder ve bir kez daha “yüzün ışığı” olarak adlandırılan ifşa olmuş ışıkla ödüllendirilirler.

Hanuka Mumu

17. RABAŞ, Mektup No. 43

Mumların üç koşul yerine gelene kadar yanamayacağı bilinmektedir: 1) yağın içine konulduğu kap olan mum; 2) yağ; 3) fitil (yakıtı aleve doğru çeken dokuma bir ip (mum ya da kandilde)). Bu üçü bir araya geldiğinde onların ışığından yararlanabiliriz.

Yukarıdaki üç anlayışı çalışma ve etikte yorumlamalıyız. Yağ ve fitilin yerleştirildiği Kli (kap), “mum” olarak adlandırılan bedendir.

Tora ve Mitzvot'taki emekte kişi, O'nun İlahi Takdiri'nde, kendisine açıklanmayan şeylerle ilgili yani dünyanın rehberliğinin iyilikte olduğu konusunda bir tezat hisseder. İnsanın görüşüne göre, Yaradan dünyaya farklı bir şekilde rehberlik etmeliydi, yani O'nun iyiliği herkese ifşa olmalıydı. Böylece bu, insanın aklıyla çelişir. Buna Petillah (fitil) denir, Petaltol (sargı) kelimesinden ve Pesulah (kusurlu) kelimesinden gelir, çünkü bu tür düşünceleri taşımak kusurludur.

Kişinin Tora'yı ve çalışmayı arzulamasını, Tora'daki ve çalışmadaki tatlılığı ve hoşluğu hissetmesini sağlayan berraklık ve uyanışa ise “yağ” denir.

Bunlardan biri eksikse, onların ışığından haz almak mümkün değildir.

18. RABAŞ, Mektup No. 43

Beden emek ve berraklıktan oluştuğunda, kişi özellikle bu ikisi aracılığıyla açığa çıkan Yaradan'ın ışığını edinmekle ödüllendirilir. Ve tıpkı yağ ve fitil yanıp bittiğinde aydınlanacak hiçbir şey kalmaması ve karanlık olması gibi, emek ve berraklık sona erdiğinde de kişinin ışığı kalmaz ve onun için bir kez daha karanlık olur.

Eğer kişi daha çok ışık elde etmek istiyorsa, “fitil” adı verilen daha fazla emek ve “yağ” adı verilen daha fazla berraklık bulmaya çalışmalıdır çünkü ışığın içinden sızıp tutunacağı hiçbir şey yoktur. Bunun nedeni bir kuralın var olmasıdır: “Ödül çabaya göredir.”

“Yağ” olarak adlandırılan berraklık, esas olarak inanç yoluyla gelir; bu, kişiyi dışsal akla karşı çaba ve çelişkilere sürükleyen kötü eğilime karşı kişinin galip gelmesidir. Buna Yaradan çalışmasında “sınanma” denir.

Bunun üstesinden geldikten sonra, kişi Yaradan'ın insanın ruhunu aydınlatan ışığını almakla ödüllendirilir ve o zaman artık çelişkilere yer kalmaz. Buna “Hanuka ışığı” denir. Böylece, açık bir İlahi Takdir, O'nun rehberliğinin yarattıklarına karşı iyiliksever olması ile ödüllendirilir.

19. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 5, "Günahların Erdemler Haline Gelmesinin Anlamı"

Bu, fitile tutunan bir aleve benzer. Yabancı düşünce, kişinin çalışmasına bir kusur yerleştirmek isteyen fitil olarak kabul edilir. Yani, yabancı düşünce ona zihin ve akıl açısından bakıldığında, çalışmasında yapacak bir şeyi olmadığını düşündürür. Ve ne zaman ki bu yabancı düşünceye kapılır, o zaman hiçbir mazeret ileri sürmek istemediğini, aklın söylediği her şeyin doğru olduğunu, ancak mantık ötesi olan inanç yolunda yürüdüğünü söyler.

Bunun sonucunda inanç ateşi yabancı düşüncenin fitiline bağlanır. Böylece, ancak şimdi inanç Mitzva'sını gerektiği gibi yerine getirebilir. Bundan sonra sorular onun için erdemler haline gelir, çünkü aksi takdirde inançtan herhangi bir erdemi kabul etmesi mümkün olmazdı.

Buna “acı çekerken sevinmek” denir. Kendisini rahatsız eden ve iftira atmasına, dedikodu yapmasına ve O'nun çalışması hakkında kötü konuşmasına neden olan yabancı düşüncelerden acı çekse de, yine de bundan mutlu olur çünkü ancak şimdi, böyle bir zamanda, mantık ötesi inanç tarzında bir tutum sergileyebilir. Buna “ Mitzva'nın neşesi” denir.

Hanuka Mucizesi

20. RABAŞ, Mektup No. 68

Peki mucize nedir? Doğal bir şeyin mucize olarak kabul edilmediği bilinmektedir, ancak doğanın üzerinde olan bir şey mucize olarak kabul edilir. Doğal, insanın tek başına yapabileceği bir şey demektir. Buna doğal denir. Ama insanın yapamayacağı şey zaten doğa üstü olarak kabul edilir.

21. RABAŞ, Mektup No. 68

Hanuka manevi bir mucizeydi ve maneviyatta “Ne?” diye sormamız gerekir, yoksa mucizeyi hissedemeyiz. Bu nedenle “Hanuka nedir?” diye sordular ki herkes maneviyat mucizesini sorsun, yani önce manevi sürgünün anlamını bilsin, sonra da manevi kurtuluşa nail olsun.

Ve bu nedenle, herkesin ilgisini çekmek için bunu topluma açıklamalıyız. Aksi takdirde ne sürgünü ne de kurtuluşu hissedebiliriz.

22. RABAŞ, Makale No. 7 (1987), "Hanuka Mucizesi"

Bir kişinin başına gelen ve Keduşa'nın tarafını seçmesini sağlayan mucize, bir akıl meselesi değildir. Aksine, bedenin gereksiz gördüğü bir şeydir ki bu da emektir. Beden bundan nefret eder ve tüm emek meselesini lüzumsuz olarak görür. Ancak tam da bu fazlalıktan, yani kişinin terk ettiği ve istemediği ya da arzulamadığı şeyden, buradan ona Keduşa'da kalan mucize gelir.

“Kavanozların bir kalıntısından, güller için bir mucize yaratıldı” ifadesinin anlamı budur. Bir kavanoz, Rabbi Meir'in haşaratları yüz elli tat ile arındırdığı yazıldığı gibidir. Bu, her şeyde her iki yönde de görüş olduğu anlamına gelir. Neyle inceleme yapabiliriz? Geriye kalanla, yani bedenin gereksiz gördüğü, hiçbir şey olarak görmediği şeyle. Bu mantık ötesi bir inançtır ve ancak bu sayede Klipot'un tuzağına düşmekten kurtulabiliriz.

23. RABAŞ, Makale No. 12 (1990), "Çalışmada Tora Neden "Orta Çizgi" Olarak Adlandırılır? - 1"

Hanuka mucizesi, “yaratılışın ıslahı” olarak adlandırılan, bütünlüğe sahip oldukları “sağ” üzerindeydi. Buna mucizenin maneviyat üzerinde olması denir, çünkü ihsan etme kapları Kelim [kaplar] açısından “maneviyat” olarak adlandırılır ve bu Kelim iyi eğilimle ilgilidir.

Bunun aksine, alma kapları bedenselliğe, yani kötü eğilime atfedilir, daha önce de açıkladığımız gibi, “Ve Tanrın Efendini tüm kalbinle yani her iki eğiliminle de seveceksin”. Diğer bir deyişle, ihsan etme kapları olan iyi eğilimle, Yaradan rızası için çalışmalıyız. Ama aynı zamanda kötü eğilime ait olan alma kaplarıyla da. Onlar da Yaradan'ın rızası için kullanılmalıdır, bu da ihsan etmek için almak anlamına gelir.

24. RABAŞ, Makale No. 11 (1990), "Çalışmada Hanuka Mumunu Sola Yerleştirmek Ne Anlama Gelir"

“Mucize” bir kişinin elde edemeyeceği bir şey anlamına gelir. Öyle ki, yukarıdan gelen bir mucize olmadıkça kişinin bunu elde etmesi mümkün değildir. Ancak bu şekilde “mucize” olarak adlandırılır.

Bu nedenle, bir kişi kötülüğün farkına vardığı bir duruma geldiğinde, içindeki dünya uluslarının egemenliğinden çıkmasının imkânsız olduğunu, içindeki İsrail'in onların altında sürgünde olduğunu ve onların etkisinden kurtulmasının hiçbir yolunu göremediğinde, Yaradan onlara yardım ettiğinde ve onları dünya uluslarının otoritesinden çıkarıp İsrail halkının onları yönetmesi için tersine çevirdiğinde, buna “mucize” denir.

25. RABAŞ, Makale No. 7 (1987), "Hanuka Mucizesi"

“Hanuka'nın günlerini neden sekiz yaptılar?” Ne de olsa bir gecelik yağları vardı ve mucize yedi gün daha yanmasıydı. Bu nedenle, bu mucizeye göre, sadece yedi gün için ayarlamaları gerekirdi."

İlk gecenin yağından geriye ilk gece için gerekli olan yağ kaldığı için, ilk geceki mucizenin, tüm yağın yanması değil, yağın bir kısmının yanması ve geri kalanının yedi gün daha kalması olduğunu açıkladılar.

Bu, Yunanlıların yağ kavanozunu görmemeleri bir mucize olmasına rağmen, Baş Kahin'in mührüyle mühürlenmiş yağ kavanozunu bulmalarının bir mucize olarak kabul edilmediği anlamına gelir. Bunun yerine, mucizeyi doğal olmayan bir şey olarak görür ve doğanın üzerinde yapılan bir şey mucize olarak kabul edilir, çünkü yağ küpü dünyadaydı ama onu görmediler.

Yağ konusunda durum böyle değildir. Bir gece boyunca aydınlatma için gerekli olan ölçünün sadece küçük bir kısmı yanmıştır. Kutsanmış olan o küçük kısım ise daha uzun süre yandı. Bu doğal değildi. Yani, öngörülenden daha uzun süre yanmak doğaya uygun değildir. İlk geceden geriye kalan, yağın tamamının yanmamış olması, dünyada böyle bir şey olmadığı için buna “mucize” denir.

26. RABAŞ, Makale No. 11 (1989), "Çalışmada Gerekli Olan Güçler Nelerdir?

Yaradan onlar için bir mucize yarattığında, yani onlara yardım ettiğinde, herkes tüm çalışmanın onlar için hiçbir işe yaramadığını gördü, yani tüm çalışma boşunaydı, çünkü onları yenemediler, (“Mucizeler İçin” bölümünde) yazıldığı gibi, “Güçlüleri zayıfların eline, çokları azların eline teslim ettin.”

Yani, doğal olarak, orada zayıf ve az oldukları için kazanmaları mümkün değildi. Böylece, Yaradan'ın onlara yardım ettiğini mantık dahilinde gördüler. Bu bize Yaradan yardım ettiğinde, özellikle güçlü bir insana yardım edebileceği ve zayıf bir insana yardım edemeyeceğinin söylenemeyeceğini öğretmek içindir.

Şimdi Yaradan'ın kendisine yaklaşmasına yardım etmesi için bir kişide ne gibi büyük güçlerin ve iyi niteliklerin olması gerektiğini görebiliriz. Çalışmada, “Güçlüleri zayıfların eline teslim ettin” ifadesini, bir kişinin içindeki Yunanlıların güçlü düşüncelerini ve güçlü arzularını, düşünceleri zayıf olan ve becerikli olmayan bir kişinin içindeki “İsrail'in” eline teslim ettin şeklinde yorumlamalıyız. Onlar, bir insanda dünya uluslarının arzularını yenecek güçlü arzuya ve yeteneğe sahip değildir. Yine de Sen, bu güçlüleri zayıfların ellerine teslim ettin. Buna “mucize” denir çünkü bir insanın bunların üstesinden gelebilmesi doğal değildir.

Yağ Kavanozu

27. RABAŞ, Makale No. 7 (1987), "Hanuka Mucizesi"

Buldukları ve Başrahip'in mührüyle mühürlenmiş olan yağ küpünün anlamı. Bir Kohen [rahip] Hesed [merhamet/lütuf] olarak adlandırılır. “Yüksek, baş” Hohma'ya dönüşen Hesed anlamına gelir, bu da “Rahip” olarak adlandırılan Hassadim'in bolluğu anlamına gelir. Rahip, Hesed niteliğidir ve Hesed, mantık ötesi inanca işaret eder. Bu, Hesed'in niteliği olan İbrahim'in, inancın babası olmasının anlamıdır.

Yunanlılar inancı göremezler çünkü onlar sadece akıl yoluyla görürler, mantık ötesi yoluyla değil. Bu nedenle, mantık ötesi yürüdüklerinde, Yunanlılar onları yönetemediler. Yunanlıların yağ kavanozunu görmemelerinin anlamı budur.

Ve sekiz gün yanması mucizesine gelince, bu, Bina'daki Hassadim'i aydınlattığının bir göstergesidir. Bina 'dan Malhut 'a kadar sekiz Sefirot vardır ama Hohma 'nın Hohma'sı aydınlatmamıştır. Bu nedenle sekiz gün olarak belirlediler, çünkü “ Bina 'nın [anlayış] oğulları, sekiz gün, şarkı ve ilahi oluşturdu.” yazıldığı gibi sadece sekiz gün aydınlattı.

28. RABAŞ, Makale No. 32 (1989), Çalışmada Yağın “İyi İşler” Olarak Adlandırılmasının Anlamı Nedir?

“Yağ” iyi işler anlamına gelir, [...] ''mantık ötesi'' olarak adlandırılır. Dolayısıyla fitil yağ eksikliği yüzünden söner. Bu, “Yağın ‘iyi işler’ olarak adlandırılması ne anlama geliyor?” diye sorduğumuz şeyin anlamıdır.

Cevap şudur: İyi eylemler, fitildeki yağ gibidir. Yağ bittiğinde ışık da kesilir. Aynı şekilde, iyi eylemler durduğunda, ışık ayrılır ve bir kez daha alçaklık yerine iner.

Baal HaSulam, kişi bir yükseliş durumuna geldiğinde, yani Yaradan'ı hoşnut etmek için her şeyi yapmak amacıyla çalışmanın değerli olduğunu hissettiğinde, “Artık cennetin krallığını inşa etmek için bir temelim var, çünkü artık mantık ötesine geçmeme gerek yok” dememesi gerektiğini söylemiştir. Bunun yerine, “Şimdi özellikle mantık ötesi gitmem gerektiğini görüyorum ve bunun kanıtı da özellikle mantık ötesi giderek Yaradan'ın beni yakınlaştırması ve sevmesidir” demelidir.

Kişi, Yaradan'ın kendisini sevdiğini nasıl bilebilir? Baal HaSulam bu konuda bir kural olduğunu söylemiştir: Eğer bir kişi Yaradan'a sevgi duyuyorsa, bunun sebebinin Yaradan'ın onu sevmesinden kaynaklandığını bilmelidir, “Efendi senin gölgendir” diye yazıldığı gibi. “Bu nedenle, buradan itibaren sadece mantık ötesine geçmeyi kendime görev ediniyorum, çünkü bu şekilde Yaradan'ın beni daha da yakınlaştırdığını görüyorum.”

“Kurtuluşumun Kayası, Seni Övmek Bir Zevktir”

29. RABAŞ, Makale No. 13 (1985), " Kurtuluşumun Kudretli Kayası"

“Seni övmek bir zevktir” dediği gibi, şimdiki zamanla başlarız, yani Senden aldığımız iyilikler için Sana şükreder ve Seni överiz. Bilgelerimizin dediği gibi, “Kişi her zaman Yaradan'ı övmeli ve sonra dua etmelidir” (Berakot [Kutsamalar], 32).

Bunun nedeni, Yaradan'ın merhametli ve lütufkâr olduğuna ve yarattıklarına iyilik yapmayı arzuladığına inanan kişinin, dua etmeye yerinin olmasıdır. Bu nedenle öncelikle Yaradan'a övgüyü tesis etmeliyiz, yani kişinin kendisi Yaradan'a övgüyü tesis etmelidir. Bu, Yaradan'ın kişinin O'nu övdüğünü görmesi gerektiği anlamına gelmez, çünkü Yaradan'ın insanlara ihtiyacı yoktur. Aksine, kişinin kendisi Yaradan'ın övgüsünü görmelidir ve sonra O'ndan kendisine yardım etmesini isteyebilmelidir, çünkü O'nun tavrı yarattıklarına iyilik yapmaktır.

30. RABAŞ, Makale No. 13 (1985), " Kurtuluşumun Kudretli Kayası"

“Seni övmek bir zevktir” dedikten sonra dua gelir ve ‘Dua Evimi onar’ deriz.

“Dua Evim” nedir? Bunun anlamı, şöyle yazıldığı gibidir: “Onları bile kutsal dağıma getireceğim ve dua evimde sevinçli kılacağım.” “Benim kutsal dağım.” Har [dağ] Hirhurim [düşünceler/tefekkürler] kelimesinden gelir, yani onlara Keduşa [kutsallık] düşünceleri getirecek - tüm düşünceleri sadece Keduşa olacak.

31. RABAŞ, Makale No. 13 (1985), "Kurtuluşumun Kudretli Kayası"

“Ve onları dua evimde neşeli kıl” insanın kalbidir, böylece orada Şehina 'nın [Kutsallığın] bulunması için bir yer olacaktır. Malhut 'un “dua” olarak adlandırıldığı bilindiği gibi, Şehina da “dua” olarak adlandırılır, çünkü “Ama Ben duadan ibaretim” diye yazılmıştır.

“Dua Evimi onar“dan sonra ‘Ve orada şükran sunusu getireceğiz’ gelir. Buna göre, önce övgü, sonra dua ve sonra bir kez daha övgü vardır, tıpkı övgü ve şükranla sona eren duanın sıralamasında olduğu gibi.

32. RABAŞ, Makale No. 13 (1985), "Kurtuluşumun Kudretli Kayası"

Kişi övgüyle başlamak istiyorsa ama kalbi kapalıysa ve kusurlarla dolu olduğunu hissediyorsa ve ağzını açıp şarkı söyleyemiyor ve övgüde bulunamıyorsa ne yapabilir? Tavsiye, mantık ötesi gitmek ve her şeyin "üstü örtülü Hassadim [merhametler]" olduğunu söylemektir. Başka bir deyişle, her şeyin Hesed [lütuf/merhamet] olduğunu, ancak Yaradan'ın yarattıkları için hazırladığı hazzı ve zevki görmeye henüz yetkin olmadığı için bunların kendisinden gizlendiğini söylemelidir.

Ve Yaradan'a övgüyü tesis ettikten sonra - yani her şeyin iyi ve lütufkar olduğuna mantık ötesi bir şekilde inandıktan sonra - Yaradan'ın, “Dua Evim” olması için yani Yaradan'ın merhametlerinin orada görünmesi için kalbini onarması adına dua etmelidir. Buna “ifşa olmuş Hassadim” denir.

Ve sonra, “Orada bir şükran sunusu getireceğiz”, yani alma kaplarını sunma ayrıcalığına sahip olduğu için şükredecektir. Buna, alma arzusunu feda etmekle ödüllendirildiği için “Orada şükran sunusu getireceğiz” denir. Bunun karşılığında “Tapınağın yeri” olarak adlandırılan ihsan etme arzusu gelmiştir.

Hanuka Mucizesi ve Purim Mucizesi

33. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Makale No. 895, “Hanuka'nın Anlamı”

Hanuka mumlarıyla ilgili olarak “Onları kullanmak için iznimiz yok, sadece görmek için var”. Kullanmak, alma kaplarıyla olur ve burada mucize, Yaradan'a ihsan etme kaplarıyla hizmet etmeleriydi.

Hanuka ve Purim arasında bir fark vardır: Hanuka'nın mucizesi ihsan etme kapları üzerindeyken, Purim'de mucize alma kapları üzerindedir. Bu nedenle orada ziyafet ve neşe vardır, Hanuka'da ise sadece görmek vardır, kullanmak yoktur.

34. RABAŞ, Makale No. 12 (1991), "Bu Kandiller Kutsaldır"

Baal HaSulam, “Bu kandiller kutsaldır ve onları kullanmak için iznimiz yok, sadece onları görmek için iznimiz var” şeklinde yazılanlar hakkında, Hanuka mucizesi ile Purim mucizesi arasındaki farkı bilmemiz gerektiğini söylemiştir. Hanuka'da karar sadece maneviyatla ilgiliydi, İsrail halkının Mitzvot 'u [emirleri/iyi eylemleri] yerine getirmesi engellenmişti. Mucize, Haşmoniler'e karşı galip geldiklerinde, Mitzvot'u gözlemleyebilmeleriydi. Maneviyatta Kelim [kaplar] olmadığından, Kelim özellikle “alma kapları” olarak adlandırıldığından, buna “yokluktan var oluş” denir, bu da alma arzusudur, bu nedenle “Bu kandiller kutsaldır ve onları kullanma iznimiz yok” iması gelir.

Purim mucizesinde durum böyle değildir. “Yok etmek, öldürmek ve yok etmek için” (Ester 3:13) yazıldığı gibi, o zaman hüküm, bedenler üzerindeydi. Buradan, mucizenin bedenler üzerinde olduğu sonucu çıkar. “Bedenler”, ''alma kapları'' olarak adlandırılır. Bu nedenle, Purim'de, “Sevinç, bayram ve iyi bir gün” diye yazılır; burada bayram bedenle ilgilidir. Hanuka'da bize “onları kullanma izni yok, sadece onları görme izni var” mucizesi verilmiştir.

35. RABAŞ, Çeşitli Notlar. Madde No. 897, “Hanuka Nedir”

Hanuka mucizesi sadece iyi eğilimle ilgiliydi. Bu nedenle sadece “park etme” olarak adlandırılır, çünkü çalışma tamamlanmamıştır, yani “beden” olarak adlandırılan kötü eğilim üzerinde hala bazı ıslahların yapılması gerekmektedir. Bu sadece Purim'in mucizesiydi.

“Gözlemlendi ve alındı ‘nın anlamı budur, şimdiye kadar zorla, çünkü kötü eğilim hala ıslah edilmediği için çalışmayı kabul etmemişti ve şimdi mucize bedenlerin kurtuluşunda olduğu için, ’tüm kalbinizle-her iki eğiliminizle” gerçekleşir. Bu yüzden buna “isteyerek” denir.

Bu nedenle, Hanuka'da mucizeyi sadece ruhun ihtiyaçları olan övgü ve şükranla tanırken, Purim'de mucizeyi bedene dokunan şölen ve neşe ile tanırız.